Kimlik bilgisi Adı : ALİ

Künyesi: Ebul Hasan ve Ebu Turab

Lakabı: Emir ul Muminin

Baba adı : Ebu Talib

Anne adı:Fatıma Bint Esed

Doğum yeri:Mekke (Kabe)

Doğum tarihi: Amul filden 30 yıl sonra yani bisetten 10 yıl önce

Peygambere (sav) olan yakınlığı: Amcasının oğlu, Damadı, Kardeşi,Vasisi, Halifesi

Şehadet yılı : Hicretin 40.yılı Ramazan ayının 19.günü

Şehadet yeri :Kufe (cami mihrabında)

Şehadet sebebi :İbn Mülcemin secde esnasında zehirli kılıçla darbesi

  Çocukluk dönemi

  Hz Ali altı yaşına kadar Hz Peygamberin büyüdüğü evde yani babası Hz.Ebutalib”in himayesi altında büyüdü. Ama Mekke”de kuraklık çıkması nedeni ile Hz Ebutalib çocuklarının çokluğu nedeni ile onları büyütmeleri için yakın akrabalarına vermek zorunda kaldı ve Hz. Peygamber çocuklar arasında Hz Ali”yi seçti bu da O Hazretin Ali(as)”a olan sevgisini ve Hz Ali”nin Peygambere olan yakınlığını gösterir. Hz Ali çocukluk dönemini şöyle nakleder: Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı;. beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi. Ben de her an, devenin yavrusu”,nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; O her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hıra dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi. Ortalama 4 yıl sonra Allah Resulü”ne ilk ayet nazil oldu ve Hz Ali Ona ilk tabi olan kimse idi.O zamanın en zor şartlarında Peygamber”in yanında ve Onun emrinde idi

  Yine İnzar ayeti ismiyle meşhur olan En yakın aşiretini uyar(1) ayet-i kerimesi nazil olarak Peygamber-i Ekrem yakın akrabalarını uyarmakla görevlendirildiğinde, Hz. Resul akrablarını toplayarak onlara: Sizlerden kim, benim bu görevimde bana yardım etmeye hazırdır ki, benim kardeşim, vasim ve aranızda halifem olsun? buyurduğunda, onların arasından yalnızca Hz. Ali (a.s) ayağa kalkarak imanını ibraz etmiş, buna müteakip Peygamber-i Ekrem de mübarek elini Hz. Ali”nin omuzuna koyarak: Bu benim kardeşim, vasim ve sizin aranızdaki halifemdir; onu dinleyin, ona itaat edin buyurarak o Hazret”in iman etmesini kabul etmiş ve İslam dininin ilk başından itibaren kendinden sonra Hz. Ali”nin geldiğini vurgulamıştır. Böylece Ali (a.s) Müslümanlar arasında ilk iman getiren ve hayatı boyunca Allah”tan başkasına tapmayan ilk şahsiyet olmakla birlikte, Hz. Resulullah (s.a.a)”dan sonra İslam dininin ikinci şahsiyeti oluvermiştir. (2)

  İnzar ayeti ve Kureyşin islama daveti
  Muhammed bin Cerir-i Taberi, Hz. Ali (a.s)”ın şöyle buyurduğunu naklediyor Resulullah (s.a.a) beni çağırdı ve şöyle buyurdu: Ya Ali! Allah-u Teala, kendi yakınlarımı inzar etmemi (uyarıp korkutmamı) emretmiştir. Sen bizim için bir yemek yap. Sonra Abdulmuttalib oğullarını, onlarla konuşmam için bir araya topla da iletmekle görevli olduğum şeyi onlara ileteyim.Ben de Resulullah”ın emri üzere onları bir araya topladım, Resulullah (s.a.a) onlara hitaben şöyle buyurdular: Allah-u Teala, sizi O”na davet etmekle beni görevlendirmiştir. Sizlerden hanginiz, aranızda benim kardeşim, vasim ve halifem olmak istiyor? Orada bulunanların hepsi sustular. Onların hepsinden yaşta küçük olmama rağmen; Ya Resulellah, ben senin yardımcın olmak istiyorum dedim. Resulullah (s.a.a) elini benim boynuma koyarak şöyle buyurdu: Bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; sözünü dinleyin ve emirlerine uyun.

   Hicret
  Ali (a.s), Peygamber-i Ekrem”in hicretine kadar devamlı onunla birlikte olmuş, düşmanlarına karşı onu savunmuş, kafirlerin Allah Resulü”nü katletme kararı aldıkları hicret gecesi de Ali (a.s), canını feda etmek pahasına, Peygamber efendimizin yatağında yatmış ve Resul-ü Ekrem bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine”ye doğru yola koyulabilmiştir.(3) Hz. Resulullah”ın emniyete kavuşmasından sonra da o Hazret”in vasiyeti üzerine, Peygamber-i Ekrem”in nezdinde emanet olan halkın emanetlerini sahiplerine iade ederek annesini, Resul-ü Ekrem”in sevgili kızı Fatime-i Zehra”yı başka iki kadınla birlikte alıp Medine”ye doğru hareket etmiştir.(4) Resulullah (s.a.a)”in Medine”ye hicretinin peşice, Hz. Ali (a.s) da o şehre gitti. Hicretin ikinci yılında Hz. Fatimet”üz- Zehra ile evlendi. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s) dünyaya geldi. Ali (a.s) Peygamber”in vefatında otuz üç yaşındaydı. Tüm dini faziletlere sahip olup, sahabe içerisinde her açıdan en seçkin mevkide olmasına ve Hz. Resulullah (s.a.a)”ın ümmete açıkça: Ben kimin mevlası (efendisi) isem Ali de onun mevlasıdır ve Ali benden sonra her mü”min erkeğin ve mü”me kadının velisidir(5) buyurmasına rağmen o Hazret”in genç olması ve Peygamber”in savaşlarında kafirlerden bir çoğunu öldürüp, onlardan düşman kazanması bahane edilerek hilafetten kenara itildi. Böylece o Hazret”in eli tüm genel olaylardan kesildiğinde evinin bir köşesine çekilerek özel kişileri eğitmeye başladı. Peygamber”in vefatından sonra 25 yıl üç halifenin hilafet zamanı geçti. Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde halk Hz. Ali”ye (a.s) biat ederek onu hilafete seçti.

  Hilafet
  Hz. Ali (a.s) dört yıl dokuz ay süren hilafeti müddetinde Peygamber”in siretine uyup, hilafet”e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu. Elbette bu ıslahlar, bir kısım çıkar peşinde koşanların zararına olduğu için sahabeden bazıları, Ümm-ül Mü”minin Ayşe Talha Zübeyr ve Muaviye liderliğinde üçüncü halifenin kanını bahane ederek halifeye karşı çıkıp, çeşitli çirkin olaylara sebebiyet verdiler. O hazret bu fitneleri yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr ile savaştı ve bu savaş, Cemel savaşı adında maruf oldu. Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı; bu savaş Sıffın savaşı adını aldı ve bir buçuk yıl devam etti. Nehrevan adıyla maruf olan muharebesinde de Hariciler ile savaştı.

  Şehadet
  Böylelikle o hazretin hilafet müddetice gösterdiği çabaların bir çoğu iç kargaşaları gidermek yolunda geçti. Çok geçmeden Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe mescidinde, sabah namazında, Hariciler tarafından yaralanıp iki gün sonra şehit oldu.

Hz.Ali’nin Sözleri

 

Fasık ve günahkar kimselerle arkadaş olmaktan kaçın, çünkü kötülük kötülüğe kavuşur.Faziletlerin başı ilimdir.

Fazilet sahibinin kıymetini, ancak fazilet sahibi bilir.

Fazla yemek ve yemek üstüne yemekten kaçının. Zira fazla yiyen kimse fazla hasta olur.

Fırsat karınca yürüyüşü ile gelir, yıldırım hızı ile gider.

Fırsat yaz bulutu gibi gelip geçer, elinize geçtiğinde faydalanmasını  bilin.

Fikir çatışmalarından hakikat çıkar.

Fikir sahibi her şeyden ibret alır.

 
*********************************

 

 

Garip, dostu olmayan kimsedir.

Gazap ve öfkeden kaçınınız. Çünkü onun başlangıcı delilik ve sonu ise pişmanlıktır.
Gece ile gündüz seni işlerler. Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor, sen de onlardan bir şey koparmaya bak.

Geçimini mertçe kazanmaya çalış. Nefsini alçaklıktan koru ki, fakir olsan bile şerefli  kalasın.

Gençlik günlerini düşünmek, hasrettir.

Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.

Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.

Gerçek dostlar çok vücutlu, tek kalpli varlıklardır.

Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır.

Gerçekle savaşan, elbette alt olur gider.

Gerçekleri söylemekten korkmayınız.

Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır.

Gözleri kör olan birisine doğanın ne kadar güzel olduğunu anlatamazsınız.

Güleryüz göstermek, cömertlik yerine geçer.

Güleryüz, dostluk yaratır.

Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.

Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.

Günahın en kötüsü, hafife alınan günahtır.

Güzel bir siyaset, iktidarı sürekli kılar.

Güzel huy, bir ganimettir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Haddini bilen kimse, hakaret görmez.

Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın.

Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın.

Hakiki dost sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edenlerdir.

Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyiniz.

Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.

Haksızlıklara isyan etmeyenler, onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır.

Halk için en büyük felaket, düşünce ve bilim adamlarının düşük ahlaklı kimseler oluşudur.

Halka hürmet edenler hürmete mazhar; halkı tahrik edenler hakarete layık olurlar. Halka saygınlık veren kişi, saygın tutulmuştur. Halkı küçümseyenlerse saygı görmemişlerdir.

Halkın önderi olmak isteyen biri önce kendisini ıslah etmeli, daha sonra başkalarını ıslah etmeye başlamalı ve söz ile diğerlerine edep  öğretmeden önce güzel davranışı ile onlara edep öğretmelidir.

Hayat kötülüklerle insan arasında perdedir.

Hayatın karşına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir adavet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de “insan-ı kamil” mertebesine erersin.

Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer isteyense şerden de kötüdür.

Her huyun en iyisini kendin için seç.

Her kim bana bir harf öğretse, ben ona kul köle olurum.

Her kişinin değeri, yaptığı güzel işiyle ölçülür.

 

Herhangi bir işte acele etme, hataya düşersin.

 

Herkes için tatlı ya da acı bir son vardır.

 

 

 

Herkesin değeri, onun himmeti kadardır. 

Herşey akla muhtaçtır, akıl da eğitime. 

Herşeye ibretle bakın ve gördüklerinizden ibret alın. 

Herşeyin bir belası vardır ve iyiliğin belası da kötü arkadaştır. Herşeyin en iyisi, en yeni olanıdır; ama dostların en iyisi, en eskileridir.

Herşeyin sonunu uzun uzun düşünen ve bir türlü karar  veremeyenlerden,

şecaat ve cesaret namına hiçbir şey beklenemez.

Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı.

Hırs ve tamah, yorgunluk ve meşakkatin anahtarıdır.

Hızlı yükselenlere imreniliyor. Oysa en hızlı yükselenler toz, duman, saman ve tüydür.

Hiçbir süs edep kadar güzel değildir.

Hiçbir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyiniz.

Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız.

Hiçbir işte lüzumundan fazla aceleci olma. Dikkatli davranış sahibi olanlar, kendilerini bir çıkmaza girmekten muhafaza etmiş olurlar.

Hikmet sahibi kişilerin sözleri doğruysa ilaçtır, yanlışsa hastalıktır.

Hoş geçinmek aklın yarısıdır.

Huzur ve barışçıllığı arkadaş edinmişe yakınlaş, arkadaşlığından mutlu olmadığın kişiden uzak ol.

 

*********************************

 

 

 

İbret alınacak şeyler ne çok, ibret alanlarsa ne az.

İhtiras; feyiz ve kemalin en büyük düşmanıdır.

İhtiraslı kimse bütün dünyaya sahip olsa da yine fakirdir.

İhtiyarlığın, ölüm habercindir.

 

İki şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl.

 

İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve afiyet.

İki yüzlü insanlardan uzaklaşınız. Zira iyi vaktinizde etrafınızda dönüp dolaşırlar. Kötü vaktinizde derhal sizden kaçarlar.

İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir.

İktisatlı olmayla ihtiyaçların yarısı giderilebilir.

İlim bayrağımdır, nereye gitsem benimledir; kalbim ilim ile doludur, sanma ki boş bir sandıktır.

İlim bütün iyiliklerin anahtarıdır.

İlim hiçbir servet ile satın alınmaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derecede zengin olursa olsun, en fakir bir alim ile mukayese olunmaz.

İlim maldan hayırlıdır: İlim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğrenmekle artar. İlim hakimdir, mal ise mahkum. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun hakimidir, ilim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde tükenir, ilim ise tükenmez ve eksilmez. İlim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi katılaştırır. İlim peygamberlerin, mal ise eşkiyaların mirasıdır.

İlim meclisi cennet bahçesidir.

İlim tükenmez bir hazine, akıl eskimek bilmez bir elbisedir.

İlimden başka herşey azaldıkça değeri yükselir, ilim ise çoğaldıkça  değeri yükselir.

İlmin bereketi güzel ameldir.

İlmin veraseti olmaz, ölülerinizin kemikleriyle övünemezsiniz.

İlmini saklayan cahil gibidir.

 

İnanan insanın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü herşeyden geniştir, nefsi herşeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin, susması fazladır. Vakti yoktur, çok şükreder, çok sabreder, düşünceye dalmıştır. İhtiyacı olanları görünce, kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref bakımından serttir, huy bakımından alçak.

İnat kötülüklerin kaynağıdır.

İnatçılık insanın aklına zararlıdır.

İnatçılık savaş ve düşmanlığa yol açar.

İnatçılığın zararı herşeyden çoktur.

İnsaf ihtilafı giderir ve arkadaşlığa yol açar.

İnsanı vaktinden önce yıpratan bir şey varsa o da tembelliktir.

İnsan belayı dilden bulur.

İnsan cahil olduğu şeyin düşmanıdır.

İnsan dün bir tohumdu, yarın toprak olacak.

İnsanda dil olmazsa, insan söz söylemezse, surete bürünmüş bir  varlıktan yahut başıboş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir ki?

 

İnsandaki edep, onun altınından daha iyidir.

İnsanın en şiddetli düşmanı gazabıyla şehvetidir.

İnsanın değeri, önem verdiği şeye göredir.

İnsanın dilekleri kendisine yakındır. Her şeyden çok insana yakın olansa ölümdür.

İnsanın kendisine iyilik edeni övmesi, iyiliği arttırır.

İnsanın kişiliğini sözü teyid eder.

İnsanın kurtuluşu doğruluktadır.

İnsanın tevazu sahibi olması, kendisine ikram getirir.

İnsanlar yaşarken uyur, ölürken uyanırlar.

İnsanlara faydası olmayanı ölüler arasında say, git.

İnsanları alçaltan ve nihayet mahveden üç şeyden birincisi hasislik, ikincisi servet düşkünlüğü, üçüncüsü ise bencillik ve kibirdir.

İnsanların değerlerini ölçmek için değerli olmak gerek.

İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyenidir. Bundan daha acizi de kardeş edindikten sonra onu yitirendir.

İnsanların en alçağı haksız yere başkalarına hakaret edendir.

İnsanların en güçsüzü dost bulmada güçlük çekendir, ondan daha güçsüzü ise, dostlarını yitirip yapayalnız kalandır.

İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, ceza vermeye en fazla gücü yetenidir.

İnsanların güzel edebe, altın ve gümüşten daha çok ihtiyaçları vardır.

İnsanların kalbi vahşi ve başıboştur; kim onlarla ilgilenirse onlara  doğru cezbolur.

İnsanların kıymeti, yaptıkları iyilikler ile ölçülür.

İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlardır.

İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar sizi.

İşlerin en zoru alışkanlığı terketmektir.

İyi niyetlilik gönle ferahlık, bedene esenliktir.

İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.

İyiliği emret ki, iyi ehlinden (iyilerden) olasın.

İyilik yapandan şüphelenmek, haksızlıkların en çirkini ve günahların en büyüğüdür.

İyilik ediniz, onun mukabilinde fenalık göreceğinizi katiyyen aklınıza getirmeyiniz.

İyilikle, hür adamı köle yaparsın.

 

 

*********************************

 

 

Kadına aşırı düşkünlük ahmakların işidir.

Kalp kör olduktan sonra gözlerin görmesinde hiçbir fayda yoktur.

Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olanıdır.

Kardeşi için kuyu kazan, o kuyuya akibet kendisi düşer.

Kendi ayıbına bakan kimse ve onu ıslaha çalışan kişi, halkın ayıbına bakmaz.

Kendi çocuğunu edeplendirdiğin şeyle yetimi de edeplendir ve çocuğunun eğitimi için  yararlandığın yerden yetim için de yararlan.

Kendi görüşüyle yetinen, canını tehlikeye atmıştır.

Kendi kadrini bilen helak olmaz.

Kendin için istediğini başkaları için de iste.

Kendine reva görmediği şeyi başkasına reva gören insan kamil olamaz.

Kendisine edep yüklenen kimsenin kötülükleri azalır.

Kendini cömertliğe alıştır ve her ahlakın en iyisini seç; çünkü iyilik alışkanlık haline gelir.

Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır, çünkü haksızlıklar karşısında sabretmek en iyi ahlaktır.

Kendini tanımayan kimse kurtuluş yolundan uzaklaşarak cehalet ve sapıklık yoluna giriverir.

Kendisini beğenen ve kendisinden razı olan bir kimsenin kusur ve zaaf noktaları aşikar olur.

Kendisini beğenen ve kendisinden razı olan kimse birçok üzüntü ve acı çeker.

Kendini bilmeyen başkasını nasıl bilir?

Kınama ve azarlamada aşırı gitmek inada neden olur.

Kıskanç insan hiçbir zaman rahat ve huzur yüzü görmez.

Kıskanç kimse daima hasta olur.

Kıskançlık hasta eder.

Kıskançlık hastalıkların en kötüsüdür.

Kıskançlık ateşin odunu yediği gibi iyilikleri yer.

Kıskançlık insanın dünyasını karartır.

Kıskançlık insanın kalbi ve sinirleri üzerinde kötü etkiler bırakır ve insanı hasta eder.

Kıskançlık ruhun hapsidir.

Kıskançlık vücudu kemirir.

Kim bir işte halka öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli. Bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce, huyuyla öğüt vermek suretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.

Kim halkın ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa, ahmağın ta kendisidir.

Kimin söylediğine değil, ne söylediğine bak.

Kişi bilmediğinin düşmanıdır.

 

 

 

Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.

Kişinin karşılaşacağı bütün sorunların kolay olması beklenemez, bazılarının kolay olmasının yanında bazıları zor olacaktır.

Kişinin yapısını oluşturan öz iyi değilse, o kişinin ağzından iyi sözler çıkmaz.

Kitaplar, bilgi sahiplerinin bahçeleridir.

Konuşun da tanışın, çünkü insan dilinin altında gizlidir.

Kötü alışkanlıkları terketmek, en büyük ibadetlerdendir.

Kötü evlat, insanın en büyük musibetlerindendir.

Kötü evlat, ailenin şerefini yıkar ve geçmişine leke sürer.

Kötü evlat anne ve babanın şerafetini yok eder ve geriye kalanları rezil eder.

Kötü huylarını terk et. Halkın hürmetlerine mazhar olursun.

Kötü insanlarla oturup kalkmak, iyi insanlar hakkında su-i zan doğurur.

Kötü zanlı olup, dostlarını elinden çıkarma.

Kötülükten çekinmek, iyi bir iş yapmaktan yeğdir.

Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardıma ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.

Küçük bir insandan gelen büyük bir fikri küçümseme.

Küçüklükte soru soran kimse, büyüdüğünde cevap veren biri olur.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Mal çokluğu kalpleri bozar, günahları doğurur.Mal, isteklerin temelidir.

Mal-mülk toplayıp biriktirme, kime topladığın bilinmez.

Mal-mülk insanın gözünü doyurmaz, kalp zenginliğine çalış.

Malından vermeyeni zenginlerden sayma.

Marifetlerin en üstünü insanın kendisini tanımasıdır ve en büyük  cahillik ise insanın kendini tanımamasıdır.

Mazideki esefli ve üzüntülü olaylarla kalbini doldurma, gelecekle uğraşmaya zaman bulamazsın.

Mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil.

Mazlumun öç alma günü zalimin zulmettiği günden daha korkunçtur.

Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat ediniz.

Memurlarınızın hareketlerini kontrol ediniz ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanınız. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap veriniz.

Midenizi fazla hayvan mezarlığı yapmayınız.

Milletlerin ölçü ve terazisi adalettir.

Mutlu ile arkadaş olan mutlu olur.

Mükemmel insan eksiklerini ve kusurlarını bilendir. En kötüsü ise insanların doyumsuz isteklerin ve hırsın peşine düşmesidir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Namus, güzelliğin sadakasıdır.Ne kadar tenha bir yerde olursa olsun bir fenalık yaparken, seni hiç kimsenin görmediğine hükmetme. Seni mutlaka bir gören vardır. O da Allah’tır.

Ne yüksek mevki ile sevin, ne de düşkün olduğuna üzül.

Nefsine hakim olman en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emarettir.

Nerede bir bilgin görürsen, hemen buyruğunu kabul edip hizmetine gir.

Nice kan vardır ki, onu dil döker.

Nice zengin vardır ki, yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki, her aşağılık kişiden de aşağıdır, nice yoksul vardır ki, bütün zenginlerden daha zengindir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Oyun hayranı biri saadete eremez.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Ölüm cebimizde bize hep eşlik etmektedir, neden cahillerde feryadla karşılanır, ölüm neden böyle şaşkınlık yaratır?Öfke delilikten bir bölümdür. Çünkü sahibi nadim olur, nadim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.

Öfke gücünü izleyecek olursan seni helak eder.

Öfke korkunç bir ateştir. Onu bastıran ateşi söndürür, yapamayan içinde yanıp gider.

Öfke kötü bir arkadaştır. Kusur ve çirkinlikleri açığa çıkarır, insanı kötülüğe yakınlaştırıp iyilikten uzaklaştırır.

Öfke ve kızgınlıktan koru kendini. Çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır.

Öfkeden kaçın, sakın öfke sana galip olup alışkanlık haline gelmesin.

Öl de alçalma, azı yeter bul da yüzsuyu dökme. Çalışıp da bir şey elde edemeyen oturunca hiçbir şey elde edemez.

Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakınız.

Ölümü unutmak, kalbi paslandırır.

Ölümü unutmayan, güzel şeylere tutkun olur.

Ölümün belirtisi doğmaktır.

Önder önce kendini eğitmeli, sonra diğerlerini. Önce kendi edebiyle örnek olmalı, sonra öğüt ve nasihatla.

Övünmeye değer şeyler güçlü akıl, utanma, nefsinden sakınma ve eğitimdir.

Öyle bir devir ki hiçbir arkadaşın senden hoşnut değil ve öyle bir devir ki hiçbir dostun sana dürüst ve gerçek dost değil.

Öyle bir kimseyi dost tut ki, aranızda kardeşlik husule gelsin ve senin bulunmadığın yerlerde, seni müdafaa etmek için düşmanlarınla pençeleşsin.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Parçalayıcı ve yiyici yırtıcı hayvan, zalim ve zorba bir validen iyidir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmaklığın alametlerindendir.Rezil kişilerin başa geçmesi, insanlara afettir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Sabır acılığının meyvesi zaferdir.Sabır en güzel huy, ilim de en şerefli süs eşyasıdır.

Sabır iki türlüdür: istemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek ve sevdiğin, istediğin şeye sabretmek.     

Sakın başkasının kölesi olma; çünkü Allah seni hür yaratmıştır.

Sakın aile ve akrabalarının bedbahtlardan olmasına sebep olan birisi olmayasın.

Sana cefa edeni utandırman için hoşça geçinmeye çalış.

Sana niçin yaptığını sorduklarında utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin.

Sana karşı iyilik yapanlara ve teşekkür etmesini bilenlere iyilik et.

Sana öğüt veren, sana geniş kredi açmış tüccara benzer.

Sefih olanlar lisanla dostluk gösterirler. Fakat kalbleri fesatla doludur.

Seni yalnız iyi günlerinde arayan, düşkün günlerinde senden kaçacaktır.

Seni, sende bulunmayan özellikler ve değerler icat ederek koltuklayan, bir gün gelir yapmadığın suçları da üstüne yığarak seni çekiştirmeye, çeliştirmeye kalkar.

Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.

Seviyesiz insanların bana cahilce sözlerine karşılık vermekten tiksinti duyarım.

Sırlarını ona buna açıyorsan başına gelecek zilletlere razı ol.

Siyasetlerin (yönetimlerin) en zoru alışkanlıkları değiştirmektir.

Sizin en kötünüz insanları çekiştirerek dostlar arasında ayrılık düşüren ve temiz insanlara kusur bulan kimsedir.

Sizler mallarınızla halkı kuşatamazsınız (onların gönüllerini hoş edemezsiniz); öyleyse açık yüzlülük ve güzel davranışınızla onları kuşatınız.

Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.

Soyluluk; babaların, anaların mensup oldukları soyla boyla değil, övülecek üstünlükle kazanılır.

Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün mahkumusun.

Söyleyene bakma, söylenene bak.

Söz ilaçtır; azı yaşatır, çoğu öldürür.

Söz, ok ve mızraktan daha tesirlidir.

Söz dilinin sustuğu ve amel dilinin söylediği nasihat hiçbir kulak tarafından kovulmaz ve onun faydası ile hiçbir fayda bir olmaz.

Söz sizin ağzınızda olduğu sürece, söz sizin esiriniz, söz ağzınızdan çıktıktan sonra siz sözünüzün esiri olursunuz.

Sözün gümüş olsa da, ey nefs sükut (suskunluk) altındır.

Sözün güzelliği, kısalığındadır.

Sözünde duramayacağın bir yerde söz verme ve kefaletine vefa edemeyeceğin yerde kefil olma.

Susmak ağırbaşlılığı artırır.

Susmak, sana ağırbaşlı bir elbise giydirir ve sonunda özür dileme zorundan korur.

Sükut yalan söylemekten ve başkalarını çekiştirmekten herhalde  evladır.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınıza ve milletinize fenalık eden bir kimseyi asla affetmeyiniz.Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.

Şer’den çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.

Şeref ve namus, en büyük hazinedir. Onlara malik olanlar, hayatlarını daima memnun ve mesut geçirirler.

Şeref ve soyluluk, yüksek özellik ve niteliklerden gelir, ataların çürümüş kemiklerinden değil.

Şerefine düşkün olan kötü cevap almaktan kendini sakınır. İnsanların davranışlarını düşünerek ve gözeterek onlarla uyum içinde yaşayan  kendi kişiliğini de korur.

Şerefli ve önemli bir mevkiiniz olması için bilime sarılınız.

Şiddetli istek mutluluğun en büyük düşmanıdır.

Şükür nimetlerin süsüdür.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Tamah mihneti davet eder.Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.

Tecrübe fayda ile beraber gelen ilimdir.

Terbiyesizlikle kendisini düşüreni, soydan gelme asalet yükseltemez.

Tevazu gösteriniz ki, halkın hürmet ve saygısını kazanasınız.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Uygunsuz yerlere giren, kendini töhmete kaptırır.Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Üç şey hayatı tatsızlaştırır: kin, kıskançlık ve kötü huyluluk.Üç şey insana hayatı zindan eder: Ağırlaşan aile yükü, borçların baskısı ve bir  hastalığın sürüp gitmesi.

Üç şeyi kendinizde tutup saklayınız: cesaretiniz, bilginiz ve malınız. İnsanlar bu üç sahip olduğunuz şeye düşmandır ve o insanları ancak bu üç şeyi kaybetmeniz sevindirir.

Üstünlük taslamak ayıpların en kötüsüdür.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Verilen söz zamanında yerine getirilmesi gereken bir borçtur.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Ya siz bizi yok edersiniz ya da biz sizi yok ederiz. Ya da barışı daha  uygun görürsünüz.Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş olur.

Yalan hıyanettir, doğruluk emanettir.

Yalan söylemenin sonu kınanmaktır.

Yalancılardan daima uzak bulununuz. Çünkü onlarla içli dışlı olur ve onlarla dolaşıp  kalkarsanız, siz de yalancı olursunuz.

Yalancıların başlıca sıfatları şunlardır: Önce sana diller döker, birçok şeyler vaad eder, sonra senden vazgeçer, daha sonra da arkandan senin aleyhine birçok şey söyler.

Yalandan daha kötü bir kabahat yoktur.

Yalanlanacağından korktuğun bir şeyi anlatma.

Yanlışını gününde görüp nefsine sitem edersen yanlışın faydaya dönüşür. Dünde kalan yaşam geçmişle yok olur gider.

Yapman gereken hayırlı, yararlı işleri yarına bırakma. Bakarsın yarın olur da, sen olmazsın.

Yaptığın iyilikleri ve sana anlatılanları gizle.

Yaşamın tecrübeleri doğru karar verebilmeyi öğretti, öyle ki artık beni bitirmeye, yok etmeye gelen şeyleri ben bitirip yok ettim.

Yeni ilmi şeyleri öğrenmekle, kalbinizin yorgunluğunu ve rahatsızlığını giderin, çünkü kalpleriniz de vücudunuz gibi yorulur.

Yeni mal mülk edinmeden önce yığdıklarınızı kullanınız.

Yoksullar bazen çok müşkül durumlarda kalırlar. Söyledikleri sözler ne kadar doğru olursa olsun, onları dinleyenler sözlerine kulak asmazlar.

Yoksula yardımı dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan, verdiğin sadaka ile, onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satmaktan kurtarırsın.

Yoksullarla otur, şükrünü artırırsın.

Yoksulluğunu gizle, yoksa itibarın sıfıra iner.

Yola düşmeden arkadaşı, eve girmeden de komşuyu sor.

Yüzünüze karşı yapılan şişirme övgüleri dinlemekten kendinizi koruyunuz. Çünkü onlar kalpleri kirletip ortalığa pis bir koku yayarlar.

Yumuşak ahlak soyluluk ve büyüklüktendir. Yumuşak huyluluğun bitmez tükenmez kaynağı ol. Kimseye asla eziyet etme, yaptığın şeyin  sonuçlarını görür ve duyarsın.

Yumuşak konuş, sevilirsin.

Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin karnı doyunca saldırısından korkun.

Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük yükseltir.

 

 

 

*********************************

 

 

 

Zalime gelip çatan adalet günü, mazlumun uğradığı cevir ve cefa mihnetinden çetindir. Şiddet son dereceyi buldu mu ferahlık gelir çatar. Bela halkaları tam daraldı mı genişlik yüz gösterir.Zaman bana karşı maske takındı, beni tanımazlıktan geldi, bilmedi ki ben güne saygılıyım ve talihsizliklerin en korkulusunu bile kolay şeymiş gibi karşılarım.

Zaman ibret aynasıdır.

Zaman kendine uymazsa, kendini zamana uyduranlar en akıllı kimselerdir.

Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden mutlaka zafere ulaşır.

Zamanının bir kısmı maziye karıştı. Geride kalan günlerinin sayısı da belli değil, fırsat varken çalış.

Zamanın icaplarına uymayanlar, sürüden ayrılmış koyunlar gibi geri kalırlar.

Zayıfları ziyaret etmek alçak gönüllülüktendir.

Zenginlik gurbette bir vatan, fakirlik vatanda bir gurbet gibidir.

 Hz. Ali Sözleri ve Resimleri

Akıllı kişi ancak üç şey için yolculuk eder: geçimini sağlamak, ahiretini elde etmek, yahut da haram olmayan zevk ve lezzetlerden faydalanmak.

Bir gerçeği savunurken, önce kendimiz inanmalıyız, sonra da başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.

Çocuklarınızın yarın söz sahibi olmasını istiyorsanız, daha bugünden onlara iyi kitaplar hediye ediniz.

Dostlukta ileri gitme, olur ki o dost bir gün düşman kesilir; düşmanlıkta da haddi aşma, olur ki o düşman bir gün dost olur.

Eğer birgün dünyaya ait derdin olursa, rabbine dönüp rabbim çok büyük derdim var deme. Derdine dönüp çok büyük rabbim var de.

Fazîlet, en iyi maldır. Cömertlik, en güzel mücevherdir. Akıl, en güzel zînettir. İlim, en şerefli meziyettir.

Güzel ahlak, en iyi arkadaştır; Mü’minin amel defterinin nişanesi güzel ahlakıdır.

Cömertlik, ıstemeden vermektir. İstendikten sonra vermemekse utançtandır ve kötüdür.

Halk ile dostluk ve samimiyeti, Allah’ın itaati üzere olan kimseye ne mutlu.

Dünyada hiçbir şeye minnet etme, özgürlüğünü ancak bu şekilde koruyabilirsin.

Hasetçinin huzuru, çabuk darılanın dostluğu, yalancının ise yiğitliği olmaz.

Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun.

Rabbin rızasını kazanmak isteyen, zulmeden buyruk sâhibine karşı adalet sözünü söylemelidir.

Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.

İnsanoğlu, her şeyden daha çok terazinin (kefelerine) benzer; ya cehaletiyle hafif veya ilmiyle ağır olur.

Sabır, hedefe ulaşmanın anahtarıdır; direnişin sonu zaferdir. Her isteğin gerçekleşmesinin bir vakti vardır; kader, o vakti harekete geçirir vücuda getirir.

Namaz, her temiz kişinin Allah’a yaklaşmasıdır. Hac, her zayıfın savaşıdır. Herşeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur. Kadının savaşıysa kocasıyla ıyi geçinmesidir.

Mümin, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı, ondan ayrıldı demektir.

Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmekse ya dilsizlikten ıleri gelir, ya hasetten.

Zikir de Allah’ı hatırlamak iki çeşittir: Musibet vakti zikretmek, bu ıyi ve güzeldir; Bundan daha güzeli ise insanı Allah’ın haram kıldığı şeylere yönelmekten alıkoyan zikirdir.

Düşünce sâf bir aynadır. İbret almak korkutan bir öğütçü, başkasında görüp de hoşlanmadığın şeyden çekinmense edep olarak yeter sana.

İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.

Kalp kör olduktan sonra, gözlerin görmesinde hiçbir fayda yoktur.

Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.

Ya söyleyen, öğreten bilgin ol, ya dinleyen belleyen öğrenci, üçüncüsü olma.

Cenneti arzulayan kimse, dünyada nefsin arzu ettiği şeylerden uzak dursun.

Seni ıslah etmeyen bilgi sapıklık, sana faydası olmayan mal vebaldir.

Dünyada halkın efendileri cömertler, ahirette ıse çekinenlerdir.

Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken; başkasını ayıplamandır.

Kişinin kendini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delalet eder.

Rızık, zekasızların; mahrumiyet, akıllıların; bela ise sabrın payıdır.

Sabır en güzel huy, ılim en güzel süs eşyasıdır.

Erdem sahibinin değerini, yine erdem sahibi olanlar bilir.

Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.

İki şey halkı yok eder: fakirlik korkusu ve üstünlük talep etmek.

Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de niyetinden caydırmasın.

Dostların kalbini kırmakla, düşmanların arzularına hizmet etmiş olursun.

En büyük günah, haksız yere müslüman bir kimsenin malını gasbetmektir.

Tamah seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı.

Nice oruçlu vardır ki; orucundan elde ettiği, ancak açlıktır.

Yoksulluğun en kötüsü ahmaklıktır.

Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.

Dindarlığın en üstünü, dindarlığı gizlemektir.

Suçların en çetini, sâhibine ehven ve ehemmiyetsiz görünenidir.

İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.

Dinini ekmek kazanmak için satan kimsenin dininden nasibi, yediği şeydir.

Şahsınıza yapılan kötülüğü affedin, milletinize yapılanı affetmeyin.

Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.

Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.

İki kişi yoktur ki halkı kendisine uymaya çağırsın da, biri sapıklıkta olmasın.

Siz insanlar kendinizi önemsiz sanarsınız. Halbuki içinizde koca bir evren saklıdır.

Makamın, benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yoktur.

Susmak hukmettir, susmak selamettir, sır saklamak, saadetin bir köşesidir.

İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur: biri sağlık, öteki de gençlik.

Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.

Üç şeye riayet eden mesut olur: Nimet ulaştığında şükretmek, rızık kesildiğinde mağfiret dilemek, sıkıntıya düştüğünde çok la havle vela kuvvete illa billah demek.

İyilik yapmak, hayır ameli gizlemek, belalara karşı sabırlı olmak ve musibetleri dile getirmemek, cennet hazinelerindendir.

Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.

Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.

İlim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır.

Sabır iki çeşittir: Musibete karşı sabretmek; bu iyi ve güzel bir şeydir. Bundan daha güzeli ise, Allah’ın haram kıldığı şeye karşı sabretmektir.

Hiçbir insan, ister şaka olsun, ister ciddi, yalan konuşmayı terketmedikçe imanın tadını anlamaz.

Ben Allah’ın kullarına açtığı kapıyım, her kim ondan girerse âmânda (kurtuluşta) olacaktır. Cennet ve cehennemin anahtarları bendedir.

Dert ve sıkıntının şiddetine sabır göster, bunuda sonu gelecektir. Bil ki sabır; bir asalet göstergesidir!

Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar ararsak dost bulmak kolay değil.

Bütün dünyayı verseler ve buna karşılık, bir karıncanın ağzındaki taneyi almamı isteseler; bu zulmü yapamam.

Giremediğin gönül senin değildir. Gönül yalnız gönül vermekle alınır, gönül istiyorsan önce gönlünü vereceksin.

Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.

Bir insana başkaları önünde verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.

Çocuklarınızı bugüne göre değil, geleceğe göre yetiştiriniz.

Dünün geçti, yarınında belli değil, öyleyse bugünü ıyi geçirmeye bak.

Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır.

İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.

Kitapları değil, kitapların içindekileri kafanda topla.

Âlim, ölse de yaşar, cahil ise yaşarken ölür.

Bir şey feda edilmeden, hiçbir şey kazanılmaz.

Akıllının tahmini, cahilin kesin bilgisinden üstündür.

Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.

Süse ve ziynete heves eden erkekler, erkektir; ama mert değillerdir.

Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.

Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir. Sabrı olmayanın imanı olmaz.

Dua mü’minin silahıdır ve dininin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.

Evvela kendi nefsinize, sonra insanlara nasihat et.

Ne oldu ise benimle oldu ve ne olacaksa benimle olacaktır.

En hayırlı dost, seni hayra sevk edendir.

Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.

Müminin sevinci yüzünde, üzüntüsü kalbindedir.

Hiçbir zaman cahil bir insanla tartışmayı kazanmadım.

Ümitsizliğin acılığı, halka yalvarmaktan yeğdir.

Dost, dostu yokken dostluğuna sadakat gösterendir.

Sevgiliye verilen en büyük hediye sadakattir.

Bir dağ bile beni sevse musibetlere uğrar.

Söz ilaç gibidir; azı yaşatır, çoğu öldürür.

Yüksekliği istedim, onu alçak gönüllülükte buldum.

Babanın, misafirin ve mazlumun duaları geri çevrilmez.

Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakın.

Dil bir ölçüdür; cehalet onu hafiflettiği gibi akıl da onu ağırlaştırır.

Başkalarının acılarından, geçmiş felaketlerinden ders alanlar, gerçekte mutlu kişilerdir.

Akıllının dili gönlünün ötesindedir, ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.

Çalışanlar kötülük düşünmeye zaman bulamaz, tembeller ise kötülükten kurtulamaz.

Hiçbir işte gereğinden çok acele etme. Dikkatli olanlar kendilerini zor duruma girmekten korurlar.

Anadan, babadan kalanlara yetim derler, bana kalirsa asıl yetim olanlar, akıldan mahrum olan kimselerdir.

Bilerek yapılan az iş, Bilmeyerek yapılan çok işten hayırlıdır.

Cesurun ayakları dayanmak, korkağın ayakları kaçmak için yaratılmıştır.

Bayram, (Ramazan) orucunu, geceleri ettiği ibâdeti Allah’ın kabül ettiği kişiye bayramdır. Hangi gün Allah’a isyan edilmezse, o gündür bayram.

Dostluğu öldüren en tehlikeli silah itimatsızlıktır.

Tatlı dili olanın dostları hergün biraz daha artar.

İstediğin kimseye iyilik et, onun emiri olursun. Dilediğin kimseden iste onun esiri olursun. İstediğin kimseden müstağni kal, eşiti olursun.

Düşünmeden konuşma, sonuna bakmadan iş yapma.

Aklı kıt olan, dilini tutamaz.

Gıybeti dinleyen gıybeti yapan gibidir.

Seni inciten kimse özür dilerse kabul et. Kin tutma.

Düşmanların en büyüğü, düşmanlığını gizleyendir.

Haksızlıklara karşı gelmeyenler, yalnız haklarını değil, onur ve şereflerini de kaybederler.

İnsanların değeri, düşüp kalktığı ve beraber yaşadığı insanlardan anlaşılır.

Dertlerimi kimselere söylemem, dostuma söyleyeyim de neden onu da üzeyim. Düşmanlarıma söyleyeyim de neden onları sevindireyim.

İnsanlarla öyle iyi geçin ki öldüğünde düşmanların bile ağlasın.

Dil; cismi küçük yırtıcı bir arslandır. Onu sağlam bağla.

İlim servetten üstündür. Çünkü sen serveti korursun, ilim ise seni korur.

Kötülük eden kimseye ihsanla karşılık vermek faziletin en güzelidir.

Halk içinde en erdemlisi, yalnız kendi ayıbını arayan ve bu yüzden başkalarının ayıbını aramaya imkan bulamayan kimsedir.

Çok gülenin heybeti azalır.

Kimseden vefa görmesem de vefa göstermeye devam edeceğim.

Yaratanın büyüklüğü, yaratılanı gözünde küçültür.

Allah Resûlunu ilk kez gören, onu görür görmez heybetten titrer, onunla bir süre beraber olan ona aşık olur.

Namaz, her temiz kişinin Allah’a yaklaşmasıdır.

Hac, her zayıfın savaşıdır.

İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır; erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.

Arkadaşını zorlukta, gıyabında ve ölümünden sonra korumayan dost, dost değildir.

Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.

Tamah cahillerin kalplerini hafifleştirir, yerinden söker; arzular, onu rehin alır; hileler, onu bağlar.

İman, kabul olan söz dil ile şehadet etmek, yapılmış olan amel ve akıl ile tanımaktan ibarettir.

Sana rağbet ve muhabbeti olan kişiye rağbet etmemen, nasibinde noksana düşmendir. Senden hoşlanmayana rağbet etmense alçalmandır.

Ben öyle bir insan ıstiyorum ki; İktidarda iken halktan biri sanılsın, halktan biri iken iktidar sahibi.

İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; Ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.

Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.

Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah’a hıyânette bulunmaktır; Hâinlere gadretmekse, Allah’a vefâ etmek demektir.

Eğer hayırlı bir iş görmek istersen, bugünün işini yarına koyma. Çünkü yarına kadar ne olacağı belli değildir.

Kendinize Allah yolunda kardeşler edininiz. Çünkü onlar dünya için de ahiret için de lazımdır.

Hikmet Mü’minin yitik malıdır; Bu mal, şer ehlinin elinde olsa bile onu alması gerekir.

Allah’ın bir meleği vardır, her gün bağırır; Doğun ölüm için, toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.

Zahidlik, arzuları azaltmak, her nimete karşı şükretmek ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden kaçınmaktır.

İman gönülle tanımak, dille ikrâr etmek, âzâ ile de kullukta bulunmaktır.

Ahlak ve fazilet aklın dışarıdan görünüşüdür.

Gözünün nurunu geliştirmek isteyen, allah korkusuyla ağlasın.

Çok sert olma, kırılırsın. Çok yumuşak olma, ezilirsin.

Bilgi kadar zenginlik yoktur. Cehalet kadar yoksulluk yoktur.

Emir sahibi olmak, insanların özlerinin sınanmasıdır.

İstesem sırf fatiha suresinin tefsiriyle yetmiş beygiri yüklerim.

Şu göğsümde saklı duran birçok ilim var. Ah! Onları taşıtacak erler bulabilsem.

Düşünmeden konuşma, sonuna bakmadan iş yapma…

Azim ve sebat insanların en büyük yardımcısıdır.

Bilmeyenin konuşması kadar, bilenin susması da çirkindir.

Ne kadar yoksul ve aç olursa olsun, kanaat sahibi zengindir.

İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.

Söyleyene bakma, söylenene bak.

Batıla yardım eden, hakka zulmeder.

Perde kaldırılırsa bile yakinim artmaz benim.

Seni inciten kimse özür dilerse, affet. Kin tutma.

Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.

Asıl yetimler anadan babadan değil ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır.

Hiçbir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir.

Bir kişi senden emin değilse, sen de ondan emin olma.

İnsanın değeri, becerdiği şeylerle ölçülür.

Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men’eder.

İlim bir noktadır, onu çoğaltan cahillerdir.

Haklı olduğun zaman, hiç kimseye boyun eğmeyeceksin.

Şehvetle kul olan parayla alınmış köleden de aşağılıktır.

Akıllının zannı, câhilin yakınınden daha doğrudur.

Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.

Emaneti, peygamberlerin evladının katiline ait olsa bile sahibine geri verin.

Tutumluluk, az şeyi çoğaltır; israf, çok şeyi azaltır.

Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.

Yoksulluk bir insan olsaydı, onu katlederdim.

Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.

Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.

Eğri cetvelden, doğru çizgi çıkmaz.

Akıl tamamlandığında, söz noksanlaşır.

İlim alçaktakileri yükseltir. Bilgisizlikse yüksektekileri alçaltır.

Ölümü unutmak, kalbin paslanmasındandır.

Kudret altında olan her aziz, zelildir.

Yoksul bir adam kendi ülkesinde yabancı gibidir.

Hilim yumuşak huyluluk gibi üstünlük yoktur.

Âlim ölü olsa bile diridir, câhil diri olsa bile ölü.

Dilim kestikçe kılıcım kınından çıkmaz.

Herşeyi boğazına atan zengin, fakir hükmündedir.

Kanaat tükenmez maldır.

Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum.

Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.

Nice kan vardır ki onu dil döker.

Uzun arzulu olan, ameli unutur.

İnsanlar, bilmedikleri şeylere düşmandırlar.

Takva, imanın temelidir.

Akıllı adamın yüreği sırlarının kasasıdır.

Mü’min kişi gününü üç zamana ayırır: bir bölümünde rabbiyle münacat eder. O’na ıbadet eder; bir bölümünde kendi nefsini muhasebe eder; bir bölümünde de helal ve güzel lezzetlerle meşgul olur.

Dostların kalplerini insana ısındıran, düşmanların kalplerinden kini gideren en güzel şey, onlarla karşılaşınca güler yüzlü olmak, gıyabında hallerini sormak, huzurlarında ise iyi ve yumuşak davranmaktır.

Biziz peygamber’in elbisesi, onun dostları, ona hizmette bulunanlar, ona varılacak kapılar. Evlere ancak o kapılardan girilir; kapılardan başka yerden girenler hırsızdır; cezâya çarpılır.

İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin. Susması fazladır; vakti yoktur. Çok şükreder, çok sabreder. Düşünceye dalmıştır, ıhtiyâcı olanları görünce kendi ıhtiyâcını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, huy bakımından kuldan alçak.

Her musibetin bir zamanı vardır, o zaman mutlak yaşanmalıdır; o musibet birinizin başına geldiğinde, zamanı gelip geçene kadar teslim olup sabretsin. Zira musibetin yöneldiği zaman onu gidermek ıçin çare aramak, onun zorluğunu çoğaltır.

Bildiğim, tanıdığım andan beri hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan beri hakta şüpheye. Düşmedim, yalan söylemedim. Kimse de benim yalan söylediğimi söylemedi. Ben ne yolumu sapıttım, ne de benim yüzümden biri yolunu sapıttı.

Oğulcuğum, benden dört şey belle, ışlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek ısterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.

Sorun beni yitirmeden; çünkü andolsun allah’a, kur’an’da hiç bir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında ındi, nerede ındi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en ıyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir.

Sözün dikildiği yer, gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir; bedeni harflerdir, canıysa anlamı; süsü, düzenli söylenmesidir; düzgünlüğüyse doğru oluşu.

Ey insanlar, dünya sevgisinden sakının; zira dünya sevgisi her günahın başı, her belanın kapısı, her fitnenin yoldaşı, her musibetin de sebebidir. Eğer bir gün dünyaya ait derdin olursa rabbine dönüp ‘rabbim çok büyük derdim var’ deme; derdine dönüp çok büyük rabbim var’de.

Dünyâ dört şey üstünde durur: bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.

Senin gerçek kardeşin, seninle beraber olan, sana faydalı olmak için kendini zarara sokan, zamanın musibetleri sana dokunduğunda, seni kurtarmak için, kendi işlerini bırakabilendir.

İnsanlara bir zaman gelip çatar ki; o zamanda Kur’ân’dan ancak eser ve yazı, İslâmdan da isim kalır. O gün, insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahâl olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse, sürüp götürürler; kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan AlIah buyurur ki: ‘Zâtıma and olsun ki; Ben o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki, bilgi sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar.’ Biz Allah’ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.

Allah’ın öyle kulları vardır ki; Allah onları kulların faydalarına hizmet etmek için nimetlerle nimetlendirmiştir. Onların ellerine nimetler (mal ve mülk) vermiştir. Onlar da o nimetleri kullara ihsân ederler. Fakat, ihsân etmediler mi de, o nimetleri onlardan alıp başkalarına verir.

Sizi İslâm’a öylesine bir nisbetle mensup sayayım ki, benden önce kimse böyle bir nisbeti söylememiştir: İslam teslîm oluştur; teslîm oluş yakindir; yakin gerçeklemektir; gerçeklemek ikrardır; ikrar emre uymaktır; emre uymaksa o emirleri yerine getirmektir.

Kalbinde, halka karşı şefkat ve sevgi hissi uyandır, onlara iyi davran. Allah’ın seni nasıl bağışlamasını istiyorsan, sen de halkı bağışla. Bağışlayınca pişman olma, cezalandırınca sevinme. Öfkelenip ceza vermede acele davranma.

Şaşarım o kimseye ki, korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter gider. Dünyâda yoksullar gibi yaşar, âhiretteyse zenginlerin sorusuyla sorguya çekilir.

Bütün kitapların özü kur’an’da toplanmıştır. Kur’an’ın özü, ilk sûre olan fatiha suresi’dir. Fatiha’nın özü ‘besmele’dir. Besmelenin özü iste bu (be) harfidir. Ben de, işte bu (be) harfinin altındaki noktayım.

Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.inanan kişinin günde üç ışi vardır: bir zaman rabbiyle münâcât eder, ona kullukta bulunur; bir zaman geçimi ıçin çalışır; bir zamanı da vardır, helâl ve güzel lezzetlerle zevklenir. Akıllı kişi, ancak üç şey ıçin yolculuk eder: geçimini sağlamak, âhiretini elde etmek, yahut da haram olmayan zevk ve lezzet elde etmek ıçin.

Bilgiyle dirilen, ölmez.

İlim hakiki bir mürşiddir.

Kişinin değeri yaptığı bağıştadır.

İnsan, dilinin altında gizlidir.

Yalnızlığa alışmakla, izzetinin bekası için çalış.

İnsanların solukları, ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.

Fazilete yükselmek güç, rezalete alçalmak kolaydır.

Gençliği anlamaz hale gelmişseniz, dünyadaki işiniz bitmiş demektir.

İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten daha iyidir.

Gerçeği insanların ölçüsü ile değil, insanları gerçeğin ölçüsü ile tanı.

Kötülüklerden çekinmek, iyilik kazanmaya çalışmaktan üstündür.

Şeref, fazilet ve edepledir. Asıl ve neseple değildir.

Eğer ilim ümitle elde edilseydi, dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu.

İnsanı zengin eden şey, kâlb zenginliğidir. Yoksa mal, sahibinin gözünü doyurmaz.

Allah’ın dini öyle bir hale getirilmiş ki, tersine çevrilerek giyilen elbiseye dönmüş.

Bilmediğiniz sözü söylemeyin. Çünkü; gerçeğin çoğu inkar ettiğiniz şeylerdedir.

Mümin, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı, ondan ayrıldı demektir.

Hiçbir işte gereğinden fazla acele etme; dikkatli olanlar kendilerini zor duruma düşmekten korurlar.

Güzellik giyinenlerin süslüğü ile oluşmaz; bilgi ve terbiye ile güzel olunur.

Sakladığın bir sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun.

Kadrini bilen, haddini aşmayan, diline sahip olan, ömrünü boşa sarfetmeyen kimseye Allah Rahmet eylesin.

Akıl kalptedir, merhamet karaciğerdedir, esirgeyiş (şefkat) dalâktadır, nefes de akciğerdedir.

Sen kendini küçücük et-kemik sanırsın. Oysa sende alem-i ekber gizlidir.

Bir gerçeği savunurken, önce kendimiz inanmalıyız, sonra da başkalarını inandırmaya çalışmalıyız..

Çocuklarınızı, kendi bulunduğunuz zamandan başka zaman için hazırlayınız, onları yaşayacakları zamana göre bilgilendiriniz.

İnsanlar, dünyalarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettiler mi, Allah onları ondan daha zararlı bir şeye uğratır.

Fazilete yükselmek güç, rezalete alçalmak kolaydır.

Eğrinin gölgesi de eğridir.

İnsanların solukları, ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.

Yuvasını seven bir kadın için tahammül edilmeyecek güçlük, katlanılmayacak fedakarlık yoktur.

ALİ İBN EBİ TÂLİB

 

Resulullah’ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş’ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib’tir. Künyesi Ebu’ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru’l-Mü’minin’dir. Ayrıca ‘Allah’ın Arslanı’ ünvanıyla da anılır.

 

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah’ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm’ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice’den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali’ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah’ın yanındaydı. Kâbe’deki putları kırmasını şöyle anlatır: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe’ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe’nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah’ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

 

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah’u Teâlâ’dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)’ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

 

İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey’at edecek” dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah’a onun istediği sözlerle bey’at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Ali’yi taltif etti.

 

Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali’ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah’ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber’i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber’e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz’in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine’ye hicret etti. Medine’de de Hz. Peygamber’in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud’da gâzî oldu. Bedir’de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber’e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir’de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler’le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire’yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine “Allah’ın Arslanı” lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

 

Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah’la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali’nin, Hz. Fâtıma’dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.

 

Hicret’in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber’in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

 

Uhud savaşından sonra Hz. Ali “Benu Nadr” Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: “Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah….” Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, “Resulullah” yerine “Muhammed b. Abdullah” yazmasını Hz. Ali’ye söylemiş fakat Hz. Ali “Resulullah” ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.

 

Hz. Ali Mekke’nin fethi sırasında yine sancaktardı. “Keda” mevkiinden Mekke’ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe’deki bütün putları kırdılar.

 

Mekke’nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid’i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, “müslüman olduk” anlamındaki “eslemna” kelimesi yerine “sabbena” dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali’yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme’ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.

 

Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.

 

Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali’yi ehl-i beytin muhafazası için Medine’de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: “Musa’ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?” dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.

 

Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.

 

Yemen bölgesinin İslâm’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib’e verildi. Hz. Ali “Bu çok güç bir iş” dedi. Resulullah da “Ya Rabb, Ali’nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun” diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen’e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen’in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.

 

Hz. Peygamber’in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah’ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.

 

Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

 

Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

 

Hz. Osman’ın şehâdetinden sonra İslâm’ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey’at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.

 

Nihayet, Kûfe’de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.

 

Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah’ın tabiri ile “ilim beldesinin kapısı” olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm’ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.

 

Medine’de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli’ye, Kur’an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi’ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd’a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme’yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.

 

Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe’de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.

 

1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .

 

2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.

 

3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

 

4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

 

5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.

 

6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

 

7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.

 

8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.

 

9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.

 

10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.

 

11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .

 

12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.

 

13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.

 

14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.

 

15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.

 

16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .

 

17. Kan dökmekten kaçının, İslâm’ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.

 

Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.

 

Hz. Ali İslâm’ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah’ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber’den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: “Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber’in tekzip edilmesini ister misiniz?” (Buhârî, İlim) demiştir.

 

Hz. Ali’nin, Hz. Fâtıma’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.

 

Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine’de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah’a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: “Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin” buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: “şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah’ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz sizi ancak Allah’ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz’ derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir.” (İnsan, 5/11)

 

Hz. Ali’nin “Zülfikâr” adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali’ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.

 

Hz. Ali’nin cömertliği, insanîliği, Resulullah’a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir.” (el-Bakara, 2/274).

 

Hz. Ali’nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: “Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah’u Tealâ Nisâ suresinde ‘Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah’u Teâlâ’ya istiğfar ederse Allah’u Teâlâ’yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur’ buyurmaktadır.”

 

“Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah’u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. “

 

“Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. “

 

Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali’ye buyurdu: ” Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? ” Hz. Ali dedi: “Altıyüzbin nasihat isterim.” Peygamberimiz buyurdu: “Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah’u Teâlâ’yı hatırla. İslâm’a uygun yaşa; İslâm’a uygun kazan; İslâm’a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk’ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et.”

 

Hz. Ali buyurdu: “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”

 

“İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet’e girmesinden daha hayırlıdır. “

 

“Kul ümidini yalnız Rabbi’ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. “

 

“Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakınmasın.”

 

“Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. “

 

“Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. “

 

“Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . “

 

“Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır.”

 

“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. “

 

Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm’ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .

Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598′de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.

Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.

ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.

Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul eden kişi olarak son nefesine kadar da İslamiyet için çalışmıştır. Savaş meydanın da hiç yenilmemiştir.

Bilgelikte, yiğitlikte, cesurlukta, fedakarlıkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür.

Hz. Ali’ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz. Ali’ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan’ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali’nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali’de dahil her On İki İmam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir.

Hz. Ali’ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz. Peygambere yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler

 

Hz. Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu. Ebubekir’le başlayan süreç Yezit’e kadar uzanıyor, oradan da Yavuz Selim’e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur.

Hz. Muhammed’in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir? Maalesef İslam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı.

Hz. Ali’yi tanımaya devam ediyoruz. İslamiyet, başta Hz. Ali’nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların Müslümanlığı kabul etmesiydi.

Bunlar İslamiyet’i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunların tek gayesi gelişen İslamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı.

Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını alenileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Hz. Ali’ydi, dolayısıyla Hz. Peygamberdi.

İslamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu.

Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi İslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir.

Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali’yi halife olarak tanıtmıştır. Ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır.

Ne var ki Hz. Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişlerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin işleriyle uğraşırken onlar kendi halifelerini seçiyorlardı. Hz. Ali, sadece bir yönüyle değil, bütün özellikleriyle halifeliği hak eden kişidir.

Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü İslamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali’yi sevmeyen beni de sevmiyordur.

Bir kimse Ali’ye saygısızlık etti mi ban saygısızlık etmiştir.” Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazık çıkarları el vermediği için ikiy üzlülük yapmaktalar.

Bütün bunların herkesin kabul ettiği genel doğrular olduğunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkında bize özgü doğrularımız ve tanımlamamız var. Bunları da yeri geldiğinde belirtmeye çalışacağız.

Hz. Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. İslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir’in halifeliğine ses çıkarmadı. Taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı.

Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malı ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlığa umut olan İslam dinini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar.

Ama bu sefer aralarında bir fark vardı. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin İslam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz. Peygamber sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu.

Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Hz. Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Hz. Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu.

Hz. Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı.

Ebubekir’in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer’i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali’yi savaş meydanında yenen olmamıştır. Hz. Ali hiç bir savaştan kaçmamıştır, bu anlamda gücü, yiğitliği tartışılmazdır. Ama bütün bu yiğitliğe rağmen Hz. Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. Bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen.

Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; İslamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer’in ölümünden sonra bu sefer Osman’ı halife ettiler bu bezirganlar.

Hz. Ali sabırlıydı, sabrı en büyük silahtı. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali’yle savaşmıyorlardı, aynı zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşmazlıklar, çelişkiler vardı. Bu çelişkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ın ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu.

Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem İslam tarihinin en belirleyici dönemidir.

Hz. Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşgulken, onlar Hz. Ali’yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.

Hz. Ali’nin şahadeti İslam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur. O tarihten bu yana, başta Hz. Ali’nin soyu olmak üzere, Hz. Ali’yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara, baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ Hz. Ali’nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.

Hz. Ali’nin kişiliğini, mücadelesini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz. Ali İslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali’yi çağırmışlardır.

BİRİNCİ İMAM HZ. İMAM ALİ’NİN HAYATI

Dünyaya Gelişi, Lakabı ve Künyeleri
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed in dâmâdı ve amcasının oğludur.

Hz.Ali Hicret ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke de, Kâ be-i Muazzama nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ be nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan gelmiştir.

Hz.Peygamber, Hz.Ali nin doğumunu duyunca amcası Hz.Ebû Tâlib in evine geldi. Hz.Ali yi kucağına aldı, dilini ağzına verip emzirdi. Adını sordu, Fâtıma; Esed koymak istiyorum deyince Hz.Muhammed; Hayır buyurdu. Onun adı Ali dir dedi ve adını Ali koydular.

Künyeleri ise Ebü l Hasan ve Ebû Türâb dır. Hz.Muhammed kendilerine, toprağın babası anlamına gelen Ebû Türâb künyesini vermişlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.

İlk İman Eden Hz.Ali

Hz.Ali, Hz.Muhammed in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret in 35-40. yılı)

Üçüncü halîfe Osman ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali ye başvuruldu; herkes Hz.Ali ye bey at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi.

Din ve adâlet; artık bir örtü, bir sığınak olmuştu. Boy gayreti, dünya serveti, yürekleri artıran gözleri ışıklandıran iki mihraktı. Dünya değişmemişti, fakat dünyadakiler değişmişti.

Hz.Ali:
Size emir olmaya ihtiyacım yok, kimi isterseniz ona bey at edin, ben de râzı olurum ve Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun; çünkü görüyorum ben; bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu.

Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için diyordu.

HZ. ALİ’NİN ŞEHADETİ
Hicret in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.

Taberi ve İbn ül-Esir, Hz.Ali nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:

Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;

Halkın kurtulması için, Hz.Ali nin, Muâviye nin ve Âsoğlu Amr ın ortadan kaldırılması gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.

Mülcemoğlu Hz.Ali yi, Haccâc Muâviye yi, Amr da Âsoğlu Amr ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah namazında işlerini başaracaklardı.
İbn-i Mülcem Kûfe ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu.

HZ. ALİ’NİN ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİNDEN BAZILARI

# Akil kişi, kemâl taleb eder.
# Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar.
# Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler.
# Allah ın hışmından kurtulmuş olan, bir tek zâlim yoktur.
# Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.
# Az ibâdet edip çok çalışmak, çok ibâdet edip az çalışmaktan efdâldir.
# Azim ve sebat, insanların en büyük yardımcısıdır.
# Başkalarının felaketinden hisse kapanlar, geçmiş musîbetlerden ders alanlar, cidden bahtiyar insanlardır.
# Bâtıla yardım eden, Hak ka zûlmeder.
# Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beş duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnın orucundan hayırlıdır.
# Bir hakikatı müdafaa ederken, ona evvelâ kendimiz inanmalıyız. Sonra da, başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.
# Bir hata işlediğiniz vakit, onu itiraftan çekinmeyiniz. Eğer böyle yaparsanız, o hatayı görmüş olanların, aleyhinize verecekleri hükmün önüne geçersiniz.
# Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasedden.

# Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.
# Bu ümmetin en hayırlıları hakkında bile Allah ın azâbından emin olmamalısın; çünkü yüce Allah; «Allah azâbından emin olanlar ancak zarara uğramış topluluklardır» buyurmuştur. (A raf 99. âyet)

Bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah ın rahmetinden ümit kesmemelisin; çünkü yüce Allah; «Allah ın rahmetinden kâfir olan topluluktan başka kimsecikler ümit kesmez» buyurmuştur. (Yûsuf 87. âyet)
# Can gözü kör olunca gözle görüşün faydası yoktur.
# Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.
# Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
# Dilinizi dâimâ iyi kullanınız. O sizi saadete götürdüğü gibi, felâkete de götürebilir.
# Dost, kardeşini üç hâlde korumadıkça tam dost olamaz. Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra.
# Dostunu ihtiyâtla sev, olabilir ki bir gün sana düşman olur; düşmanınla da ihtiyâta riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost kesilir.
# Dünyada açları doyurmak kadar büyük iyilik yoktur. Bunu yapanlar, âhirette mutlaka mükafatını bulur.
# Eğer giriştiğin herhangi bir davada haklı isen korkma. Hakkı müdafaa edenin yardımcısı Allah tır.
# Eğer hayırlı bir iş görmek istersen, bugünün işini yarına koyma. Çünkü, yarına kadar ne olacağı belli değildir. Fena bir işe başlayacağın zaman da acele etme. Belki hayırlı bir düşünce, sana o fenalıktan gelecek olan tehlikeye mani olur.
# En kuvvetli kişi, kendi nefsine galip olan kişidir.
# Evlâtlarınızı yaşayacakları zamana göre, terbiye ediniz.
# Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi, başkası için biriktirmedesin.
# Fazîlet sahibinin kıymetini, ancak fazîlet sahibi bilir.
# Hain kişilere vefâda bulunmak, Allah a hıyânette bulunmaktır; hainlere gadretmekse, Allah a vefâ etmek demektir.
# Hakiki dost; sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edenlerdir.
# Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü, haksızlıkla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.
# Hayatın, karşısına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları, hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir buğz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen, en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de  İnsân-ı kâmil  mertebesine erersin.
# Her şeye ibretle bakınız ve gördüklerinizden ibret alınız.
# Her şeyin sonunu uzun uzun düşünen ve bir türlü karar veremeyenlerden, şecâat ve cesaret namına, hiçbir şey beklenemez.
# Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
# Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız.
# Hiçbir işte lüzumundan fazla aceleci olma. Teenni (dikkatli davranma) sahibi olanlar, kendilerini bir çıkmaza girmekten muhafaza etmiş olurlar.
# İhtirâs; feyiz ve kemâlin en büyük düşmanıdır.
# İlim, hiçbir servet ile satın alınamaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derece zengin olursa olsun, en fakir bir âlim ile mukayese olunamaz.
# İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin, susması fazladır. Vakti yoktur, çok şükreder, çok sabreder, düşünceye dalmıştır. İhtiyacı olanları görünce, kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Hûyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, hûy bakımından alçak.
# İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyendir; ondan daha acizi ise kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
# İnsanların kıymeti, yaptıkları iyilikler ile ölçülür.
# İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar sizi.
# İyilik ediniz, onun mukabilinde fenalık göreceğinizi, katiyyen aklınıza getirmeyin.
# Kardeşi için kuyu kazan, o kuyuya akibet kendisi düşer.
# Kendi aybına bakan kimse ve onu ıslaha çalışan kişi, halkın ayıbına bakmaz.
# Kendisini tanıyan kişi, Allah ını da tanır.
# Kim bir işte halka öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli. Bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce, hûyuyla öğüt vermek suretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.
# Kim; halkın ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa, ahmağın ta kendisidir.
# Merhamet ve ibâdetlerin en hayırlısı, gizli sadaka vermek ve inzivâ köşesinde ibâdet etmektir.
# Mü min, insanların ezâsına tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediği kişidir.
# Mü min, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı ondan ayrıldı demektir.
# Ne kadar tenha bir yerde olursa olsun bir fenalık yaparken, seni hiç kimsenin görmediğine hükmetme. Seni,mutlaka bir gören vardır. O da Allah tır.
# Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emârettir.
# Öyle bir kimseyi dost tut ki, aranızda kardeşlik husule gelsin ve senin bulunmadığın yerlerde, seni müdafaa etmek için, düşmanlarınla pençeleşsin.
# Sabır ikidir; istemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin dilediğin şeye sabretmek.
# Size beş şey vasiyyet ediyorum ki, develere binip seferlere düşseniz de onları elde etseniz değer mi değer; Hiç biriniz Rabbinizden başkasından bir şey ummasın; günahından başka bir şeyden korkmasın; hiç biriniz kendisinden bilmediği bir şey sorulunca bilmiyorum demekten utanmasın; hiç bir kimse bilmediği bir şeyi öğrenmekten çekinmesin; sabredin, çünkü sabır îmana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedenden hayır, sabır olmadıkça da îmandan hayır gelmez.
# Sorun bana beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah a, Kur ân da hiçbir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerde indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de Rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsân etmiştir.
# Sükût, yalan söylemekten ve başkalarını çekiştirmekten herhâlde evlâdır.
# Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz. Lâkin vatanınıza ve milletinize fenalık eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz.
# Şer den çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.
# Şeref ve namus, en büyük hazinedir. Onlara mâlik olanlar, hayatlarını dâimâ memnun ve mesut geçirir.
# Tevâzu gösteriniz ki, halkın hürmet ve tekrimini (saygısını) kazanasınız.
# Tövbe etmek elinde iken, ümidini kesene şaşarım.
# Yalancılardan uzak bulununuz. Çünkü onlarla ülfet ve ünsiyyet ederseniz, sizde yalancı olursunuz.

Hz Ali Hakkında Hadisler

-”Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder” [Nesai]
-”Ali’yi sevmek ateşin odunu yaktığı gibi Müslümanların günahını yok eder” [İ. Asakir]
-”Ali’ye düşman olanın düşmanı Allah’tır” [Ramuz]
-”Ben ilmin şehriyim Ali ise kapısıdır” [Deylemi]
-”İlim on kısım. Dokuzu Ali’de biri diğer halktadır. O bu biri de onlardan iyi bilir” [Ebu Nuaym]
-”Ali’yi seven beni sevmiştir. Ona düşmanlık bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur” [Taberani]
-”İmanın birinci alameti Ali’yi sevmektir” [M. Ç. Güzin]
-”Ben kimin dostu isem Ali’de onun dostudur” (Suyutî, C.Kebir; Bekrî, 623/101)
-”Ya Ali! Hayatın benimle, ölümün benimledir” (Taberani, Mu’cemu’l-Kebîr; Bekrî, 543/21)
-”Ali dünyada ve ahrette kardeşimdir.” (Münavî, Feyzu’l-Kadir, 4:355, 5589 No’lu Hadis)
-”Her kim Ali’ye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur” (Müsned-i Ahmed; Bekrî, 590/68)
-Muhammed Ali için şöyle demiştir: “Senin bana oranla yerin, Harun’un Musa’ya oranla yeri gibidir. Sadece benden sonra peygamber yoktur.”
-Cennet üç kimseye âşıktır: Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yâsir, Selmân-ı Farisî. (Suyutî, Câmiu’l-Kebîr; Bekrî, 727/245)
-Biz Abdulmuttalib’in çocukları, cennetin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi…”(İbn Mece, a.g.e).

Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, ‘Kâbe’de dünyaya gelen tek insan’dır. Sünni inancına göre ise, Muhammed’in eşi Hatice’den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır.

Hicret

Mekke’lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok Şia ve Ehli Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre ‘Allah-u Teala bu fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir:
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar.” (Bakara/207)
Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine’ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed’e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed’in kızı Fatma’yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine’ye doğru hareket etmiştir.

Medine dönemi

Ali Medine’de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali’yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma’yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi.

Eşleri ve çocukları

Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı’nda hayatını kaybetmiştir.
Ali’nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed’in kızı Fatıma’dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma’dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma’ın karnındayken, vefat etmiştir. Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü’l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abuddullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur.
Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes’ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir.
Has’amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.
İslam peygamberinin damadı Ebû’1-As b. Rebi’nin kızı Ümâme de, Ali’nin hanımlarından birisidir. Mu-hammedu’l-Evsat da (Ortanca Muhammed) bu hanım­dan olmuştur.
Havle bint-i Cafer el-Hanefiyye isimli eşinden “İbn-i Hanefiyye” diye bilinen Muhammed isimli oğlu dünyaya gelmiştir.
Urve b. Mes’ud es-Sekafi’nin kızı Ümmü Said. Ali’nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.

Mekke’de, Fil Yılı’nın (Amm’ul- Fil) 30. ayının 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali’yi doğurmak üzere iken Kabe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır. Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma’nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib‘in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır ).
Alevîlik‘te ve Şiîlik’te önemli bir yere sahip olan Zülfikar isimli kılıcın temsîlî bir resmi.

İsmi

Bebeğin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib’e bu ismin ilham olduğu, daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Muhammed’in verdiğidir.

Annesi

Ali’nin annesi, Muhammed’in dedesi olan Abdülmuttalib’in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim’in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed’e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi’nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid’den ardından müslüman olan ikinci kadındır.

Babası

Ali’nin babası, Kureyş’in mutlak liderliğini babası Abdülmuttalib’den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed’i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib’in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed’e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.

Çocukluğu

Ali‘nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib’i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed’e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Muhammed büyüdüğünde, bir kuraklık Mekke’yi sarmıştı, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas’a bildirdi ve Abbas Cafer’i, Muhammed’se Ali’yi büyütmek üzere yanlarına aldılar. Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa’da o günleri şöyle anlatır:
“Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi… Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı’na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi.”
Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammed, Ali’yi omzuna alır Mekke’nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.

Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب, Türkçe’de Hz. Ali olarak da anılır)‎ (599 – 661) Şii inancına göre ilk halife ve oniki imamın ilkidir. Sünni inanışına göre ise dört büyük halifeden (Hulefa-i Raşidin) dördüncüsü ve cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Muhammed’in hem damadı hem de amcasının oğludur. 661 yılında (Hicri: 21 Ramazan 40), Hariciler tarafından düzenlenen bir suikaste kurban gitmiştir.
Doğumu ve Çocukluğu

Mekke’de Fil Yılı’nın (Amm’ul- Fil) 30. yılının on üçüncü günü, bazı rivayetlere göre Zilhicce ayının yedinci günü Kabe’de dünyaya geldi (M.S. 599). Babası, Ebu Talib, annesi ise Esed kızı Fatıma’dır.

Ali’nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib’i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Esed kızı Fatıma’ya da anne diyorlardı. Bu ortamın yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur.

Ali kitabı Nech’ül Belağa’da o günleri şöyle anlatır:

Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi… Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi.
Müslüman Oluşu

Şia’ya göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren ve hayatı boyunca Allah’tan başkasına tapmayan ilk şahsiyettir. Sünni inancına göre ise, Muhammed’in eşi Hatice’den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır.
Hicret

Mekke’lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, Peygamber’in yatağında yatmıştır. Birçok Şia ve Ehli Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre ‘Allah-u Teala bu fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etti:

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar.” (Bakara/207)

Muhammed Mustafa bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine’ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, İslâm Peygamberine emanet olan çeşitli emanetleri sahiplerine iade ederek annesini, Resul-ü Ekrem’in kızı Fatma’yı başka iki kadınla birlikte alıp Medine’ye doğru hareket etmiştir.
Medine

Ali Medine’de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda, Ali’yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma’yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi. Ali’nin Fatıma’dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Muhsi

Ali, Muhammed’in katıldığı tüm savaşlarda sancaktar olarak bulundu yalnız Tebük seferi’ne Muhammed’in emri ile Medine’de kaldığı için katılmamıştır.

Ali, Bedir savaşında düşman ordusundan yirmi bir kişiyi öldürdü. Öldürdüğü kişiler arasında Muaviye’nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı. Uhud savaşında ise Kureyş’in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyle çarpıştı ve muvaffak oldu. Bu savaşta bedeninden yetmiş yara almasına rağmen son ana kadar Peygamberle beraber savaştı. Cebrail’in (a.s), Ali’nin bu fedakarlığını görünce birkaç defa: Zülfikar’dan başka kılıç, Ali’den başka da yiğit yoktur. (‘la feta illa ali, la seyfe illa zülfikar’), dediği rivayet edilmektedir.

Hendek savaşında, Araplar’ın ünlü kahramanı Amr bin Abduved’in hendeği atıyla aşması üzerine çarpıştılar.Amr’a göre daha zayıf görünümlü olmasına ve Amr’ın küçümsemesine ragmen Ali galip geldi. Amr’ın, Ali tarafından yenilmesi Medine’yi kuşatan eden ve bu kuşatmayı destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi. Hendek savaşının sonucunda Ali’nin bu başarısının önemli bir yeri olduğu söylenmektedir.

Hayber Savaşı’nda, ilk iki taaruzu yönetenler bir başarı sağlayamayınca, Peygamber, sancağı Ali’ye verdiği. Ali bin Ebu Talib’in de o gün düşman savunmasını kırarak düşman savunmasına karşı galip gelinmesinde büyük rol oynadığı söylenir.
Muhammed’in vefatı

Ali, İslâm peygamberinin vefatında 33 yaşındaydı. İslâm peygamberinin hayattaki tek evladının eşi ve amca oğulları olmaları hasebiyle en yakın akrabası konumunda olduğundan defin hazırlıklarıyla ilgilendi. İslam kurallarına göre naaşın defin öncesi yıkanması ve kefenlenmesi işlemlerini bizzat kendisi yaptı.
Devletin Başına Seçilmesi

Muhammed’in 632 yılında ölmesinden sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir’in halifeliğini kabul ettiler. Ebu Bekir’den sonra sırasıyla Ömer bin El-Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib’in halifeliğini kabul ettiler. Bununla beraber bir kısım müslümanlar peygamberin kuzeni ve damadı olan, çocukluğundan itibaren peygamberin evinde büyümüş ve onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmış olan Ali’nin ilk halifelik için daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlardı. İslâm peygamberi Ali’ye hitaben şöyle demiştir:

“Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla sahip olduğu mevkiye sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.”

Harun, Musa peygamberin kardeşidir ve kendisine vahiy gelmeyen peygamberlerdendir. Musa ibadet için 40 günlüğüne Sina Dağı’na çekildiğinde, kardeşi Harun’u İsrailoğulları’nın başında bırakmıştır (Araf Suresi, 142. ayet). Bu nedenle İslam peygamberinin bu sözü de Şiilerce Ali’nin hilafet için en uygun ve hak sahibi kişi olduğuna yorulur.
Miras sorunu

Şii’lere göre Muhammed’in dul eşlerinin yanısıra Ali ve Fatıma’nın da, Ebu Bekir’in hilafetinden hoşnutsuz olmalarının bir başka nedeni daha vardı. Muhammed vefat ettiğinde geride önemli miktarda arazi ve mal varlığı bıraktı. Ebu Bekir’e göre bu mal ve araziler peygamber tarafından halkın yararına idare ediliyordu ve dolayısıyla devlete aitti. Ali ise “Muhammed’e gelen vahiylerin peygamberin mirasını da kapsadığını” iddia ederek bu duruma karşı çıkıyordu. Şiilere göre Ebu Bekir Muhammed’in dul eşlerine devletten maaş bağlamış ancak Muhammed’in kanından olan Ali, Fatıma ve İbn Abbas’a o kadarını bile vermemişti.

Eşi Fatıma’nın ölümünden sonra Ali Fatıma’nın peygamberin mirasından payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir kez daha reddedildi. Bununla birlikte Ebu Bekir’den halifeliği devralan Ömer Medine’deki arazileri Muhammed’in kabilesi Haşimoğulları adına Ali ve Abbas’a verdi; Hayber ve Fadak’takileri devlet malı saydı (Madelung, 1997 s. 62). Şii kaynaklarına göre bu durum Muhammed’in soyundan olanlara (Ehl-i Beyt), baskıcı halifeler tarafından yapılan haksızlıkların bir başka örneğidir [2] .
Hilafeti

Müslümanların bir kısmı Ali’nin, “yanlış olduğunu düşünmekle beraber” kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmayışı diğerlerini halife olarak kabul etmediğine yorulur. Üçüncü Halife Osman asiler tarafından öldürülünce halk Ali’ye biat ederek onu hilafete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali’yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. İslam Devleti Ali ve Muaviye önderliğinde ikiye bölündü.

Ali, 4 yıl 9 ay süren hilafet’i müddetinde Peygamber’in siretine uyup, hilafet’e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu.

Ali bin Ebu Talib çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr gibi İslamiyetin tanınmış simaları ile karşılaştı bu olay Cemel Vakası adıyla bilinmektedir.

Irak ve Şam

Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب, Türkçe’de Hz. Ali olarak da anılır)‎ (599 – 661) Şii inancına göre ilk halife ve oniki imamın ilkidir. Sünni inanışına göre ise dört büyük halifeden (Hulefa-i Raşidin) dördüncüsü ve cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Muhammed’in hem damadı hem de amcasının oğludur. 661 yılında (Hicri: 21 Ramazan 40), Hariciler tarafından düzenlenen bir suikaste kurban gitmiştir.

destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi. Hendek savaşının sonucunda Ali’nin bu başarısının önemli bir yeri olduğu söylenmektedir.

Hayber Savaşı’nda, ilk iki taaruzu yönetenler bir başarı sağlayamayınca, Peygamber, sancağı Ali’ye verdiği. Ali bin Ebu Talib’in de o gün düşman savunmasını kırarak düşman savunmasına karşı galip gelinmesinde büyük rol oynadığı söylenir.
Muhammed’in vefatı

Ali, İslâm peygamberinin vefatında 33 yaşındaydı. İslâm peygamberinin hayattaki tek evladının eşi ve amca oğulları olmaları hasebiyle en yakın akrabası konumunda olduğundan defin hazırlıklarıyla ilgilendi. İslam kurallarına göre naaşın defin öncesi yıkanması ve kefenlenmesi işlemlerini bizzat kendisi yaptı.
Devletin Başına Seçilmesi

Muhammed’in 632 yılında ölmesinden sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir’in halifeliğini kabul ettiler. Ebu Bekir’den sonra sırasıyla Ömer bin El-Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib’in halifeliğini kabul ettiler. Bununla beraber bir kısım müslümanlar peygamberin kuzeni ve damadı olan, çocukluğundan itibaren peygamberin evinde büyümüş ve onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmış olan Ali’nin ilk halifelik için daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlardı. İslâm peygamberi Ali’ye hitaben şöyle demiştir:

“Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla sahip olduğu mevkiye sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.”

Harun, Musa peygamberin kardeşidir ve kendisine vahiy gelmeyen peygamberlerdendir. Musa ibadet için 40 günlüğüne Sina Dağı’na çekildiğinde, kardeşi Harun’u İsrailoğulları’nın başında bırakmıştır (Araf Suresi, 142. ayet). Bu nedenle İslam peygamberinin bu sözü de Şiilerce Ali’nin hilafet için en uygun ve hak sahibi kişi olduğuna yorulur.
Miras sorunu

Hilafeti

Müslümanların bir kısmı Ali’nin, “yanlış olduğunu düşünmekle beraber” kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmayışı diğerlerini halife olarak kabul etmediğine yorulur. Üçüncü Halife Osman asiler tarafından öldürülünce halk Ali’ye biat ederek onu hilafete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali’yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. İslam Devleti Ali ve Muaviye önderliğinde ikiye bölündü.

Ali, 4 yıl 9 ay süren hilafet’i müddetinde Peygamber’in siretine uyup, hilafet’e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu.

Ali bin Ebu Talib çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr gibi İslamiyetin tanınmış simaları ile karşılaştı bu olay Cemel Vakası adıyla bilinmektedir.

Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı; bu savaş Sıffın savaşı adıyla bilinmektedir ve bir buçuk yıl devam etti. Nehrevan adıyla bilinen muharebede Haricilerle savaştı.
Vefatı

Nehrevan Savaşı’nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Hariciler’den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali, Muaviye ve Amr bin As’ı öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Ali’yi öldürmeyi üstlendi ve Kufe’ye hareket etti. Ramazan ayının 19. gününün şafak vakti Ali namaz kilarken zehirli kılıcıyla kafasına ağır bir darbe indirdi.

Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem’in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661). Kabri Irak’ın Necef şehrindedir.

Ali ölünce İslam Devleti ve hilafet 20 yıllığına düşmanı I. Muaviye’nin eline geçti.
İlmi Gerek Sünni gerekse Şii kaynaklarında Ali bin Ebu Talib’in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Muhammed onu ilim şehrinin kapısı; insanların en bilgini; ahkam ilminin en alimi ve ümmete sünneti açıklayan kimse olarak nitelemiştir. İslam peygamberi bir sözünde de şöyle demiştir:

“Ben ilmin şehriyim, Ali kapısı. İlim almak isteyenler Ali’nin kapısına başvursunlar.”
Lakapları

Emiru’l-Müminin
Kur’an-ı Natık (konuşan Kuran)
Haydar
Murtaza
Şah-ı Velayet
Esedullah (Allah’ın Arslanı)
Şah-ı Merdan
Seyf Allah

Künyesi

ebu Hasan (Hasan’ın Babası)
ebu Turab (Toprağın babası)

Kaynakça ve notlar

sınırlarında Muaviye ile savaştı; bu savaş Sıffın savaşı adıyla bilinmektedir ve bir buçuk yıl devam etti. Nehrevan adıyla bilinen muharebede Haricilerle savaştı.
Vefatı

Nehrevan Savaşı’nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Hariciler’den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali, Muaviye ve Amr bin As’ı öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Ali’yi öldürmeyi üstlendi ve Kufe’ye hareket etti. Ramazan ayının 19. gününün şafak vakti Ali namaz kilarken zehirli kılıcıyla kafasına ağır bir darbe indirdi.

Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem’in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661). Kabri Irak’ın Necef şehrindedir.

Ali ölünce İslam Devleti ve hilafet 20 yıllığına düşmanı I. Muaviye’nin eline geçti.
İlmi

Gerek Sünni gerekse Şii kaynaklarında Ali bin Ebu Talib’in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Muhammed onu ilim şehrinin kapısı; insanların en bilgini; ahkam ilminin en alimi ve ümmete sünneti açıklayan kimse olarak nitelemiştir. İslam peygamberi bir sözünde de şöyle demiştir:

“Ben ilmin şehriyim, Ali kapısı. İlim almak isteyenler Ali’nin kapısına başvursunlar.”

Lakapları

Emiru’l-Müminin
Kur’an-ı Natık (konuşan Kuran)
Haydar
Murtaza
Şah-ı Velayet
Esedullah (Allah’ın Arslanı)
Şah-ı Merdan
Seyf Allah

Resulullah’in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife. Babasi Ebû Talib, annesi Kureys’ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib’tir. Künyesi Ebu’i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru’l-Mü’minin’dir. Ayrica ‘Allah’in Arslani’ ünvaniyla da anilir.

Hz. Ali küçük yasindan beri Resulullah’in yaninda büyüdü. On yasinda islâm’i kabul ettigi bilinmektedir. Hz. Hatice’den sonra müslümanligi ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali’ye Peygamberimiz sirkin kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz. Ali hemen müslüman olmustu. Mekke döneminde her zaman Resulullah’in yanindaydi. Kâbe’deki putlari kirmasini söyle anlatir: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe’ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çikmak istedi. Kalkmak istedigim zaman kalkamiyacagimi anladi, omuzumdan indi, beni omuzuna çikardi ve ayaga kalkti. Kendimi istesem ufuklari tutacak saniyordum. Kâbe’nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim. Put düstü, parça parça oldu. Resulullah’in omuzlarindan indim. ikimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek hususunda Allah’u Teâlâ’dan emir alinca onlari Safa tepesinde toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay etmisti. ikinci toplantiyi yapmasini Hz. Ali (r.a.)’ye birakti, Ali de bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum.

Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey’at edecek” dedi. Yalniz Ali (r.a.) kalkti ve orada Resulullah’a onun istedigi sözlerle bey’at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardesimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Ali’yi taltif etti.

Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali’ye birakti ve o gece Hz. Ali, Resulullah’in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber’i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber’e hicreti sirasinda zaman kazandirmistir. Hz. Ali, Peygamberimiz’in kendisine biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine’ye hicret etti. Medine’de de Hz. Peygamber’in devamli yaninda bulundu, bütün cihat harekâtlarina katildi, Uhud’da gâzî oldu. Bedir’de sancaktardi. Ayni zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tesbit ederek Hz. Peygamber’e bildirdi. Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir’de önemli bir savas harekâtini basariya ulastirdi. Bedir gazasinin baslamasindan önce, Kureysliler’le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi. Bu dögüste, hasmi Velid b. Mugire’yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da öldürdü. Kendisine “Allah’in Arslani” lâkabi ve Bedir ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

Hz. Ali, Bedir savasindan sonra Hz. Peygamber’in kizi Hz. Fâtima ile evlendi. Nikâhini Hz. Peygamber kiydi. O zamana kadar Resulullah’la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi. Hz. Ali’nin, Hz. Fâtima’dan üç oglu, iki kizi dünyaya geldi. Hicret’in üçüncü yilinda Uhud savasinda, müslüman okçularin hatasi yüzünden müsrikler müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti. Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber’in içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti. Iki tarafin da kazanamadigi bu savasta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

Uhud savasindan sonra Hz. Ali “Benu Nadr” Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti. Bütün çarpismalarda Hz. Ali kahramanca dögüsmüs ve müsriklerin en meshur savasçilarini öldürmüstür. Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin yazilmasinda o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya söyle basladi: “Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah….” Ancak müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, “Resulullah” yerine “Muhammed b. Abdullah” yazmasini Hz. Ali’ye söylemis fakat Hz. Ali “Resulullah” ifadesinin yaziminda israr etmistir.

Hz. Ali Mekke’nin fethi sirasinda yine sancaktardi. “Keda” mevkiinden Mekke’ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe’deki bütün putlari kirdilar.

Mekke’nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid’i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarindan, “müslüman olduk” anlamindaki “eslemna” kelimesi yerine “sabbena” dedigi için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayi duyunca çok üzüldü. Hz. Ali’yi bu hatayi telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme’ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi etmisti.

Huneyn gazasinda müslümanlar bir ara bozulup dagildilar. Sayilari binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla islâm ordusunun kendi safinda toparlanmasini sagladi.

Resulu Ekrem hicretin 9. yilinda Tebük seferine çikarken Hz. Ali’yi ehl-i beytin muhafazasi için Medine’de birakti, ancak bu sefere katilamadigi için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: “Musa’ya göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?” dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.

Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi.

bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi. Yemen bölgesinin islâm’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib’e verildi. Hz. Ali “Bu çok güç bir is” dedi. Resulullah da “Ya Rabb, Ali’nin dili tercümani, kalbi hidayet nurunun memba olsun” diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen’e gitti, kisa süren irsadlari sayesinde Yemen’in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.

Hz. Peygamber’in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz. Ali Resulullah’in hücresinde tekfin ile mesgul idi.

Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti. Hz. Ömer’in sehâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

Hz. Osman’in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti. Hz. Osman’i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

Hz. Osman’in sehâdetinden sonra islâm’in ileri gelen sahsiyetleri ona bey’at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’in bir takdiri olarak son derece karisik bir dönem oldu. Hilâfete geçtiginde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi. Bu karisikliklar Cemel ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu. islâm devleti bünyesindeki bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler gösterdi.

Nihayet, Kûfe’de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi. Bu yaranin etkisiyle sehid oldu.

Hz. Ali devamli olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yaninda bulundugu için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah’in tabiri ile “ilim beldesinin kapisi” olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla dolu olmasina ragmen islâm’in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda büyük katkilari olmustu.

Medine’de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra ögretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin ögretilmesini Ebu Esved ed-Düeli’ye, Kur’an okutma ve ögretme isini Abdurrahman esSülemi’ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd’a verdi. Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme’yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayirarak yürütüyordu. Malî isleri, dagitma ve toplama diye iki kisma ayirmazdi.

Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi. Kendisine bir pay ayirma noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe’de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir titreyerek camiye gittigini aktarirlar. Devlet yönetici ve memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi hazirlamisti.

1. Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin .

2. Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin. Müslümanlar kardesleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir.

3. Affetmekten utanmayin. Cezalandirmada acele etmeyin. Emriniz altinda bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

4. Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin. Bu tür davranislar sizi zulme ve despotluga çeker.

5. Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina dikkat edin.

6. Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve korkmadan aci gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

7. Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin.

8. Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza yeterince maas ödeyin.

9. Memurlarinizin hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiginiz samimi kisileri kullanin.

10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.

11. Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize kendilerini inandirin .

12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.

13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin.

14. El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat standardini artirir.

15. Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi korunmalidir.

16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç aklinizdan çikarmayin. Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü davranmasin. Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin .

17. Kan dökmekten kaçinin, islâm’in hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.

Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve sikintilarla geçmisti. Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehid oldu.

Hz. Ali Islâm’in bütün güzelliklerine vakifti. Çünkü o, Resulullah’in daima yaninda bulunmustu. Vahiy kâtibiydi, hâfiz, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber’den bes yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi: “Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber’in tekzip edilmesini ister misiniz?” (Buhârî, ilim) demistir.

Hz. Ali’nin, Hz. Fâtima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu.

Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine’de müslümanlarin durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah’a gitti. Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: “Ben size hizmetçiden daha hayirlisini haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin” buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar da yemegi dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: “süphesiz en iyiler mizaci kâfur olan bir tastan içerler. Allah’in kullarinin tasira tasira içecegi bir kaynak. Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir günden korkarlar. içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz sizi ancak Allah’in rizasi için doyuruyoruz, sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz. Dogrusu biz oldukça asik suratli zorlu bir günden dolayi Rabbimizdan korkuyoruz’ derler. Allah da bu günün serrinden onlari korur. Onlara parlaklik ve sevinç verir.” (Insan, 5/11)

Hz. Ali’nin “Zülfikâr” adi verilen meshur bir kilici vardi. Kilicin agzi iki çatalli idi ve Hz. Ali’ye Resulullah tarafindan hediye edilmisti. Hz. Ali’nin cömertligi, insanîligi, Resulullah’a olan yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür. Bir gün onun dört dirhemi vardi. Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: “Mallarini gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katinda karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir.” (el-Bakara, 2/274).

Hz. Ali’nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler: “Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi için istigfar ederse Allah’u Tealâ Nisâ suresinde ‘Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allah’u Teâlâ’ya istigfar ederse Allah’u Teâlâ’yi çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur’ buyurmaktadir.”

“Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile kilarsa bos yere zahmet çekmis olur. Bu kimse, kazasini ödemedikçe Allah’u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez. ”

“Malinizin zekâtini veriniz. Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani yoktur. ”

Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali’ye buyurdu: ” Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut altiyüzbin altin mi veya altiyüzbin nasihat mi istersin ? ” Hz. Ali dedi: “Altiyüzbin nasihat isterim.” Peygamberimiz buyurdu: “su alti nasihate uyarsan altiyüzbin nasihata uymus olursun: 1. Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et. 2. Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allah’u Teâlâ’yi hatirla. islâm’a uygun yasa; islâm’a uygun kazan; islâm’a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara. Kendi ayiplarinla mesgul ol. 4. Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin rizasini gözetirken sen Hakk’in rizasini gözet; hakka yaklastirici sebep ve vasitalari ara. 6. Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et.”

Hz. Ali buyurdu:

“Kisi dili altinda saklidir. Konusturunuz, kiymetinden neler kaybettigini anlarsiniz.”

“Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsiz Cennet’e girmesinden daha hayirlidir. ”

“Kul ümidini yalniz Rabbi’ne baglamali ve yalniz günahlari kendini korkutmalidir. ”

“Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin. Âlim, içinden çikamayacagi bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakinmasin.”

“Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. ”

“Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda bulunabilmektir. ”

“Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir . ”

“Kalpler, kaplara benzer. Hayirli olani, hayirla dolu olanidir.”

“Bana bir harf ögretenin kölesi olurum. ”

Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak isllâm’in bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .

Hz. Ali’nin Duası

Allah’ım! Sadece tertemiz bir kalple Allah’ın huzuruna çıkan hariç mal ve evlatların -insana- hiçbir yararı olmadığı günde senden aman diliyorum. Zalimin -hasretle- ellerini ısıracağı ve “keşke ben Resulullah’a -itaat- yolunu tutsaydım” diyeceği günde senden aman diliyorum. Günahkârların yüzlerinden tanınacağı, saçları ve ayaklarından tutulacağı günde senden aman diliyorum.

Babanın oğul yerine ve evladın da baba yerine cezalandırılmayacağı günde senden aman diliyorum. Ve doğrusu Allah’ın vaadi haktır. Zalimlere mazeretlerinin bir fayda sağlamayacağı, onların Allah’ın rahmetinden uzak ve kötü bir menzilde olacağı günde senden aman diliyorum.

Hiç kimsenin kimse üzerinde güç sahibi olamayacağı ve yetkinin yalnız Allah’a has olacağı günde senden aman diliyorum. İnsanın kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve evlatlarından kaçacağı ve herkesi meşgul edecek bir işle uğraşacağı günde senden aman diliyorum.

“Suçlu o günün azabından -kurtulmak için- eşini ve kardeşini, kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini vermek ister. Hayır -hiçbir zaman bu imkanı bulamayacak-! O -cehennem ateşi-, alevlenen bir ateştir. Deriler kavurur, soyar.” Bu günde senden aman diliyorum.

Mevlam, ey mevlam! Sen mevlasın ben ise bir kulum; kula mevladan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen -varlığımın- sahibisin, ben ise sahip olunan; sahip olunana sahip olandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen azizsin, ben ise zelil; zelile azizsen başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen yaratansın, ben ise yaratılan; yaratılana yaratandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise hakir, hakire yüce olandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen güçlüsün, ben ise zayıf; zayıfa güçlüden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen zenginsin, ben ise yoksul; yoksula zenginden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen bağışta bulunansın, ben ise sail; saile bağıştan bulunandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen dirisin, ben ise ölü; ölüye diriden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen bâkisin, ben ise fâni; faniye bakiden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen ebedisin, ben ise geçici; geçiciye ebediden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen rızıklandıransın, ben ise rızıklanan; rızıklanana rızıklandırandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen cömertsin, ben ise cimri; cimriye cömertten başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen afiyet verensin, ben ise -derde- tutulan, derde tutulana afiyet verenden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen büyüksün, ben ise küçük; küçüğe büyükten başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen hidayet edensin, ben ise sapan; sapana hidayet edenden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen rahmansın, ben ise merhamet edilecek olan; merhamet edilecek olana rahmandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen güç sahibisin, ben ise imtihan edilen; imtihan edilene güç sahibinden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen kılavuzsun, ben ise yolunu şaşırmış; yolunu şaşırmışa kılavuzdan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen bağışlayansın, ben ise günahkâr; günahkâra bağışlayandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen galipsin, ben ise mağlup; mağlubu galipten başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen eğitensin, ben ise eğitilen; eğitilene eğitenden başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise alçak ve düşük; düşük birisine yüce olandan başka kim merhamet eder?

Mevlam, ey mevlam! Rahmetinin hakkı için bana merhamet eyle. Bağışının, lütfünün ve fazlının saygınlığı için benden razı ol.

Ey bağış, ihsan, fazl ve nimet sahibi! Rahmetinin hakkı için -duamı kabul buyur-, ey merhametlilerin en merhametlisi!

Hz. Ali’den Dualar

  • Allahım.Sen beni görürsün ama ben Seni göremem.Senden başka Rabbim yoktur.Elimden tutarak beni doğru yola ilet.Gözüme dalalet perdesi çekerek helak etme!O koruyucu Tevfik ve yardımınla beni muhafaza eyle!
  • Cömertliğin hakkı için beni kendine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip kılmanı ve zikrini bana ilham etmeni niyaz ediyorum.
  • Ey Allahım!beni yüksek köşklere,ışıkları parlayan güzelliklere,ardı arkası kesilmeyen nurlara,rahmet sahibi Rablerinden gelen izzet ve ikramla yaşayanlar arasına,nesim rüzgarı esen bahçelere kavuştur!
  • Ey beni aziz eyleyen,kötülüklerden sakındıran,zikket ve hakaretlerden kurtaran,musibet ve afetlerden koruyan Allahım!Beni keder ve üzüntülerden muhafaza eyle!
  • Ey bilinmezleri bilen,suç ve günahları bağışlayan,kusur ve ayıpları örten,acı ve üzüntüleri içine atan,çaresizlerden sıkıntıyı gideren Allahım!Ey kendisine sığındığım,fazl ü keremine güvendiği,hükmü reddedilmeyen,benim hakkımda yaptığı hiçbir şeyde eksiklik olmayan Allahım!Kıyamet gününü unutmaktan bu yüzden kalbin katılaşmasından azgın nefsin şerrinden ve lanetli şeytanın kandırmasından beni koru!
  • Ey bizleri kuşatmış olan,sıkıntı ve acılarımızı gideren,mülkü sınırsız olan Allahım!Ey güçsüzlerin sığınağı,tasalı ve kederllilerin dayanağı!Sen ne yüce bir lütufkarsın bize.merhameti bol Rahim’sin.Her türlü ihtiyacımızdan haberdar bir kerem sahibi,elimden tutarak beni doğru yola ilet,gözüme dalalet perdesi çekerek helak etme Ya Rabbi,bana Kur’an’ı yoldaş et!
  • Ey Celal sahibi ve ey kırık gönülleri üzüntüden kurtarıp saran!”Kün!” fiilinin “Kaf!” ı hürmetine beni koru.Tehlikeler deryasına bein güvende kıl ve o deryadan en hayırlı bir selamet sahiline çıkmayı ihsan eyle.Sensin benim sığınağım.Sıkıntılar ancak Seninle ortadan kalkar.Rahmet olan yağmurun sağanak hali gibi üzerimize rızık yağdır.Her ne kadar günahta aşırı da gitseler alemlerin ümidi yalnız Sensin.
  • Ey Celal sahibi!Basir ismi şerifin hürmetine düşmanlarımızı sağır,dilsiz,kör ve konuşamaz eyle!
  • Ey Celal sahibi,ve ey Halim!Senin yardımınla açılacak ilmin sırlarıyla bana ikram lutfeyle!Sırları kesin ve inkişaf etmiş Kur’an-ı Hakim’in nurani ve açık ifadeleriyle beni her türlü korku ve sıkıntıdan kurtar.
  • Ey geçimimize ve**** olan rızıkları indiren,insanları ve hayvanları doyuran,yuvalardaki kuş yavrularını rızkı gönderen,besleyip kanatlandıran Allahım!Sen bütün kusurlardan uzak,münezzeh ve sonsuz ilim sahibisin.
  • Hazret-i Ali’nin Duâsı 

     

    Hazret-i Hüseyin anlatır:

    Recep ayıydı. Babamla beraber Kâ’be-i şerîfteydik. Kâ’bede ağlayıp, sızlayarak Allahü teâlâya duâ eden bir kimsenin sesini işittik. Babam, bu kimseyi çağırmamı söyledi. Hemen gidip o kimseyi buldum. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Fakat, sağ yanı felç olmuş, hareketsizdi. Kendimi tanıtıp, babamın kendisini beklediğini söyleyince hemen kalktı. Kendisine yardım ettim. Beraberce babamın yanına geldik. Babam:” Sen kimsin ve bu halin nedir?” diye sorunca adam şunları anlattı:

     Ey mü’minlerin emiri, Allahü teâlâ tarafından cezaya çarptırılan kimsenin hali nasıl olur? İsmim Menazil bin Lahık’tır. Ben vaktimi oyun ve eğlence ile geçirdim. Hep nefsimin arzuları peşinde koşardım. Mübârek aylara hürmet etmez, mübârek aylarda ve gecelerde günah işlemeye devam ederdim. Salih bir babam vardı. Beni günahlardan vazgeçirmek için uğraşırdı. Yine bu kıymetli ayların birinde bana dedi ki:

    - Allahü teâlânın azabı şiddetlidir. Bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç! Bu kötü işleri bırak! Zîrâ melekler ve bu aylar senden şikâyet ederler.

    Nasîhata hiç tahammülüm olmadığı için, babamın üzerine yürüyüp onu dövdüm ve susturdum. Babam benim bu yaptığıma çok üzülmüştü. Bunun üzerine, yedi gün oruç tutup, Kâ’be-i muazzamaya gitti. Yanında ben de vardım. Burada şöyle duâ etti:” Ey Rabbim! Mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu mübârek ayda, bu mübârek yerde yapılan duâları reddetmezsin. Benim hakkımı oğlumdan al, oğlumun bir tarafını kurut!”

    Daha babam duâsını bitirmemişti ki, sağ tarafım felç olup, kurumuştu.

    Baban bu halimi ,çok üzüldü, duâsının bu kadar çabuk kabûl edileceğini düşünememişti. Perişan halde beraber geri döndük. Ben yaptıklarımdan çok pişman olmuştum, fakat olan olmuştu. Babam da benim bu halimi gördükçe o da çok üzülüyordu.

    Nihayet dayanamayıp, yine Kâ’be-i şerîfin huzurunda benim, iyileşmem, eski halime dönmem için duâ etmek niyyetiyle hayvana binip yola çıktı. Fakat, yolda hayvandan düşüp öldü. böylece artık iyileşme ümidim kalmadı. İşte bu halimle her gün gelip burada cenâb-ı Hakka yalvarıyorum. İnşaallah Rabbim, yine içinde bulunduğumuz şu mübârek aylar hürmetine duâmı kabûl eder de perişan halden kurtulurum.

    Hazret-i Hüseyin sonrasını şöyle anlatır:

    Babam, adamın bu halini görünce dayanamadı, bu kimseye bir duâyı öğretti. Ertesi gün bizim yanımıza hiçbir şeyi kalmamış olarak geldiğinde, sordum:

    - Bu hale nasıl geldin?

    - Akşam eve gittiğimde, babanızın öğrettiği duâyı okuyacaktım. O ara uykuya daldım. Rü’yâmda, bana bir ses “Allahü teâlâ sana yetişir. Sen öyle bir duâ öğrendin ki, bu ism-i a’zamdır. Onunla duâ olunduğunda kabûl olunur, onunla istediğin verilir.” dedi.

    Sevinç içinde uyandım. O arada tekrar bir ağırlık bastı, yine uyudum. Bu defa rü’yâda Resûlullahı gördüm. Halimi kendilerine arzettim. İnci saçılan mübârek dilinden:

    - Amcamın oğlu Ali’nin öğrettiği duâyı oku! Sana ism-i a’zamı öğretti. Onunla duâ kabûl olur, istenen şey verilir, buyurdu. Ben de:

    - Yâ Resûlallah! Mübârek ağzınızdan da o duâyı dinlemeği arzu ederim, diye yalvardığımda bana o duâyı söyledi. Duâ şöyleydi:

    “Allahümme innî es’elüke yâ âlimel hafiyye, ve yâ men-is-semâu bikudretihi mebniyye, ve yâ men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve yâ men-iş-şemsü vel-kameru binûri celâlihi müşrika ve mudıyye ve yâ mukbilen alâ külli nefsin mü’minetin zekiyye ve yâ müsekkine ra’b-el-hâifîne ve ehl-et-takıyye, yâ men havaicul-halki indehü makdıyye, yâ men necâ Yûsüfe min rıkk-il-ubûdiyye, yâ men leyse lehü bevvâbün yûnâdî velâ sâhibun yağşa ve lâ vezîrun yu’tî ve lâ gayruhu rabbün yud’a ve lâ yezdadu alâ kesretil-havaici illâ keremen ve cûden ve sallallahu alâ Muhammedin ve âlihi ve a’tini süâli inneke alâ külli şey’in kadîr.” (67/1)

    Ben de onu okuyup hemen uyandım. Kendimi, yakalanmış bulunduğum hastalık ve sakatlıktan, felçli halden kurtulmuş halde buldum.

    Hazret-i Ali buyurdu ki: “Bu duâya sımsıkı sarılın. Çünkü o Arş-ı a’zamın hazinelerinden bir hazinedir.”  (Gunyetüt-Tâlibîn)

    Ayrıca Receb ayında her gün şu duâ okunmalıdır:

    “Allahümme bârik lenâ fî Racebe ve şâbane ve belliğnâ Ramazâne” (Allahın, Receb ve Şâbanı bize mübarek eyle, bizi Ramazana yetiştir!)

  • Hz. Ali Şöyle Dua Yapardı :

     

    Allah’ım Gönlümde Olanı Hakkımda Hayırlı Eyle, Hakkımda Hayırlı Olanları da Gönlüme Razı Eyle…

    Kumeyl Duasının Fazileti
    Hz. Ali (r.a.)’ın sır arkadaşı Kumeyl bin Ziyad’a Hz. Hızır (as)’ın duası olarak öğrettiği engin maarifet içeren bir duadır. Bu duanın özellikle Perşembe geceleri okunması Ehl-i Beyt imamları tarafından tavsiye edilmiştir.

    Kumeyl Duası:

    Bismillahirrahmanirrahim

    “Allah’ım! senin her şeyi kaplayan rahmetin hakkına; kendisiyle her şeye üstün geldiğin, karşısında her şeyin boyun eğdiği gücün hakkına; her şeye galip geldiğin ceberutun hakkına; önünde hiç bir şeyin duramadığı izzetin hakkına; her şeyi dolduran azametin hakkına; her şeye üstün gelen saltanatın hakkına; her şeyin fani olmasından sonra baki kalacak vechin hakkına; her şeyin temellerini dolduran isimlerin hakkına; her şeyi ihata eden ilmin hakkına ve her şeyi aydınlatan cemâlinin nuru hakkına senden niyaz ederim.

    Ey Nur, ey Kutlu, ey evvellerin evveli ve ey ahirlerin ahiri! Allah’ım! Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı affet. Allah’ım! Bedbahtlıklara yol açan günahlarımı affet. Allah’ım! Nimetleri değiştiren günahlarımı affet. Allah’ım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı affet.

    Allah’ım! Belanın inmesine sebep olan günahlarımı affet.
    Allah’ım! işlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet.

    Allah’ım! Ben sana zikrinle yaklaşmak istiyorum, ve seninle senden şefaat diliyorum; ve cömertliğin hakkına beni kendine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip kılmanı ve zikrini bana ilham etmeni istiyorum.

    Allah’ım! Huzu, huşu ve zelil olmuş bir dille, senden (hatalarıma) göz yummanı, bana merhametli davranmanı, beni verdiğine razı, kanaatkar ve her durumda mütevazı kılmanı diliyorum.

    Allah’ım! İhtiyaç ve yoksulluğu şiddetli olan, ve hacetini zorluklar anında kapına getirene, katında bulunanlara büyük rağbeti olan kimsenin yalvarışı gibi sana yalvarırım.
    Allah’ım! saltanatın büyük ve mekanın yücedir, tedbirin gizlidir; emrin açık; kahrın galip ve kudretin her yerde caridir;(yürürlüktedir) ve senin hükümetinden kaçmak imkansızdır.
    Allah’ım! Senden başka günahlarımı affedecek; kabahatlerimi öretecek; kötü amelimi iyiye çevirecek birini bulamam.

    Senden başka ilah yoktur; münezzehsin; sana hamd ederim.

    Ben kendime zulmettim ve cahilliğim yüzünden itaatsizlik yaptım, ve eskiden beri sürekli bana lütuf ve ihsanında bulunduğun için kendimi güvende hissettim (ve korkmadan sana karşı geldim.)

    Allah’ım! Mevlâm! Nice kötülüklerimin üzerini örttün; nice belaları benden geri çevirdin; nice hatalardan beni korudun ; hoşa gitmeyen şeyleri uzaklaştırdın; layık olmadığım nice güzel övgüleri benim hakkımda yazdın.

    Allah’ım! Belam büyümüş, halimin kötülüğü haddi aşmış; amellerim beni aciz bırakmış, (hevâ ve heves) zincirlerim beni çökertmiş, uzun arzularım beni menfaatimden alıkoyup hapsetmiş, ve dünya beni boş şeylerle aldatmış; ve sürekli kötülüklere çeken nefsim, cinayeti ve müsamahakarlığımla beni aldatmış.

    Ey Seyyidim! İzzetinin hakkına senden istiyorum ki; amelimin kötülüğü, duamın kabulünü önlemesin ve bildiğin gizli sırlarımı açarak beni rezil etme; gizlice işlediğim kötü amelim ve davranışım, sürekli ihmalkarlığım ve cahilliğim, nefsani isteklerim ve gafletimin çokluğu yüzünden, beni cezalandırmada acele etme.

    Allah’ım! İzzetin hakkına her durumda bana karşı merhametli ve bütün işlerimde rauf ol.
    Mabudum, Rabbim! senden başka kimin var ki, ondan, kötü durumumu gidermesini ve bu halime bakmasını dileyeyim.

    Mabudum, Mevlâm! sen bana hükmettin; bense o hükümlerin hususunda nefsime uydum; bu konuda düşmanım (şeytan)’ın (günahları) tezyin etmesinden korkmadım; böylece beni istediği gibi aldattı ve alınyazısı da bu işte ona yardımcı oldu; işte bu başıma gelenlerden dolayı bazı sınırlarını aştım; ve bazı emirlerine karşı çıktım; bütün bunlarda sana hamd etmek benim vazifemdir.

    (Amellerim dolayısıyla) Hakkımda yürütülen kaza ve kaderin; ve beni yakalayan hüküm ve imtihanın karşısında gösterecek hiçbir mazeret ve bahanem yoktur.

    Ey Rabbim! Kendimi ihmal edip işlediğim kusurlardan sonra; özür dileyerek, pişman ve perişanlık içerisinde affını ve mağfiretini ümit ederek, tövbe edip tekrar (sana) yöneldim ve günahımı ikrar ve (suçluluğumu) itiraf ederek senin huzuruna geldim.

    İşlediğim günahlardan kaçacak bir mekan ve zor durumlarda sığınacak bir yer bulamıyorum; mazeretimi kabul edip beni sonsuz rahmetine dahil etmenden başka ümidim yok; o halde mazeretimi kabul eyle ey Allah’ım ve perişanlığımın şiddetine acı (hevâ ve heves) zincirlerinden kurtar beni.

    Rabbim! Bedenimin zayıf, derimin ince ve kemiklerimin hassas oluşuna acı.
    Ey yaratılışımı gerçekleştirip beni yad eden, beni terbiye edip iyilik ve rızık veren; bağışının başlangıcı ve bana yaptığın geçmiş iyiliklerin hürmetine beni affeyle.

    Ey Mabudum, Ey Seyyidim ve Rabbim! Vahdaniyetine inandıktan; marifetin bütün kalbimi doldurduktan; dilim zikrinle meşgul olduktan, muhabbetin içime işleidkten, Rububiyet makamına boyun eğerek sadakatle (günahlarımı) itiraf edip, doğrulukla (sana) dua ettikten sonra, beni cehennem ateşiyle azap etmen görülüp (inanılacak) şey mi?
    Böyle bir şey senden uzaktır; sen kendi yetiştirdiğin birisini zayi etmezsin; yakınlaştırdığın birisini kendinden uzaklaştırmazsın, barındırdığın birisini kovmazsın, veya kendisine merhamet ettiğin kimseyi belalara teslim etmezsin. Sen bütün bunlardan yücesin.

    Keşke bir bilseydim, Ey Seyyidim, Mabudum ve Mevlâm! Azametin karşısında secdeye düşen yüzlere; sadakatle vahdaniyetine şahadet eden ve medh ile sana şükür eden dillere; ilahlığını gerçekten itiraf eden kalplere, senin marifetinle dolup taşan ve böylece huşuyla eğilen batınlara cehennem ateşini musallat eder misin? Ve itaat etmek üzere ibadet yerlerine koşan ve günahını itiraf ettiği halde senden mağfiret dileyen uzuvları (azaba duçar eder misin?) Senin hakkında böyle düşünülemez; senin fazl-u keremin bize böyle tanıtılmamıştır Ey Kerem Sahibi, Ey Rabb!

    Dünyanın azıcık bela ve cezası ve ondaki zorluklar karşısında benim tahammülsüzlüğümü sen biliyorsun; halbuki dünyadaki bela ve zorlukların devamı az, tahammülü kolay ve süresi kısadır; o halde nasıl tahammül edeyim ahiretteki belaya; orada meydana gelecek büyük zorluk ve acılara?

    Halbuki o belanın müddeti uzun ve süreklidir ve ehline bir hafifletme de olmaz.
    Çünkü bu azap ancak, senin intikam ve gazabından kaynaklanır.
    Bu ise göklerin ve yerin dayanamayacağı bir şey.

    Ey Seyyidim! O zaman senin güçsüz, zelil, hakir, muhtaç ve biçare bir kulun olan ben nasıl dayanabilirim.

    Ey Mabudum, Rabbim, Seyydim ve ey Mevlâm! Hangi şeyden dolayı sana şikayette bulunayım ve hangisi için ağlayıp sızlayayım? Azabın elem ve şiddetine mi? Yoksa belanın devamı ve süresinin uzunluğuna mı?

    Eğer bana ceza çektirmek için düşmanların yanında yer verirsen, ve bela ehliyle beni bir araya toplarsan, beni dostların ve velilerinden ayırırsan, Ey Mabudum, Ey Seyyidim,

    Mevlâm ve Rabbim! azabına tahammül edebilecek olsam bile, senin ayrılığına nasıl dayanabilirim?

    Diyelim ki ateşinin hararetine dayandım, ama keremine nazar etmekten mahrum olmama nasıl sabredeyim?

    Yahut affını ümit ettiğim halde ateşe nasıl gireyim.

    İzzetin hakkına ey Seyyidim ve Mevlâm, sadakatle yemin ediyorum ki:
    Eğer konuşmama izin verirsen, cehennem ehli arasında, ümitliler gibi sürekli dergahına yönelip inlerim; medet dileyenler gibi feryat edip yardım dilerim senden; ve bir şeyini kaybedenler gibi ağlayıp sızlarım sana; ve seni çağırıp “Neredesin Ey Müminlerin Velisi!” der dururum.

    Ey ariflerin en yüce arzusu! Ey dileyenlerin imdadına yetişen! Ey sadık kalplerin dostu! Ve ey alemlerin ilahı! (Neredesin)?

    Ey Mabudum! Münezzehsin sen. Ve ben sana hamd ediyorum.

    Olacak şey mi, sana karşı gelmesi yüzünden cehennemde tutulan, ve günahından ötürü onun azabını tadan, ve onun tabakaları arasında, işlediği suç ve cinayetten dolayı hapsedilen Müslüman bir kulunun sesini duyasın da affetmeyesin, oysa o kul, rahmetine göz diken biri gibi inlemekte, ve tevhit ehlinin diliyle seni çağırmakta, ve rububiyet makamını vasıta ederek sana el açmada.
    Ey Mevlâm! O, senin önceden yaptığın merhametini umduğu halde, nasıl azapta kalabilir? Ya da senin ihsan ve merhametini ümit ettiği halde ateş nasıl onu incitebilir? Yahut Sen onun sesini işittiğin ve yerini gördüğün halde ateş nasıl onu yakabilir ? Ya da, sen onun zaaf ve göçsüzlüğünü bildiğin halde cehennemin alevleri onu nasıl kuşatabilir? Ya da sen onun sadakat ve doğruluğunu bildiğin halde, cehennemin tabakaları arasında nasıl kıvranıp kalır? Yahut, o, seni “Ey Rabbim” diye çağırırken, cehennemin azap melekleri nasıl ona eziyet edebilir? Ya da cehennemden kurtulmak için senin lütuf ve keremini dilediği halde onu nasıl orada bırakırsın?

    Sen münezzehsin, hakkında bunlar düşünülemez; senin fazlınla ilgili tanıtılan bunlar değildir; ve bunlar senin muvahhit insanlara yaptığın ihsan ve iyiliklere benzeyen şeyler de değildir.

    Ben şüphesiz biliyorum ki, eğer inkarcılarını azabına hükmetmeseydin ve düşmanlarını ebedi azaba duçar etmeyi kararlaştırmasaydın, ateşi tamamıyla soğuk ve selamet ederdin; ve onda hiç kimse yer almazdı.

    Ama sen, isimleri mukaddes olan! Cehennemi, insanların ve cinlerin kafirleriyle doldurmaya, ve düşmanları orada ebedi olarak tutmaya yemin etmişsin.
    Ve sen, (ey) medhi yüce olan! Evvelden beri söylemiş ve sürekli olarak nimet verip kerem ve ihsanda bulunmuşsun: buyurmuşsun ki: ‘Mümin olan bir kimse, fasık olan kimseyle bir olur mu? Hayır, onlar aynı olmazlar.’

    Mabudum, Seyyidim! takdir ettiğin kudret hakkına, ve hükmedip kesinlik kazandırdığın kaza ve kaderine ki, kime takdir etsen galip gelirsin, bu gecede ve bu saatte benim işlediğim bütün suçları ve günahları, ve gizlediğim bütün kötülükleri affet; yaptıktan sonra üzerini örttüğüm veya açığa çıkardığım, gizleyip veya aşikar ettiğim cahilliklerimi, ve amelleri yazmakla görevli melekleri kaydetmelerine emrettiğin kötülüklerimi affet! Öyle melekler ki, benim yaptığım amelleri zaptedip korumakla görevlendirdiğin uzuvlarımla birlikte onları da bana gözetleyici yaptın; ve kendin de bunların ardından gözetleyicim oldun ve onlara gizli kalan şeylere şahit oldun, rahmetinle gizledin ve fazlınla onları örttün ve indirdiğin her hayırdan ve gönderdiğin her ihsandan, yaydığın her iyilikten yahut dağıttığın her rızktan, affettiğin günahlardan veya kapattığın hatalardan nasibimi arttırmanı diliyorum.

    Ey Rabbim, ey Rabbim, Ey Rabbim!
    Ey Mabudum, ey Seyyidim, ey Mevlâm ve ey benim Sahibim!
    Ey varlığımı elinde tutan!
    Ey zorluk ve çaresizliğimi bilen!
    Ey fakirlik ve yoksulluğumdan haberdar olan!
    Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

    Hakkın, kudsiyetin, en yüce sıfatın ve ismin hürmetine senden dileğim şudur: Gece ve gündüzden oluşan vakitlerimi zikrinle canlandır, ve beni kendi hizmetinde tut, ve amellerimi kendi indinde kabul buyur; öylesine ki, artık bütün amellerim ve zikirlerim tek zikir şekline dönüşsün, ve bütün hallerim senin hizmetinde geçsin.

    Ey Seyyidim, ey güvenip dayandığım ve ey kendisine hallerimi sunduğum (Allah)!
    Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

    Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir; sana yönelmemde kalbime güç ve sebat ver; senden korkmada ve hizmetini sürdürmede bana öylesine bir ciddiyet ver ki, sana kulluktaki yarış meydanlarında sana doğru koşayım, ve bu yolda mücadele verenler arasında yer alıp hızla sana doğru geleyim, ve sana gönül verenler arasında senin yakınlığına meyil edeyim, ve ihlaslılar gibi sana yakınlaşayım, ve senden yakiyn ehlinin korktuğu gibi korkayım, ve indinde müminlerle bir araya geleyim.

    Allah’ım! Bana kötülük yapmak isteyeni cezalandır; bana tuzak kuran kimseye tuzak kur, ve beni, yanında en iyi pay alan, ve sana göre en yakın makama sahip olan, ve sana hususi yakınlığı olan kullarından eyle, Gerçekten bunlara erişmek, ancak senin lütuf ve kereminle olur.

    Cömertliğin hakkına bana cömert davran ve yüceliğin hakkına teveccüh eyle bana.
    Rahmetin hakkına koru beni ve dilimi zikrine alıştır, ve kalbimi, kendi muhabbetine bağlı kıl, ve dualarımı iyi bir şekilde kabul etmekle beni minnettar eyle; yanılgılarımdan geç ve hatalarımı affet; muhakkak ki sen, kullarının sana ibadet etmelerine hükmettin; sana dua etmelerini emredip, kabul etmeyi taahhüt ettin; o halde ey Rabbim! Yüzümü sana çevirdim ve ellerimi sana açtım; izzetin hakkına duamı kabul eyle ve arzularıma ulaştır; fazlın ve kereminden ümidimi kesme; beni insan ve cinlerden oluşan düşmanlarımdan koru. Ey çabuk razı olan! Duadan başka bir şeye sahip değilim, affet beni; muhakkak ki sen her istediğini yaparsın.

    Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan! Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan bana merhamet eyle.

    Ey nimetleri tamamlayıp yayan, ey zorlukları defeden! Ey karanlıklarda dehşete kapılanların nuru! Ey öğretilmeden bilen! Muhammed ve Ehli Beyt’ine salavat gönder, ve bana da sana yakışan şekilde muamele et.” Amin.
    Hz. Emir-el Muminin Ali b. Ebu Talib’in (as) Manzum Münacatı

  • Bismillahirrahmanirrahim

    Hamd sanadır ey bağış, ihsan ve yüce makam sahibi
    Yücesin sen, bağışta bulunursun dilediğine; vermezsin istediğine
    Allah’ım! Ey beni yaratan, ey koruyucum, sığınağım
    Zorlukta, kolaylıkta ve her durumumda sensin ağlayıp yalvardığım
    Allah’ım! Günahlarım büyüdüyse, biriktiyse eğer
    Senin, benim günahlarımı bağışlaman daha geniş ve büyüktür
    Allah’ım! Nefsimin isteklerine itaat ettiysem be eğer
    Şimdi de bahçende pişmanlık diliyorum
    Allah’ım! Görüyorsun halimi, fakirlik ve yoksulluğumu
    Duyuyorsun sen gizli yaptığım raz-u niyazımı
    Allah’ım! Ümidimi kesme ve ümitsizlikle kabartma kalbimi
    Senin sonsuz bağışına göz diktim ben
    Allah’ım beni ümitsizliğe düşürürsen veya katından kovarsan
    Kime ümit besleyeyim ve kimi sana şefaatçi getireyim
    Allah’ım! Azabından koru beni, sığınak ver
    Ben tutsağım, zelilim, korkuyorum, huzurunda huşu içindeyim
    Allah’ım! Öğret bana huzur bulup ünsiyet kuracağım bir hüccet
    O anda ki kabrim benim yatağım ve aşiyanem olacak
    Allah’ım! Eğer beni bin yıl azaplandıracak da olsan
    Yine ümit bağım kopmaz senden
    Allah’ım! Tattır bana affının şirinliğini o günde ki,
    Olmaz malın faydası ve evlatların
    Allah’ım! Lütfünle halime riayet etmezsen olurum helak
    Lütfünle riayet etsen halimi hiçbir zaman olmam helak
    Allah’ım! İyi kullarından başkasını affetmezsen eğer
    Heveslerine uyan günahkârları bağışlayan olur mu eğer
    Allah’ım Takva yolunda kusur ettiysem eğer
    Şimdi senin sonsuz af ve bağışlamanı izliyorum.
    Allah’ım cehaletle ve bilinçsizlikle günah işlediysem eğer
    Ne kadar korkusuzdur diyecekleri kadar ümit etmiştim rahmetini
    Allah’ım! Günahlarım yüce dağlardan daha büyüktür, yüksektir
    Fakat senin günahlarımı bağışlaman daha büyük ve yücedir
    Allah’ım! Senin lütfünü anmak huzur verir perişanlığıma
    Hata ve günahlarımı anmak da ağlatır gözlerimi
    Allah’ım! Geç sürçmelerimden, sil günahlarımı
    Ben günahlarımı ikrar ediyor, ondan korkuyor, katına nale ediyorum
    Allah’ım! Kendi katından bana huzur ve rahatlık ver
    Çünkü ben senin kerem kapından başka bir kapı çalmıyorum
    Allah’ım! Eğer beni kerem kapından kovup zelil etsen
    Bu durumda nedir çarem, ben ne yaparım?
    Allah’ım! Sana şevk besleyen bütün gece uyanıktır,
    Münacat ve dua eder, ama gafiller sabaha kadar uykudadır
    Allah’ım Bu zayıf kulların uykuyla uyanıklık arasında
    Senin katına çok fazla tazarru ve nalan olur
    Allah’ım! Herkes göz dikmiş senin ihsanını ümit ederler
    Sonsuz rahmetini ve ebedi cennetine tamah ederler
    Allah’ım senin lütfuna ümidim, beni selametlikle müjdeliyor
    Amellerimin çirkinliği beni rüsvalık ve kınamaya itiyor
    Allah’ım! Eğer beni affedersen, affın kurtarır beni
    Yoksa helak edici günahla olurum helak
    Allah’ım! Haşimi peygamber Muhammed’in hakkı için
    Huzurunda huşu eden tertemiz kullarının hürmeti için
    Allah’ım! Mustafa’nın ve amcası oğlunun hakkı için
    Huzurunda baş eğen iyi kullarının hürmeti için
    Allah’ım! Ahmed’in dini üzere eyle mahşur
    Katına nala, tövbe ederek, takva ve tevazu ile geleyim
    Allah’ım! Mahrum etme beni, ey ilahım ve efendim
    Peygamberinin şefaat-i kübrasından, kabul olur şefaati
    Allah’ım! Eyle salât ona ve Ehl-i Beyt’ine mudam
    Salih kullar katına münacat ve rüku ettikçe her zaman..

    • Hz. Emir-el Muminin Ali’den (as) Üç Cümle:
    • Allah’ım! İzzet sahibi olmak için senin kulun olmam yeter.
    • Allah’ım! İftihar edip övünmem için Rabbim sen olman yeter.
    • Allah’ım! Sen benim istediğim gibisin; o halde beni kendi istediğin gibi yap.
    • Hz. Ali’nin (a.s) Okuduğu Keder Duası
    • Abdullah b. Cafer Hz. Ali’nin (a.s) şöyle anlattığını rivayet ediyor.“Hz. peygamber (s.a.a) şu duayı bana öğretti. Bana bir keder ve şiddetli bir sıkıntı geldiği zaman okumamı emretti:

      “Lâ ilâhe illellâh’ul-kerim’ul-azim. Subhanehu tebarekellâhu rabb’ul-arş’ul-azîm. Elhamdulillâhi rabb’il-âlemîn.”

      Kerem sahibi ve büyük Allah’tan başka ibadet edilecek hiçbir ilâh yoktur. Yüce Allah’ı tenzih ederim. Büyük Arşın rabbi olan Allah yüce ve çok bereket sahibidir. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.[1]

      Hz. Ali’den (a.s) kötülükleri uzaklaştırmak ve sıkıntıları gidermek için dua :

      “Allahumme inni eteveccehu ileyke binebiyyike nebiyyir-rahmeti ve ehli beytihi ellezine ehtertehum ala ilmin ale’l-alemin. Allahumme fezellil li suutiha ve huzunetiha vekfini şerraha fe innekel kafil muafi vel ğalibul gahirul gadiru.”

      Allah’ım! Peygamberin ve onun ilim olarak alemlere üstün kıldığın Ehlibeytini aracı kılarak sana yöneliyorum.

      Allah’ım! (o) zorlukları ve engelleri benim için kolaylaştır ve onun kötülüğünden beni koru. Hakikatte sen kulunu kifayet eden, belalardan rahatlığa götüren, herkese galip gelen, kötüleri kahreden ve her şeye güç yetirensin.

    • İmam Ali’nin (as) Gece Yarılarında Okuduğu Dua
    • İlahî kem min mûbiqatin helumte an muqâbeletihâ bi niqmetik ve kem cerîretin tekerramte an keşfihâ bi keremik, ilahî in tâle fi isyânike umrî ve azume fis suhufi zenbî femâ ene muemmelun ğayra ğufrânik ve lâ ene râcin ğayra rizvânik, ilahî ufekkiru fî afvike fe tehûnu aleyye xatîeti summe ezkurul azîm emin axzike fe ta’zumu aleyye beliyyetî, âhin in ene qara’tu suhufi seyyieten ene nâsîhâ ve ente muhsîhâ fe teqûlu xuzûhu fe yâlehu min me’xûzin lâ tuncîhi aşîretuhu ve lâ tenfe’uhu qabîletuh âhin min nârin tunzicul ekbâde vel kulâ, âhin min nârin lişşevâ, âhin min ğamratin min multehimâtin lezâ.[Allah’ım, nice günahları var ki sen onlara karşı sabreder ve azap
      etmek için acele etmezsin ve sana karşı nice cüret edenler olmuştur ama sen onların hatalarını kendi kereminle örtersin.

      Allah’ım, eğer ömrümün çoğunu sana isyanla geçirmişsem ve günah defterim kabarmışsa yine de senin bağışlamanı arzu ediyor ve senin rızanı ümit ediyorum.

      Allah’ım senin affını düşünüyorum. Affını düşündükçe de hatalarım bana daha hafif geliyor. Sonra da senin büyük cezalandırmanı düşünüyorum. Bunu yapınca da günahlarımdan dolayı başıma gelecek belalar (gözümde) daha da büyüyor.

      Ah, amel defterime işlenmiş ve benim unutmuş olduğum kötülükleri okuduğumda sen onu sayacak ve şöyle diyeceksin: Yakalayın onu (günahlarından dolayı); vay haline onun, artık onu ne akrabası ne de kabilesi kurtarabilir!

      Ah! Böbrekleri ve ciğerleri yakıp kavuran ateş ne acı! Evire çevire yakıp kül eden ve kasıp kavuran ateş ne acı!]

    • Emirü’l-Müminin Ali’den (as) Dualar (Nehcül-Belaga’dan)
    • HZ. İMAM ALİ’DEN (AS) DUALAR
      Nehcü’l-Belaga’da Hz. Ali’den (Aleyhisselam) nakledilen onlarca dua vardır ve her biri insanlara nasıl dua edeceklerini ve dualarında Allah’tan neler istemlerini öğretmektedir. Hazretin dualarından birkaçını hatırlatmakta fayda vardır.

      1-Sefer Duası

      İmam Ali (Aleyhisselam) Kufe dışında Nuheyle denilen yerde Muaviye ile savaşa gitmek için atına binerken şöyle dua etti; “Allah’ım! Yolculuğun zorluğundan (ağır kayıplarla) dönüşün kederinden ve (döndüğümüzde) ailemizden, mal ve evlatlarımızdan kötü bir şey görmekten sana sığınırım. Allah’ım sensin yolculukta yoldaşımız ve sensin ehlimizi bıraktığımız (emanet) ettiğimiz. Bu ikisi senden gayrisinde toplanmaz. Zira ehlimiz emanet ettiğimiz,  bizimle yoldaş olmaz, bize yoldaş olan da ehlimizle (ailemizle) geride kalamaz (Her yerde hazır ve nazır olan sadece sensin)”

      2-İmam Ali’nin (Aleyhisselam) Sıkça Okuduğu Dua

      Hazret, sürekli Allah’a şöyle dua ederdi; “Allah’ım! Benim üzerimde hüccetin var, benim sana karşı bir hüccetim yok.  Ancak bana verdiğini almaya, beni koruduğunda korunmaya güç yetire bilmiyorum. Allah’ım! Senin zenginliğinin içinde fakir olmaktan, hidayetinden sapmaktan, egemenlik sana aitken mağdur olmaktan sana sığınırım. Allah’ım! Nefsimi, bahşettiğin nimetlerden alacaklarının ilki, bana verdiğin emanetlerden gelen hidayeti bırakıp nefsanî arzularımıza uyarak sapıtmaktan evveli karar kıl! Allah’ım! Sözden uzaklaşmaktan, dinden fitneye düşmekten, senin katından gelen hidayeti bırakıp heva ve heveslerimize uyarak sapıtmaktan sana sığınırız.”

      3-Yağmur duası

      Yağmur yağmadığı zaman şu duayı okurdu; “Ey Allah’ım! Biz çocuklarımız ve hayvanlarımızın bağrışmaya başlamasından sonra,  örtülerimiz ve gölgeliklerimizin altında senin rahmetini umarak, nimetlerinin bolluğunu dileyerek, azabından ve belalarından korkarak sana geldik. Ey Allah’ım bereketli yağmurunla bizleri sula. Bizleri ümitsizlerden etme. Kıtlıkla bizleri helak etme. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizleri hesaba çekme, ey merhametlilerin en merhametlisi! Zorluklar ve sıkıntılar başımıza çöreklenince, kıtlık dolu seneler bizi bu duruma getirince, zaruri ihtiyaçlar usandırınca ve ağır belalar peş peşe üstümüze gelince, sana gizli olmayan durumumuzu şikâyet etmek için huzuruna geldik. Ey Allah’ım! Bizi ümitsizlikle, hüzünle geri çevirme, bize günahlarımızla hitap etme, bizi amellerimizle ölçme. Ey Allah’ım! Üzerimize bol yağmurunu, bereketini, rızkını yağdır ve rahmetini üzerimize yay.”

      4-Savaşa Başlarken Okuduğu Dua

      Sıffın’da Muaviye’nin ordusuyla çarpışmaya gittiğinde şu duayı okudu; “Ey yeryüzüne çivi ve halka güven veren sabit dağların Rabbi! Düşmana galip getirirsen azıp zulüm etmekten koru, hakka dayandır bizi. Onları bize galip getirirsen, bizi şahadetle rızkılandır ve fitneden koru.”

      5-İmam Ali’nin (Aleyhisselam) Örnek Duası

      İmam Ali (Aleyhisselam) insanlığa örnek olacak duası; “Allah’ım benden daha iyi bildiğin şeyler için beni bağışla. Ben yine ona dönersem, sen de bana mağfiretle yönel.  Allah’ım! Söz verip vefa görmediğin ahitlerim için beni bağışla. Sana yaklaşmak için dilimle söylediğim halde, sonradan kalbimin muhalefet ettiği için de beni bağışla. Allah’ım gözlerimin işaretlerini, faydasız sözlerimi, kalbimin yersiz isteklerini ve dilimin sürçmelerini bağışlamanı diliyorum.”

      6-Düşmanlar Hakkındaki Duası

      Sıffın savaşının cereyan ettiği günlerde Hucr b. Adiyy ve Amr b. Humk gibi bazı yaranlarının Şam halkına küfrettiklerini duyduğu zaman şöyle buyurdu; “Allah’ım! Onların kanlarını da bizim kanlarımızı da ıslah et, onları sapıklıklardan kurtarıp hidayete ulaştır da bilmeyen hakkı tanısın!  Sapıklıkta ve düşmanlıkta direnen vazgeçsin.”

      7-Düşmanlara Beddua

      İmam Ali (Aleyhisselam) ashabı ve müminleri cihada teşvik ederken düşmanlarına da şöyle beddua ediyor; “Allah’ım! Hakkı reddederlerse topluluklarını dağıt, ayrılığa düşür, suçlarına karşılık helak et onları. Onlar peş peşe vurulan mızrak darbeleriyle delik deşik olup deliklerinden hava çıkmadıkça,  kafaları parçalanmadan, kemikleri kırılmadan, kolları ayakları kesilmeden yerlerinden kıpırdamazlar.”

      8-Maddi Güç İçin Dua

      İmam Ali (Aleyhisselam) ekonomik sıkıntıların bertaraf olması için Allah’a şöyle yakarıyor: “Ey Allah’ım! Yüzsuyumu ihtiyaçsızlıkla koru ve beni fakirlikle başkalarının yanında küçük düşürme! Bunları, senden rızık dileyenlerden istememek,  mahlûkatının şerlerinden merhamet dilememek, bana vereni övmeye müptela olmamak ve benden esirgeyeni yermemekle imtihan edilmemek için istiyorum. Buna rağmen vermeye ve vermemeye muktedir olan sensin.

      9-Hazreti Övenler Hakkında Okuduğu Dua

      Bir grup Hazreti yüzüne karşı övünce şöyle buyurdu; “Allah’ım! Sen, beni kendimden daha iyi tanırsın, ben de kendimi onlardan daha iyi tanırım.  Allah’ım! Bizi,  onların sandıklarından daha iyi kıl ve hakkımızda bilmedikleri şeyleri de bağışla.

      10-İmam Ali’nin (Aleyhisselam) Örnek Dualarından Biri

      “Allah’ım! Zahirimin insanların gözünde güzel, batınımın ise senden gizlemeye çalıştıklarımla çirkin olmasından sana sığınırım. Senin de bildiğin şeyleri koruyarak zahirimin güzel, sana getireceğim amellerimin ise çirkin olmasından, böylece halka yakın, senin hoşnutluğundan uzak düşmekten sana sığınırım.”
      Nadi Ali Duası ve Anlamı

    • Nadi Ali Duası:Bismillahirrahmanirrahim

      Nâdi Aliyyen mazharal acâib, tecidhu avnen leke fin nevâib. Lî ilallâhi hâcetî ve aleyhi mu’avvelî, kullemâ emartehu ve rameytu munqazî .Fi zillillâhi ve yuzlilillâhu lî. Ed’ûke kulle hemmin ve ğammin seyencelî.

      Bi azametike yâ Allah. Bi nubuvvetike yâ Muhammed. Bi vilâyetike yâ Aliyyu Aliyyu yâ Aliyy. Edriknî, bi haqqi lutfikel xafiyy. Allâhu ekberu ene min şerri a’dâike berî. Allâhu samedî, min indike mededî ve aleyke mu’temedî. Bi haqqi iyyâke na’budu ve iyyâke nesta’în.

      Yâ ebel ğaysi eğisnî. Yâ ebel Haseneyni edriknî. Yâ seyfellâhi edriknî. Ya bâbellahi edriknî. Yâ huccetellâhi edriknî. Yâ veliyallâhi edriknî. Bi haqqi lutfikel xafiyy. Yâ qahhâru teqahharte bilqahr, vel qahru fî qahri qahrik. Yâ qahhâru yâ qâhiral aduvv. Yâ velliyel vâli. Yâ mazharal acâib. Yâ Murtazâ Ali.

      Rameyte men beğa aleyye bi sehmillâhi ve seyfillahil qâtil. Ufevvizu emrî ilallâh. İnnellâhe basîrun bil ibâd ve ilâhukum ilâhun vahid. Lâ ilâhe illâ huver rahmânur rahîm.

      Edriknî yâ ğiyâsel mustâğisîn. Yâ delîlel mutehayyirîn. Yâ emânel xâifin. Yâ mu’înel mutevekkilîn. Yâ râhimel mesâkîn. Yâ ilâhel âlemîn, bi rahmetike ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ecma’în. Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn.

      Anlamı:

       

      Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

      Çağır Ali’yi;(zira o,) olağanüstü işlerin mazharıdır. Çağır ki, zorluklar anında onu kendine bir yardımcı bulasın. Benim Allah’tan bir dileğim var ve ona dayandım. Seni çağırıyorum ey Ali! Bütün hüzünlerim ve kederlerim yok olsun diye.

      Ey Allah’ım, senin azametin; ey Muhammed, senin nübüvvetin ve ey ali, ey Ali, ey Ali, senin velayetin hürmetine! Bana yardım et, gizli lütfunun hakkı için! Allah (her yüce vasıftan) daha büyüktür. Ben düşmanlarından uzağım. Allah’a güveniyor, ondan yardım diliyorum. (Ey Allah’ım! Namazlarda okuduğumuz) “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” cümlesinin hakkı için.

      Ey yardımın babası, bana yardım et! Ey Hasan ile Hüseyin’in (as) babası, bana yardım et! Ey Allah’ın kılıcı, bana yardım et! Ey Allah’ın velisi, bana yardım et! Gizli lütfunun hakkı için, ey alt edici, sen alt edici yanınla alt ettin ve alt edicilik de senin alt ediciliğinin alt ediciliğindendir.

      Ey alt edici, ey düşmanları alt eden ve ey sevenlere sevgili olan! Ey olağanüstü işlerin mazharı! Ey Murtaza Ali! Bana karşı saldırıya geçen azgınlara karşı Allah’ın okunu attın ve Allah’ın  öldürücü kılıcı ile onları helak ettin! (O halde) işlerimi Allah’a  havale ediyorum. Hiç kuşkusuz Allah, kullarını gözetendir ve ilahınız da tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur; bağışlayan-esirgeyendir.

      Yetiş bana ey medet umanların mededi, ey şaşkınların kılavuzu, ey korkanların güvencesi, ey kendisine tevekkül edenlerin yardımcısı, ey miskinlerin acıyanı ve ey âlemlerin ilahı (olan Allah’ım)! Rahmetin hürmetine (sesimi duy)! Allah, efendimiz olan Muhammed’e (saa) ve onun Ehlibeyt’inin (as) tamamına salât göndersin. Tüm övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır.

    • HZ. ALi’DEN OĞLUNA NASİHAT

       

      İbn-i Mülcem, Hz. Ali’yi yaralayınca Hz. Hasan ağlayarak yanına girdi. Hz. Ali:
      — “Oğlum, niye ağlıyorsun?” Hz. Hasan:
      — “Nasıl ağlamayayım? Âhiretin ilk, dünyânın son gününde bulunuyorsun!”
      — “Oğlum, dörder maddeden ibâret şu iki tavsiyemi iyi belle, onlara riâyet edersen, yapacağın hiçbir şey sana zarar vermez:
      1- En büyük zenginlik, akıl.
      2- En koyu fakirlik, ahmaklık.
      3- En yaman yalnızlık, böbürlenmek.
      4- En değerli âlîcenâplık, güzel ahlâktır.

      Diğer dört şey ise:
      1- Ahmakla dostluktan sakın, çünkü o sana faydalı olmak isterken zarar verir.
      2- Yalancıyla dost olma. Zîrâ o, senden uzak duranı sana yaklaştırır, yakınını da senden uzaklaştırır.
      3- Cimriyle de dostluk kurma, zîrâ ihtiyaç duyduğun şeyi senden uzaklaştırır.
      4- Fâcirle de dost olma, çünkü seni ucuza satıverir.

       

      Zamanın kahrını ikrâr eden, ömrü sönmeğe yüz tutan, kadere boyun eğen, dünyayı yeren, ölüler mahallinde yurt edinen, yarın da oradan göçüp gidecek olan fâni babadan; erişilmeyecek şeyleri arzulayan, yok olup gidenlerin yolunu tutmuş olan, zamanın rehini, musibet oklarının hedefi, dünyanın kulu, gurur taciri, ölümün esiri, gam ve hüzünlerin arkadaşı, hastalıklara ve afetlere maruz olan, arzularına mağlup düşen ve ölenlerin yerine halife olan oğluna.
      - Dünyanın benden yüz çevirip zamanın bana karşı serkeşlik etmesi, ahiretin ise bana yönelmesi; beni, başkasını düşünmekten ve ardımda kalanları hatırlamaktan ve onları önemsemekten alıkoydu. Halkın dertleri değil, yalnızca kendi derdim beni sarınca, artık fikir ve isteğim değişti ve işimin gerçeği bana aydınlandı, bu ise beni şakası olmayan bir ciddiyete ve yalan lekesi dokunmayan bir doğruluğa sevk etti. Senin, vücudumun bir parçası, hatta vücudumun bütünü olduğunu gördüm; sana bir musibet gelse bana gelmiş olur, sana ölüm gelip çatsa bana çatmış olur. Bu sebeple, senin işlerin (sorunların), kendi işlerim gibi beni ilgilendirmeğe başladı; onun için ölsem de, kalsam da, yardımcın olsun diye sana bu vasiyetnameyi yazdım.

      - Sözün hayırlısı fayda verendir
      Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et. Sapıklık olacağından korktuğun bir yola girme; çünkü sapıklık şaşkınlığından sakınmak, korkunç belalara duçar olmaktan daha iyidir. Marufu emret ki, maruf ehlinden (iyilerden) olasın. Kötülüğü elinle, dilinle önle ve kötü iş yapanlardan bütün çabanla uzaklaş. Allah yolunda hakkıyla cihat et; bu uğurda hiç bir kınayıcının kınaması seni tutmasın (yolundan alıkoymasın). Nerede olursa olsun, hakka ermek için güçlüklerin en şiddetlilerine korkusuzca atıl. Dinde fakih (anlayış ve kavrayış sahibi) ol; nefsini sabretmeye alıştır. Bütün işlerde Allah ´a sığın ki, tam koruyan bir koruyucuya ve tam güçlü bir savunucuya sığınmış olursun. Rabbinden bir şey dilerken ihlaslı ol; çünkü vermek de vermemek de O”nun elindedir. Hayrı çok dile; vasiyetimi iyice anla; önemsemeyerek yanından geçme. Çünkü sözün hayırlısı fayda verenidir. Bil ki, fayda vermeyen bilgide hayır yoktur; insanlara anlatılmayan bilgiden de faydalanılmaz.

      - O’nun ipine sarıl!
      Oğlum, ben sana Allah ´tan çekinmeyi (ilahî takvayı), devamlı olarak Allah ´ın emirlerine itaat etmeyi, O´nu anmakla kalbini onarmayı ve O´nun ipine (Kur´an´a) sarılmayı tavsiye ederim. Eğer ona (Kur”an”a) sarılırsan, artık seninle Allah arasında ondan daha sağlam bir bağ olamaz!
      Kalbini öğütle dirilt; zahitlikle öldür; yakinle (tam inançla) kuvvetlendir; ölümü anmakla alçalt; fani oluşuna ikrar ettir; dünyanın feci olaylarıyla basiret sahibi kıl; zamanın saldırısından, gecelerin ve gündüzlerin kötü geçişinden çekindir. Göçüp gidenlerin haberlerini ona sun, senden öncekilerin başlarına gelenleri hatırlat; onların yurtlarında ve bıraktıkları eserler arasında gez ve ne yaptıklarına, nereye konduklarına ve nereden göçtüklerine bak. Göreceksin ki, onlar dostlarından ayrılmış, gurbet diyarına inmişlerdir. Onların yurduna (geldin mi) şöyle seslen: Ey ıssız diyar, ehlin nerede? Sonra onların kabirlerinin başına git ve şöyle hitap et: Ey çürümüş cesetler ve birbirinden dağılmış organlar, içinde bulunduğunuz bu diyarı nasıl buldunuz?
      Ey aziz oğlum, yakında sen de onlardan biri gibi olacaksın; öyleyse konağını ıslah et, ahiretini dünyana satma.

      - Ergenlik öncesi terbiye şart!
      Ey oğlum, senin olgun bir yaşa ulaştığını, benim ise zaafımın (günden güne) arttığını görünce, gönlümdekileri sana söylemeden ecelim gelir yahut bedenimin zayıfladığı gibi görüşümde de bir zayıflık olur yahut da bazı galip gelen heva ve hevesler veya dünya fitneleri benden önce sana gelip çatar da sen de buyruk dinlemez serkeş deve gibi olursun endişesiyle sana birtakım hasletleri vasiyet etmeye koyuldum. Çünkü gencin kalbi ekilmemiş alana benzer; oraya ne ekilirse tutar, boy atar. Ben de kalbin katılaşmadan ve aklın meşgul olmadan seni edeplendirmeye çalıştım ki, tecrübe edenlerin senin yerine arama ve sınamasını yüklendikleri gerçekleri tam kesin bir kararla karşılayasın. Böylece arama zahmetinden kurtulur, deneme zorluğundan da muaf olursun. İşte bizlerin, peşi sıra gittiğimiz şeylerin (bilgilerin) kendisi sana gelmiş; bazen bize karanlık (ve gizli) olan şeyler sana apaçık ve gün ışığına çıkmıştır.

      - Doğru yolu bulmanı dilerim
      Ey oğlum, ben her ne kadar öncekiler gibi ömür sürmediysem de, onların yaptıklarına baktım, haberleri hakkında düşündüm, geriye kalan eserlerini gezip gördüm. Öyle ki onlardan biri gibi oldum; hatta onların yaşayışlarından bana ulaşan haberler bakımından onların ilkinden sonuncusuna kadar, onlarla ömür sürmüşe döndüm. Sonuçta, hallerinin durusunu bulanığından, faydalısını zararlısından ayırt ettim; senin için ise her işin en seçkinini, en güzelini seçtim; açık olmayanını senden uzaklaştırdım; senin durumunun şefkatli bir baba olarak beni de ilgilendirdiğini görünce daha genç olup tertemiz bir kalbe ve iyi niyete sahip olduğun bir vakitte seni terbiye etmeye (eğitmeye) karar verdim. Bu uğurda önce Allah ´ın kitabını ve te”vilini, İslam şeriatını ve hükümlerini, helal ve haramını sana öğretmekle başlayıp bundan öteye (başka bir konuya) geçmemeye karar verdim. Sonra insanların, ihtilafa düşmelerine sebep olan heva ve heveslere, onların kapıldığı gibi senin de kapılmandan korktum. İstemediğim halde seni tembih ederek bu konuda da senin işini sağlamlaştırmak, seni helak olmayacağından emin olmadığım bir işe bırakmaktan daha sevimli geldi bana. Allah Teâla ´nın seni doğru yolu bulmanda ve maksadına ermende başarıya ulaştırmasını dilerim. Bu nedenle bu vasiyetimi senin için yazdım ve bununla birlikte bu konuyu sağlamlaştırmaya koyuldum.

      - En sevimlisi; Allah “tan çekinmen
      Ey aziz oğlum, vasiyetimden uyacağın şeylerin bence en sevimlisi, Allah ´tan çekinmen, ilahi farizaları eda etmekle yetinmen ve senden önce gelip geçen atalarının ve dindaşlarından salih kişilerin yolunu tutmandır. Çünkü senin bakıp durumunu gözden geçirdiğin gibi onlar da kendi durumlarına bakıp dikkat ettiler; senin düşündüğün gibi onlar da düşündüler; sonra aldıkları netice onları, bildiklerini almaya ve mükellef olmadıkları şeylerden kaçınmaya sürükledi. Ama eğer nefsin, onların bildikleri gibi bilmeden onların sünnetini kabul etmeye hazır olmazsa, bu ilimleri anlama ve öğrenme yoluyla talep et, şüphelere düşerek, husumetleri çoğaltarak değil. Böyle bir işe girişmeden önce Allah ´tan bu uğurda yardım iste; seni muvaffak kılması için O´na yönel; seni şüpheye sokacak ve sapıklığa sevk edecek her şüpheli işi terk et. Gönlünün arılığa ulaşıp da kabul etmeye hazır bulunduğuna, düşüncenin kâmil olup toplanarak bu yolda tek bir amaca sahip olduğuna yakin ettiğinde sana açıkladığım şeylere bak; eğer sevdiğin şekilde düşüncen henüz halisleşmemişse bilmelisin ki, geceleyin gözü görmeyen kimse gibi bilmeden adım atmaktasın. Bilmeden adım atan ve hakla bâtılı birbirine karıştıran birisi dini dileyen olamaz. Bu durumda el çekip durmak daha doğrudur.

      - Bu konuda ilk ve son sözüm şudur
      Sana kendi ilahımı, senin ilahını, senin ilk ve son babalarının ilahını, göklerin ve yeryüzü ehlinin Rabbini layık olduğu ve sevdiği bir şekilde (makamına layık olan hamt ile) övüp hamt ediyor ve Allah -u Teâla ´dan bizim tarafımızdan Peygamber”e, O”nun Ehl -i Beyt “ine ve bütün peygamberlere, tüm salavat gönderenlerin salavatınca salavat göndermesini niyaz eder ve O´ndan bizi dua etmeye muvaffak kıldığı şeylerde bize olan nimetini, icabetiyle kâmil etmesini dilerim. Çünkü salih işler O´nun nimeti ile tamamlanır.
      Ey oğlum, tavsiyelerimi iyice anla. Bil ki, ölümün sahibi yaşayışın da sahibidir; yaratan öldürendir; yok eden tekrar diriltendir; dert veren derdi giderendir. Dünya, Allah “ın nimetler verip ve sınamalara uğratarak, ahirette karşılık vermesi veya Allah Tebareke ve Teâl`nın bizim bilmediğimiz diğer birtakım şeyleri takdir etmesinden başka bir şey değildir. Bunlardan
      biri sana ağır gelirse (iyice tasdik edemediğin takdirde) onu kendi cehaletine hamlet; çünkü sen önce cahil (bilgisiz) olarak yaratıldın; sonra bilgi sahibi oldun.
      Nice şeyler vardır ki bilemezsin; o konuda şaşkınlığa düşersin; gözün görmez olur da sonra görür, anlarsın. Seni yaratana, sana rızk verene, senin yaratılışını düzgün bir hale getirene sığın, ümidin ve ilgin O”na ve korkun da O”ndan olsun. Bil ki, ey aziz oğlum, hiç bir kimse noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah “tan, bizim Peygamber”imizin (s.a.v.) haber getirdiği gibi haber getirmemiştir. Buna göre, bir önder ve bir kurtuluş kılavuzu olarak ona razı ol ve gönül ver.

      Dünyaya basiretle bakmalıyız
      Ey oğlum, sana dünyaya, dünya ahvaline, onun zevaline, ehlinin ebedi olmayışına (halden hale girişine) dair haberler verdim; ahiretten, ahiret ehli için hazırlanan şeylerden de seni haberdar edip bu konuda örnekler getirdim.
      Dünyaya basiretle bakan (ve dünya halini bilen) kimseler yıkık dökük, kıtlık ve darlık içinde olan bir yerden, bayındır ve iklimi iyi olan bir yeri kastedip yola düşen topluluğa benzerler; onlar sonunda yerleşecekleri geniş, hoş mu hoş olan evlerine varmak için yolun zahmetine katlanırlar, dostların ayrılığına dayanırlar, yolculuğun uyku ve yiyecek sıkıntısı gibi birçok güçlüklerine sabrederler; onlar bunların hiç birisinden herhangi bir acı duymaz ve bu yolculuğun masrafını zarar ve ziyan olarak kabul etmezler. Onlar için kendilerini konaklarına yaklaştıracak şeyden daha sevimli bir şey yoktur.
      Dünyaya aldanan kimseler ise verimli, nimeti bol, mâmur bir konaktan, kıtlık ve kupkuru bir yere göç ettirilen topluluğa benzerler. Onlara, önce bulundukları yerden ayrılmak ve ansızın öyle bir yere gelmekten daha korkunç ve kötü bir şey olamaz.
      Zor ve uzun yola hazır ol!
      Bil ki, önünde uzak mı uzak, çetin mi çetin, korkunç mu korkunç bir yol var; o yol için hazırlıklı olmaktan başka çaren yok. Gücün yettiği kadar azık al ve sırtındaki yükünü hafiflet. Gücünün üstünde olan yükü yüklenme. Yüklenirsen sana ağırlık verir, vebal getirir. Senin azığını yüklenecek ve muhtaç olduğunda sana geri verecek yoksul birisini buldun mu bunu ganimet bil. Durumun iyiyken senden borç isteyen bir kimseyi ganimet bil; ödeme vaktini de darlığa düştüğün zamana bırak.
      Bil ki, önünde sarp bir geçit var; istesen de istemesen de o geçitten ya cennete doğru gideceksin ya da cehennemi boylayacaksın. Bu geçitte yükü hafif olanın hali, yükü ağır olandan çok daha iyidir; öyleyse konmadan önce kendine konak hazırla.
      Bildiklerimiz, bilmediklerimizden azdır
      Ben seni çeşitli bilgisizliklerden dolayı, kendini âlim bilmemen için daha önceden kınadım ki, bildiğin bir şeyle karşılaştığında onu büyük saymayasın. Çünkü âlim bir kimse bildiğini, bilmedikleri şeyler karşısında pek az görür. Bu yüzden kendisini cahil bilip, neticede ilim tahsil etmede daha çok çaba gösterir; daima onu ister, ona ilgi duyar, onu arar durur. İlim ehlinin karşısında mütevazı olup ona yönelir. Susmaya sarılıp, hata yapmaktan çekinir, ondan utanır. Bilmediği bir meseleyle karşılaştığında da onu inkâr etmez; çünkü önceden nefsi kendi cehaletini ikrar etmiştir. Cahil kimseyse bütün cehaletiyle birlikte kendisini âlim sayar; reyini yeterli görür; daima âlimlerden uzaklaşır; onları ayıplayıp durur; onunla muhalefet edenleri, hata ettin diyerek dışlar; bilmediği her şeyi sapıklık sayar; bilmediği bir meseleyle karşılaştığında onu inkâr ve tekzip eder; cehaleti yüzünden.
      Sen ahiret için yaratıldın
      Bil ki, sen ahiret için yaratıldın, dünya için değil. Fenâ için var edildin, beka için değil. Ölüm için varsın, yaşamak için değil. Ansızın sökülüp atılacağın ahiret için azık toplaman gereken bir konakta ve ahirete varacak bir yoldasın. Sen kaçanın kurtulamayacağı, er geç bir gün gelip çatacağı ölüm için bir avsın; kötü bir işteyken, daha kendi kendine, o işten tövbe etmem gerekir, deyip dururken ölümün gelip, tövbeyle aranı açarak ansızın seni helak etmesinden kork.
      Ey oğlum, ölümü çok an; birden bire ölümden sonra düşeceğin hali hatırla, onu hep gözünün önünde bulundur ki, silahını kuşandığın, kemerini bağladığın bir halde bulsun seni; ansızın gaflet halinde üst olmasın sana. Ahireti, onda olan nimetleri, şiddetli azaplarını çok an; çünkü bu, gönlünü dünyadan koparır ve onu senin gözünde küçültür.

      O ne merhametlidir!
      Bil ki, dünya ve ahiret hazineleri elinde olan, sana dua etmek için izin vermiş, icabet edeceğini de vaat etmiştir. O, dilediğini vermek için dilemeni emretmiştir; O şefkatlidir. Seninle kendi arasına bir tercüman koymamış, bir perde de çekmemiştir; seni, O”nun katında şefaat edecek birisine dahi muhtaç etmemiştir. Kötü bir iş işlersen, tövbe etmekten men etmemiştir seni; pişmanlık duyup döndükten sonra kınamamıştır seni; azabını hemencecik göndererek cezalandırmamıştır seni.
      Rezalete yöneldiğin bir yerde seni rezil etmemiştir; işlediğin suç yüzünden seni eleştirip sıkıntıda bırakmamıştır.
      Rahmetinden de seni ümitsiz kılmamıştır; tövbeyi kabul etmekte de bir zorluk çıkarmamıştır; suçundan vazgeçmeni de hasene saymıştır; yaptığın bir kötülüğü bir günah saymış; işlediğin iyiliği ise on kat olarak hesaplamıştır. Tövbe kapısını ve işe yeniden başlamayı yüzüne açık bırakmıştır. İstediğin vakit (O´nu çağırdığında) sesini ve gizlice yalvarıp yakarmanı duyar. İhtiyacını O´na söylersin; gönlündekini O´na açarsın, dertlerini O´na dökersin; işlerinde O´ndan yardım dilersin; halktan gizli tuttuğun sırları O´na açıp söylersin. Hazinelerinin anahtarını senin eline vermiştir; o halde, istemede ısrar et; çünkü kendisinden dilemeye izin vermekle rahmet kapısını yüzüne açık bırakmıştır.

      Oğlum, seni Allah”a ısmarlıyorum
      Allah dünyayı sana tanıtmıştır. Dünya da kendi sıfatlarını sana bildirmiştir ve kötülüklerini açığa vurmuştur. Sakın dünya ehlinin dünyaya yapışıp köpek gibi ona saldırmaları aldatmasın seni. Zira dünya ehli, havlayan köpekler ve (av peşinde koşan) yırtıcı canavarlardır; (o leş için) birbirine hırlarlar, (birbirlerini ısırırlar,) güçlü olan zayıfı, büyüğü de küçüğünü yer. Dünya, kendi ehlini doğru yoldan saptırmış, körlük yoluna sürmüştür; gözlerini, doğru yolu görmesinler diye örtmüştür. Böylece dünyanın şaşkınlıklarında şaşırıp kalmışlar, fitnesinde gark olmuşlardır; onu kendilerine Rab edinmişler; o da onlarla oynamıştır. Böylece dünya ile oyalanıp ötesini unutmuşlardır.

      Başkasına kul olma!
      Oğlum, dünyada, Allah ´ın senden ilgi göstermemeni dilediği şeylere karşı zahitlik yapıp gönlünü ondan çek; zaten dünya böyle bir amele layıktır. Eğer dünya hakkındaki nasihatimi kabullenmiyor isen, iyice bil ki dileğine ulaşamazsın, ecelinden kaçamazsın; sen, senden önce gidenlerin yolundasın. Öyleyse arzuları azalt; kazancı (amellerini) güzelleştir; çünkü nice istek ve arzular vardır ki eldekinden, avuçtakinden eder insanı; her arayan bulamadığı gibi orta yolu seçen bir kimse de muhtaç olmaz. Nefsini bütün aşağılıklardan üstün tut, seni arzulara doğru çekse bile; çünkü hiç bir şey izzeti nefsinden kaybettiğinin yerini tutamaz. Allah seni hür yaratmıştır, başkasına kul olma. Şerle ulaşılan hayır, hayır değildir. Güçlükle ulaşılan kolaylık da kolaylık değildir.

      Hilelere kanma sakın
      Dinini tehlikeye düşüreceğinden korktuğun kimseyle oturup kalkma; sultandan uzak dur; kendi kendine, ne zaman kötü bir şey görürsem ondan uzak olurum, diyerek şeytanın hile ve aldatmalarından emin olma. Çünkü senden önce helak olan Müslümanlar, kıyamete inandıkları halde, bu yoldan helake düştüler. Eğer onlara açıkça, ahiretini dünyaya sat, deseydin, asla kimse bunu kabul etmeye hazır olmazdı. Fakat şeytan bazen hile yoluyla az bir dünya malı sunarak insanı helake sürükler; Allah “ın rahmetinden ümidini kesip, mutlak bir ümitsizliğe salıverinceye kadar onu tedricen bir kötülükten diğer bir kötülüğe götürür; nihayet insan İslam ve ahkâmına olan muhalefetleri için çeşitli gerekçeler bulmaya koyulur. Eğer nefsin dünya sevgisi ve sultana yaklaşmakta ısrar eder de olgunlaşmanı sağlayan benim men ettiğim şeylere muhalefet eder isen, en azından dilini koru; çünkü sultanlara, öfkelendiklerinde güvenilmez; onların haberlerini sorma, işlerini araştırma, sırlarını açıp söyleme; onların işine çok karışma. Susmaktan pişmanlık duyulmaz. Susmakla elden çıkanı telafi etmek, konuşmakla kaybolanı temin etmekten daha kolaydır. Kaptakini, ağzını sımsıkı bağlayarak muhafaza etmek ve elinde bulunanı korumak, başkasının elinde bulunanı istemekten, bence, daha hoştur.

      Öfkeni yut!
      Dostuna düşman olan bir kimseyle dostluk kurmaya çalışma; çünkü dostunla düşman olmuş olursun. Hile de yapma; çünkü bu alçak kimselerin ahlakıdır. İster hoşlansın, ister hoşlanmasın, sen kardeşinin hayrını iste. Her haliyle onunla yardımlaş, nereye giderse onunla beraber git, ağzına toprak serpse bile onu cezalandırmayı düşünme. Düşmanına erdem ve faziletle muamele et (bağışla onu), bu zafere ulaşmaya daha uygundur. Güzel ahlakla kendini halkın şerrinden kurtar. Öfkeni yut, sonuç bakımından bundan daha tatlı, bundan daha lezzetli bir yutma görmedim ben. Şüphe üzerine kardeşinle ilişkini kesme; gönlünü almaksızın ondan ayrılma. Sana sert davranana karşı yumuşak ol, belki o da yumuşar. İlişkiyi kurduktan sonra kesmek, kardeşlikten sonra cefa etmek, dostluktan sonra düşmanlık yapmak, güvenene hıyanet etmek, ümit edenin ümidini kesmek, itimat edene hile yapmak ne de kötüdür. Kardeşinden kopmaya mecbur kalırsan, kendinden onun yanında bir iyilik bırak ki, bir gün dönmek istediğinde rahatça dönebilesin. Senin hakkında iyi zan besleyenin zannını gerçekleştir. Aranızdaki dostluğa güvenerek kardeşinin hakkını zayi etme, çünkü hakkını zayi ettiğin kişi artık kardeşin değildir senin. Aile fertlerine karşı kötü kişi olma. Sana ilgi göstermeyene sen de ilgi gösterme. Sana gönül bağlayan ve yönelen kimse muaşeret etmeye layık olursa onu terk etme.
      Seni dininde ve dünyanda Allah “a ısmarlıyorum. Dünyanda da, ahiretinde de O”ndan sana hayırlar dilerim. Allah “ın selamı ve rahmeti üzerine olsun.

      Hikmet bulan yücelir
      Akıl, tecrübeleri bellemek ve onları unutmamaktır. En hayırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir. Yumuşak ahlak, soyluluk ve büyüklüktendir. Fırsatı üzüntüye sebep olmadan değerlendir. Azim ve irade, ileri görüşlülüktendir. Gevşeklik mahrumiyete sebep olur. Her isteyen, isteğini elde edemez; her binen (gurbete giden) geri dönüp gelemez. Azığı zayi etmek fesattandır. Her işin bir sonu vardır. Nice az vardır ki, çoktan daha bereketlidir, daha verimlidir. Takdir edilen sana gelir ulaşır. Ticarete girişen tehlikeye atılmıştır. Kadri ve değeri olmayan yardımcıda hayır yoktur. İşini, hile ve aldatma üzerine kurma. Hikmet bulan yücelir, büyür. Anlamaya çalışanın ilmini çoğaltır. Hayır sahiplerini ziyaret etmek, kalpleri ihya eder. Zaman bineği sana ram olduğu (uyduğu) müddetçe onunla uzlaş ve ondan payını al. İnat bineğinin sana isyan etmesinden sakın. Günah işlediğinde onu tövbeyle hemencecik mahvet.

      Kendini halktan ayırma
      Seni emin bilene, o sana hıyanet etse bile, hıyanet etme; o senin sırrını açsa bile, sen onun sırrını açma. Az bir şeyi, çoğalması ümidiyle elden çıkarma. İstemene bak, nasip olan yetişir. (İhtiyaçtan) fazla olanı al; güzel bir şekilde ihsan et, bağışta bulun; halka güzel söz söyle. Şu söz ne de hikmetli, lafzı az ama manası çok: Kendin için sevdiğin şeyi halk için de sev, kendin için sevmediğin bir şeyi onlar için de sevme. Bir kimsenin hakkında acele davranırsan, çoğu zaman pişman olur veya ihsan edersin. (Pişmanlık veya ihsan etmenle sonuçlanan acele davranışlardan kaçın.)
      Bil ki, verdiği söze bağlı kalmak ve haremini (ailesini) savunmak, asalet ve cömertliktendir. Yüz çevirmek nefret etmenin göstergesidir; çok mazeret getirmek de cimriliğin alâmetidir. Bazen güler bir yüzle kardeşinden (herhangi bir şeyi) esirgemen ona asık bir suratla bağışta bulunmandan daha iyidir. Sıla -i rahim (yakınlara iyilik etmek ve onları ziyaret etmek) cömertliktendir. Akrabalarınla ilişkiyi kestiğinde artık kim sana ümit edebilir veya senin ilişkine güvenebilir? Bağışı esirgemek, ilişkiyi kesmenin bir göstergesidir. Kardeşin senden ilişkisini kestiğinde onunla ilişki kurmaya, yüz çevirdiğinde lütufta ve ricada bulunmaya, cimrilik yaptığında bağışta bulunmaya, uzaklaştığında yakınlaşmaya, sert davrandığında yumuşak davranmaya, suç işlediğinde de sen onun kölesiymişsin, o da veli nimetinmiş gibi ondan özür dilemeye kendini zorla. Bu dediklerimi, yerinden başka bir yerde yapmaktan yahut ehil olmayanlara bu çeşit muamele etmekten sakın.

      Güvenilmeyeni kaynak bilme
      Güvenilmeyen kimseden bir söz nakletme; sonra yalancı çıkarsın; yalancılıksa alçaklıktır. Yetecek kadar bir rızıkla tutarlı olmak, israfla harcanan çok maldan daha yeterli gelir sana. Olgunca bir ümitsizlik, insanlardan bir şey istemekten daha hayırlıdır. Herhangi bir meslekle (çalışıp kazanmakla) iffetli olmak, fisk -u fücurla mesrur olmaktan daha hayırlıdır. Herkes kendi sırrını daha güzel korur. Nice çok çalışan vardır ki, bu çalışma ona zarar verir. Kim çok söz söylerse sayıklar; kim düşünürse basirete erer. İnsanın saadetlerinden birisi de salih arkadaştır. Hayır sahipleriyle eş-dost ol ki, onlardan biri olasın. Kötülük ehlinden çekin ki, onlardan uzak olasın.

      Su-i zandan uzak dur
      Kötü zan sana galip gelmesin; çünkü seninle dostunun arasında sulh -u sefayı baki bırakmaz. Bazen su-i zanna, ihtiyatlı olmaktır denilir; oysa su-i zan ne kötü bir yemektir. Zulmün en kötüsüyse zayıfa zulmetmektir. Kötü iş, ismi gibi kötüdür. Felakete (sevilmeyecek şeylere) boyun eğmek, kalbin zayıflığını gösterir. Yumuşaklığın sertlik sayıldığı yerde, sertlik de yumuşaklık olur. Çoğu zaman ilaç, dert ve hastalık olur; dert de ilaç ve derman olur. Olur ki, nasihatçi olmayan öğüt verir; kendisinden öğüt istenen de öğüt isteyeni aldatır. Arzulara kapılıp bel bağlamaktan sakın; çünkü onlara bel bağlamak, ahmaklığın sermayesidir; sahibini dünya ve ahiret hayrından alıkor. Ateşin odunla alevlendirilip saflaştırıldığı gibi, gönlünü edeple alevlendirerek saflaştır. Gece karanlığında odun toplayan veya selin oraya buraya sürüklediği çerçöp gibi olma. Nimete küfran etmek alçaklıktır; cahille düşüp kalkmak ise uğursuzluktur.

      İşinde orta halli ol
      Tamah bineğinin seni harekete geçirmesinden sakın; çünkü o, seni helak suyunun başına götürür. Gücün yettikçe Allah’la arana bir nimet sahibi sokma (başkalarının sana minneti olmasın); çünkü sen, ancak kendi payını alacaksın, nasibine ulaşacaksın. Her şey O”ndan olmakla beraber, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tan gelen az, halktan gelen çoktan daha üstündür. Gerçi hiç bir şey O”nunla kıyaslanamaz ama eğer sultanların bağışını, alçak kimselerden istenilen bağışla ölçsen ve kıyas etsen göreceksin ki, onların az bağışı sana iftihar ve yüceliktir. Alçak kimselerden kopardığın çok şey ise sana bir ârdır (utançtır). İşinde orta halli ol ki, sonunda methedilesin. Dininden, ırzından en küçük bir şeyi bile hiç bir değer karşısında satmaya kalkışma. Gerçek aldanmış kimse, Allah ´tan alması gereken payda aldanan kimsedir. Dünyadan sana geleni al, senden yüz çevireniyse terk et. Bunu yapmazsan (en azından) talebinde güzel davran.

       Hazret-i Ali’nin Ogluna Nasihatten

      Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) amcasıoğlu, torunlarının babası ve ilk Müslüman çocuk şerefine sahip olan Hazret-i Ali (r.a.) Hicretten 22 yıl önce 600 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi. 661 yılında Kufe’de vefat etti. İlim ve hikmet dersini bizzat Peygamberimizden aldı.

      Hazret-i Ali Efendimiz, herkesçe cesaret ve kahramanlığıyla tanınsa da, onun en büyük vasfı ilmi, takvası, dirayeti, veciz ve özlü konuşmasıdır. “Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır” hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin ilminin üstünlüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Halifeliği döneminde valilere gönderdiği emirnameler, yüzyıllar boyu bütün Müslüman idarecilerin kılavuzu olmuş, bu mektuplar elden ele, dilden dile dolaşmıştır.

    • Hayatımın son anlarındayım

      Ey oğul!

      Hayatımın son demlerindeyim. Günden güne zayıflıyorum. Onun için sana bu öğütleri bildirmekte acele ediyorum. Çünkü düşündüğüm bütün şeyleri sana söylemek için fırsat bulamadan ecelimin gelmesinden, vücudum gibi hafızamın da zayıflamasından, heva ve heveslerin veya dünya fitnelerinin benim nasihatımdan önce kalbine hâkim olmasından; bunun neticesi olarak da huysuz bir ata benzemenden endişe ederek sana nasihatimin bir kısmını yazıyorum.

      İyi insanların izini takip et

      Ey oğul!

      Benim bu vasiyetimden edineceğin şeylerin en hayırlısı, Allah’tan korkup Ona sığınmak, Onun sana farz kıldığı şeyleri yerine getirmek, ecdadının ve geçmiş iyi insanların izini takip etmektir.

      Ecdadını örnek al

      Ey oğul!

      Şimdi sen kendi nefsine nasıl güven ve itimatla bakıyorsan, senden önce gelip geçen ecdadın da aynı şekilde kendilerine güveniyorlardı.

      Şimdi sen nasıl düşünüyorsan, onlar da öyle düşünüyorlardı. Fakat neticede iyi ve doğru şeyleri tuttular, vazifelerini noksansız yapmaya çalıştılar.

      İşte onların neticede vardıkları şeyi ve takip ettikleri yolda gitmek istiyorsan, onların baştan takip ettikleri yolu aynen takip et. Fakat bu şüphelerini çoğaltmak ve düşmanlarını arttırmak için değil, doğruyu ve hakikati anlayıp öğrenmek için olsun.

      Allah’a sığın

      Ey oğul!

      Her hususta önce Allah’a sığın, Ondan başarı dile. Seni şüpheye düşürecek veya bir kötülüğe itecek şeyleri terk et.

      Kalbinin bütün kötülüklerden durulduğunu, fikirlerinin toplandığını ve tek arzunun hakikat olduğunu görünce sana söylediğim hususları düşünmeye başla.

      Şayet bunlara sahip olduğuna emin değilsen, karışık mevzulara girme. Aksi halde önünü göremeyen adam gibi olursun ki, her an içinden kurtulması zor olan çukurlara, uçurumlara düşersin.

      Böylece karanlıklar içinde, zulmetler arasında boğulup mahvolmaya mahkûm olursun.

      Önünü görmeden yürümek ve her an uçurumlara yuvarlanmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmak ise, İslâmı öğrenmeye çalışanlara yakışmaz.

      Her şey Onun elinde

      Ey oğul!

      Bu tavsiyelerimi dinle ve anla.

      Her canlının ölümünü elinde tutan kim ise yaşamasını elinde tutan da Odur.

      Varlıklara can verip yaşatan kim ise öldürecek olan da Odur.

      Zenginleri fakir, fakirleri zengin yapan yine Odur.

      Her türlü belayı ve hastalığı veren de O, şifa ve devasını veren de Odur.

      Dünya taşıyla, toprağıyla, rengiyle, şekliyle, ağaçlarıyla ve meyveleriyle Onundur, Onun takdiri üzerine hareket etmektedir.

      Ahiret Cennetiyle, Cehennemiyle ve bizim bilmediğimiz daha birçok şeyleriyle Onundur.

      Herşeyi Allah’tan bil

      Ey oğul!

      Bu hususta birinin bilmediğini görünce onu, cehaletine say. İlimde ne kadar ilerlersen, bilmediğin birçok şey şüphesiz, yine bulunacaktır. Zira düşünme ufkunun dışında, görme gücünün çok ilerisinde bulunan nice şeyler vardır.

      Allah bazı şeyleri sana öğretmişse, onu kendi gücünle meydana getirip kazandığını zannetme. Çünkü sen, seni yaratan, rızıklandıran ve seni en güzel bir surette meydana getiren Ulu Yaratıcıya sığın.

      İbadetin Onun için, aşkın Onun için, korkun ve sevgin Onun için olsun.

      Peygamberi önder olarak al

      Ey oğul!

      Peygamberin Allah hakkında bildirdiğini hiç kimse bildirmedi ve bildiremez. Onu bir önder ve kurtuluş ordusunun kumandanı olarak kabul et.

      Allah’ın rızasını ara

      Ey oğul!

      İlâhî kudret karşısında kendi küçüklüğünü ve zayıflığını düşünerek hareket et.

      Onun karşısında acizliğini ve güçsüzlüğünü düşün.

      Her hususta Ona ihtiyacın vardır. Ona yönel, rızasını dile.

      Cezasından kork. Emirlerini yerine getirmeye çalış. Çünkü O iyilikten başkasını emretmez.

      Yasaklarından kaçın, çünkü O kötülükten başkasını yasaklamaz.

      Daha iyi bir yerde konaklamak isteyen kervan gibisin

      Ey oğul!

      Dünyanın ve içinde bulunan her şeyin başka bir yere göç edeceğini, âhireti ve orada insanlar için hazırlananları bildirdim.

      Bunlar hakkında senin ibret alman için bazı misaller verdim. Bu misallerle senin kurtuluşunu ümit ettim.

      Dünyayı bütün halleriyle bilen kimse, kervanın içindeki bulunan bir yolcuya benzer ki, devamlı rahatı, temizliği, havası daha iyi olan bir yerde konaklama hazırlığındadır.

      Bunun için yolculuğun her türlü zorluk ve sıkıntılarını, arkadaşlardan ve maldan ayrılma ıztıraplarını göze almış bulunmaktadır. Çünkü o gittiği yerde daha iyi bir mesken bulacağından emindir.

      Oralarda eski elemlerden hiçbirini görmeyeceğini, rahat ve saadet içinde yaşayacağını şeksiz şüphesiz bilmektedir.

      Onun için kendisini buraya ulaştıran ve eski yerinden daha iyi bir yer bahşeden Birisinden başka düşüncesi yoktur.

      Dünyada kendisine verilen nimetlerle mağrur olup sonunu düşünmeyen kimse ise, çok verimli bir topraktan, verimsiz, kıraç bir toprağa göç etme mecburiyetinde kalan bir kervana benzer ki, onun için bu göçten daha feci bir şey düşünülemez.

      Herkesi kendin gibi bil

      Ey oğul!

      Kendini başkaları için ölçü kabul et. Diğer insanları tıpkı kendin gibi tut.

      Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste.

      Kendi nefsin için sevmediğin şeyi başkaları için de sevme.

      Kendine iyilik yapılmasını istediğin gibi başkalarına da iyilik et.

      Başkalarında kötü gördüğün şeyi kendin için de kötü gör.

      Başkalarına yaptığın şey kadar sana da yapılırsa ona razı ol. Yaptığından fazlasını isteme.

      Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de diğerlerine söyleme.

      Başkalarının seni nasıl görmesini istiyorsan, sen de başkalarını öyle gör.

      Kendini beğenme

      Ey oğul!

      Kendini beğenmek kesinlikle doğru değildir.

      Kibir kalbin âfetidir.

      Bütün gücünle çalış, malını senden sonra gelecek mirasçılar için hazırlayıp biriktirme. Allah için bağışlanacak yerlere dağıt.

      Arzu ettiğin bir şeyi elde edersen onu kendinden bilme.

      Allah’a şükret ve Ondan her zaman kork.

      Gücünün yetmediği şeylere karışma

      Ey oğul!

      Önünde, seni âhirete götürecek uzun bir yol ve sıkıntılı günler var.

      Dünya malından sana yetecek miktarını düşün ve sadece onu al. Başkasını yüklenme. Zira ondan zarardan başka bir şey gelmez. Gücünün yetmediği şeylere karışma.

      Fakirleri görürsen onlara yardım et. Onlar hem üzerindeki ağırlığı kaldırırlar, seni malın felaketinden kurtarırlar, hem de ihtiyacın olduğu zaman (kıyamet gününde) onu sana geri verirler.

      Gücün yettiği kadar sadakayı arttır. Eğer böyle yapmazsan ihtiyacın olduğu zaman onu ararsın, fakat bulamazsın.

      Dara düştüğün zaman sana geri vermek üzere, zenginliğinde, senden ödünç isterse, isteyenleri reddetme.

      İyi kimselerle düş kalk

      Ey oğul!

      İffeti muhafaza ederek çalışmak kötülükle zengin olmaktan hayırlıdır.

      İnsanın sırrını en iyi yine kendisi muhafaza eder.

      Bazı kimseler bulunur ki, kendi zararına çalışır.

      Çok konuşan, dostlarını gücendirir, düşünceli olan insan iyi görür.

      İyi kimselerle düş kalk ki, onlardan olasın.

      Hayırsız kimselerden uzak dur ki, onlardan ayrılmış olasın.

      Haram ne kötü yemektir

      Ey oğul!

      Haram ne kötü yemektir. Güçsüzlere zulüm, zulmün en çirkinidir. Tecrübe ettiğin şeylerin hayırlısı sana ibret verendir. Alçak tabiatlı yardımcılarda, kötü zan sahibi dostlarda ihtiyar ve irade yoktur.

      Sakın inat bineği sana üstün gelmesin.

      Sertlik gösterene yumuşak ol

      Ey oğul!

      Nefsini; kardeşin seninle irtibatı kestiğinde onunla irtibata, sana yüz çevirdiğinde lütfa, pintiliğinde cömertliğe, uzaklaştığında yakınlığa, şiddetlendiğinde yumuşaklığa, suç işlediğinde özür dilemeye şevket.

      Sakın bu hareketi yersiz,olarak yapma. Yahut ehil olmayanlara yapma,

      Dostunun düşmanını dost edinme ki, dostuna düşmanlık etmiş olursun.

      Kin ve kızgınlığını hazmet. Çünkü ben, sonu bundan daha tatlı, daha lezzetli bir lokma görmedim.

      Sana sertlik gösterene yumuşak ol ki, o vakit o da yumuşasın.

      Düşmanına iyi davran

      Ey oğul!

      Düşmanına iyilikle muamele et. Çünkü bu iki zaferin biridir.

      Kardeşinle münasebeti kesmek istesen dahi geri dönülecek bir yer bırak. Belki birgün olur münasebete lüzum görülür.

      Hakkında iyi düşünen kimsenin zannını hareketlerinle tasdik et.

      Aranızdaki samimiyete bakarak kardeşinin hakkını zayi etme. Çünkü hakkını zayi ettiğin kişi hiçbir zaman senin kardeşin olamaz.

      Ailene iyi davran

      Ey oğul!

      Hiçbir zaman ailen sana halkın en kötüsü olmasın. Kardeşin senden ayrılmaya, seninle beraber olmaktan kuvvetli olmasın.

      Rızık: Sen ona gitmezsen, o sana gelir

      Ey oğul!

      Rızık ikidir. Birini sen ararsın, biri de seni arar. Eğer sen ona gitmezsen o sana gelir.

      İhtiyaç zamanında yumuşaklık, istiğna vaktinde sertlik ne çirkin haldir!

      Dünyadan sana olan vazife, ancak gideceğin yeri yoluna koymaktır.

      Elinden gidene üzülüyorsan, eline geçmeyen şeylere de üzül.

      Olmayanları olanlarla anla. Çünkü işler birbirine yakındır.

      Acıyı gördükten sonra öğütten ibret alanlardan olma. Çünkü insan öğütle, hayvan dayakla terbiye kabul eder.

      Nefsin arzularına uyma

      Ey oğul!

      Keder yüzünden gelecek sıkıntıyı sabır ve metanet kuvvetiyle ve ilmi yakin elde ederek defet.

      Gerçek dost, sen yokken seni tasdik edendir.

      Nefsin arzularına uymak bir çeşit körlüktür.

      Asıl garip, bir dosta sahip olmayan kişidir.

      Hakka tecavüz eden kişi sapa yola girer.

      Kifayet miktarı ile kanaat eden doğru yolu bulmuş olur. Kötülüğü geciktir, çünkü onu ne vakit istesen yapabilirsin.

      Akrabalarına hürmet et

      Ey oğul!

      Ahmak adamın seninle irtibatı kesmesi, akıllıya kavuşmaya denktir.

      Kudret değişince zaman da değişir.

      Başkalarından naklen de olsa, gülünç şeyler söylemekten sakın.

      Akrabalarına hürmet et, çünkü onlar senin kolunun kuvvetidir.

      Ölmeden önce Allah’ı razı et

      Ey oğul!

      Önünde çıkılması ve geçilmesi pek güç bir basamak vardır. Orada yükü hafif olanlar ağır olanlardan daha kolay geçer. Üzerinden zorla geçenler çabuk geçenlerden daha zararlıdır. Bu basamağa ulaşan her insan ya Cennete veya Cehenneme gider. Bu menzile ulaşmadan önce kendi nefsine dön ve hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Oraya ulaşmada yolunu düzelt. Ölümünden sonra Allah’ı razı etmek için sana hiç fırsat verilmez.

      Herşeyi Allah’tan iste

      Ey oğul!

      Yerin ve göklerin içinde bulunan her şeyi elinde tutan Zat, sana kendisinden istemek ve dua etme nimeti verdi. Duana icabet edeceğine de söz verdi. Sana bir şey vermesi için kendisine dua etmeni emretti. Ondan rahmet dile ki sana rahmet etsin. O, seninle Kendisinin arasına bir perde koymadı ve seni korumak için başkasına teslim etmedi.

      Tevbeyi geciktirme

      Ey oğul!

      Bir kötülük işlediğin zaman Ona dön ve tevbe et. O, kendine döndüğün için seni ayıplamaz. İşlediğin günahın cezasını vermekte acele etmez. Yaptığın suçu başkalarına bildirmez. Tevbe etmeni de zorlamaz. Günahları niçin işlediğin hakkında seninle münakaşa etmez.

      Allah’ın rahmetinden ümidini kesme

      Ey oğul!

      Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Ancak O, günahtan dönmeyi sevapla mükâfatlandırır. Kötülüğün karşılığım bir, iyiliğin karşılığın da on misli kabul eder.

      Sana dönme ve tevbe kapısını açık bıraktı. Ona hitap edersen hitabını duyar, içinden bir şey istersen, ne istediğini bilir. O, gizliyi açık olan şey gibi bilir. İstediğini arz

      etmeden, içini Ona dökmeden dertlerini ve sıkıntılarını bildirmeden O bilir. İşlerinde muvaffak olmak için Ona sığın.

      Allah niyetine göre verir

      Ey oğul!

      Allah bütün hazinelerinin anahtarını eline verdi. Dilediğin zaman kapılarını dua anahtarı ile açarsın. Dilediğin zaman semanın kapılarını açar, ölü toprağa hayat veren yağmurları indirirsin. Fakat istediğin şeyin hemen yerine gelmemesinden endişe edip ye’se düşme.

      Onun vermesi senin niyetine göredir. İstediğin şey verilmeyebilir. Fakat onun yerine onun daha hayırlısı verilir. Belki istediğin şey yerine üzerinden bir bela kaldırılır. Ki bu senin için daha hayırlıdır. Belki istediğin yerine getirilirse sana veya inancına bir tehlike teşkil edebilir. Bunu da Allah kabul etmez ve istediğini yerine getirmez.

      Ahiret için yaratıldın

      Ey oğul!

      Yapacağın işler senin ve dinin için haylırlı olsun. Sana günah yükleyecek işleri yapmaktan sakın.

      Mal yanında kalmaz, sen de malın yanında kalmazsın.

      Dünya için değil, âhiret için yaratıldın. Ölüm için yaratıldın, burada yaşamak için değil.

      Ne zaman terk edeceğini bilmediğin bir menzildesin.

      Âhiret için kâfi derecede azık hazırlayabileceğin bir yerdesin. Âhiret yolunu tutmuş, gitmek üzeresin.

      Nereye kaçarsan kaç, seni takip eden ölümden kurtulamazsın. Onun seni bir kötülük üzerinde iken yakalamasından ve tövbe etmemekten kork.

      Şayet böyle bir şekilde yakalanırsan kendi kendini helak etmiş olursun. O zaman seni hiçbir kimse kurtaramaz.

      Ölümü çok hatırla

      Ey oğul!

      Ölümü çok hatırla. Bugün ele geçirmek için çırpındığın ve âhirette kendisinden hesaba çekileceğin şeyleri şimdiden düşün. Hesap için hazırlıklı ol. Ani düşersen mağlup olursun.

      Dünyaya aldanma

      Ey oğul!

      İnsanların dünyada uzun süre yaşamaları ve istedikleri gibi gezip tozmaları seni mağrur etmesin.

      Allah dünyanın halini ve sonunun geleceğini açıkça bildirdi.

      Dünya havlayan köpek ve vahşî hayvanlar gibidir. Birbirlerine saldırırlar. Zengin fakiri yer, büyük küçüğü ezer, kahreder.

      Bazıları konaklamış kervanın hayvanları gibi bağlı, bazıları da bağından boşanmış, başıboş, sonu meçhul bir yolun yolcusu olmuştur ki, bunlardan birinci grup fakirler ve hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıflar; ikincisi ise, kuvvetli olanlardır.

      Bil ki, bunlar sarp bir vadide bela ve âfete uğramış sürüler gibidir. Kendilerini güdecek bir kimse olmadığı gibi, bu vadiden kurtuluş yolunu gösterecek de yoktur.

      Dünya, gözlerindeki Hûda nurunu söndürüp onları karanlık yollara sürükledi. Böylece onlar da nereye gideceklerini şaşırdılar.

      Dünya denizinin içine girerek dalgalarla ölüm kalım savaşı verdiler. Dünyayı bir kurtarıcı sandılar. Oynadılar, oynaştılar, fakat ondan sonrasını düşünmediler.

      Bu gafletten uyanıldığı zaman cehaletin haktan gizlediği şeyler şüphesiz meydana çıkacaktır. Bütün insanlar bineklere binmişler, pek kısa bir zaman sonra da bu neticeye ulaşacaklardır. Fakat buna rağmen yolu takip edenler daha çabuk varır.

      Ecelinden kaçamazsın

      Ey oğul!

      Kimin bineği gece ve gündüz gibi olursa, kendisi dursa da yoluna devam eder. Evinde istirahat içinde bulunmuş olsa da, uzun mesafeleri pek kısa bir zamanda aşar ve hedefe, farkında olmadan ulaşır.

      Dünyada gayene ulaşamazsın. Ecelinden kaçamazsın. Senden öncekilerin yolunu takip etmek mecburiyetindesin. Bunun için doğru ol. Hak için çalış, hak olmayan şeyden uzak dur. Helalinden kazan. Böyle yapmazsan elindeki de gider.

      Herkes istediğine kavuşamaz

      Ey oğul!

      Her isteyen isteğine kavuşamayabilir. Her kötülük işleyen de mahrum olmayabilir. Bir kötülük seni en üstün mertebelere ulaştıracak olsa bile kendi nefsini ondan alıkoy. İnsan, malı kendisini korumak için toplar. Fakat malı toplarken kendini onun yolunda harcamaktan sakın. Aksi takdirde kaybettiğin şey topladığından çok daha hayırlı ve iyidir.

      Şerle kazanılan hayır hayır değildir

      Ey oğul!

      Allah seni hür yaratmıştır. Başkasına kötülük yapma. Şerle kazanılan hayır, hayır değildir. Kötülükle elde edilen iyilik de iyilik değildir.

      Allah ile aranda bir perdenin olmasını istemiyorsan açgözlülükten sakın. Tamahkârlık seni helâkete götürür. Sen kendine düşen payı idrak edebilir ve ona uyabilirsin. Allah’tan gelen az da olsa kullardan gelen çok şeylerden daha iyidir.

      Susmayı tercih et

      Ey oğul!

      Susarak kaçırdığın bir şeyi telâfi etmek konuşarak gücendirdiğin bir kalbi tamir etmekten daha kolaydır.

      Tulumdaki suyu muhafaza etmek, ağzını sıkı bağlamakla olur.

      İffetle içindeki fakirlik daha iyidir

      Ey oğul!

      Elde bulunan malı muhafaza etmek, başkasının elinde bulunan malı elde etmeye çalışmaktan iyidir.

      İffet içinde fakirlik ve çalışmak, haksız yollardan zengin olmaktan hayırlıdır.

      Çok konuşan çok yanılır

      Ey oğul!

      Kişi kendi sırrını başkalarından daha iyi muhafaza eder.

      Çok kimse var ki, kendi zararına çalışır.

      Çok konuşan çok yanılır, Düşünen kimsenin görüşü kesinleşir.

      Her konuşan doğru konuşmayabilir. Her isteyen isabet etmemiş olabilir. Her giden de geri dönmeyebilir.

      İyilere yaklaş

      Ey oğul!

      İyilere yaklaş ki, onlardan olasın. Kötülerden uzaklaş ki, şerlerinden kurtulasın.

      İyilik kötülüğe yol açarsa, kötülük olur.

      Çok zaman dert deva; deva da dert olur.

      Çok zaman ehliyetsiz kimseler öğüt verir, kendilerinden öğüt beklenen kimseler de aldatır.

      Tembellik ölülerin işidir

      Ey oğul!

      Ümide dayanıp işsiz güçsüz bekleme. Tembellik ölülerin işidir.

      Akıl, tecrübeleri ezberlemektir. Tecrübelilerin en hayırlısı sana öğüt verendir.

      Fırsatları iyi değerlendir

      Ey oğul!

      Fırsatları iyi değerlendir. Lokma boğazında durmadan kendine gel.

      Fesat; takva ve iyilik azığını kaybetmek, nefsin isteklerine meyletmek suretiyle er geç kendisine dönülecek yeri bozmaktır.

      Her şeyin bir neticesi vardır.

      Takdir edilmiş olan her şeyi şüphesiz göreceksin.

      Tüccar tehlikededir.

      İşlerinizde intizamlı olun

      Ey oğul!

      Size, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetimin ulaştığı kimselere Allah’tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanların arasını bulmayı vasiyet ediyorum.

      Ben dedenizden (a.s.m.) şöyle duydum:

      “İki kişinin arasını düzeltmek, bütün (nafile) namazlardan, oruçlardan daha faziletlidir.”

      Yetimleri gözetin, komşuları kollayın

      Ey oğul!

      Allah için yetimlerin hakkını gözetin. Onları bir aç, bir tok bırakarak hazırladıkarınızı zayi etmeyin.

      Allah rızası için komşularınızın hakkına riayet edin. Bunlar size Peygamberinizin vasiyetidir. O, komşular hakkında öyle tavsiyelerde bulundu ki, biz onların mirasımıza da dahil olacaklarını sandık.

      Cihadı terk etme

      Ey oğul!

      Allah için Kur’ân’a uyun. Onunla amel etmekte başkası sizden ileri olmasın.

      Allah rızası için namaza dikkat edin. Çünkü namaz dininizin direğidir.

      Allah için Rabbinizin evinin hakkını verin. Sağ olduğunuz müddetçe orayı boş bırakmayın. Çünkü o ev terk edilirse, dininizin farzını ihmal ettiğinizden dolayı ne Allah, ne de halk sizden hoşnut olur.

      Allah için cihadı terk etmeyin. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle cihad edin.

      Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol

      Ey oğul!

      Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir.

      Sırt çevirip gitmek ve birbirinizle dargın durmaktan sakının.

      İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra yaptığınız dualar da kabul olmaz.

      Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol. Onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak sütü vardır.

      Allah’tan kork

      Ey oğul!

      Allah’tan hakkıyla kork. Emrinden dışarı çıkma.

      Allah’ın zikriyle kalbini diri tut. Allah’ın ipine sım sıkı sarıl. Eğer tutunuyorsan, Rabbinle aranızdaki bağdan daha kuvvetli hangi bağ bulunabilir?

      Kalbini öğütle yaşat

      Ey oğul!

      Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Dünya malım ve ona olan aşkı terk etmekle nefsini öldür.

      Kalb, hakla kuvvetli, hikmetle parlak ve nurlu olur.

      Ölümü sık an
      Ey oğul!

      Sık sık ölümü an, ölümü anmak kalbi yumuşatır.

      Herşeyin yok olacağını bil ve kalbine yoklukta karar kılacağını bildir. Ona dünya facialarını ve musibetlerini tek tek göster.

      Zamanın şiddetini ve kükreyişini, gece ve gündüzlerin aleyhine çevrildiğini düşün, hatırla ve hatırlat.

      Geçmişten ders çıkar

      Ey oğul!

      Daha önce geçmiş olan milletlerin kıssalarını ve hikâyelerini oku. Tarihte insanların başına gelen felaket ve musibetleri düşün. Aynı şeylerin tekrarlanmaması için iyice dikkat et.

      Gideceğin yere hazırlan

      Ey oğul!

      Atalarının topraklarında, yaşadıkları yerlerde gez ve onların eserlerini dikkatle incele. Onlar neler yapmışlar, nereden nereye niçin göçmüşler? Bunları incelediğin zaman onların yakınlarından ve sevdiklerinden ayrılıp gurbet ellere gittiklerini göreceksin. Tıpkı onlar gibi sen de yakında bilmediğin ve görmediğin yerlere göçüp gideceksin. Şu halde gelecekteki yerini şimdiden hazırla ve temizle. Dünya için âhiretini satma.

      Söze karışma

      Ey oğul!

      Bilmediğin bir şey hakkında söze karışma. Üzerine düşmeyen hususu konuşma.

      Sonunda bir felaketin gelmesinden korktuğun yolu terket. Çünkü bir işte felaket sezildiğinde onu terk etmek, korkuyla ilerlemekten daha iyidir.

      Her işi ehline bırak.

      İyiyi işle, kötülükten sakın

      Ey oğul!

      İyi şeylerle emret, iyi şeylere ehil ol. Kötü şeylere meydan verme. Onları elinle ve dilinle geri bırak. Onları işlemekten var gücünle uzak ol.

      Nerede olursa olsun zor işlere hakkı bulmak için gir.

      Bütün işlerde nefsini zorla; onu emin bir yere, kuvvetli bir güvene getiresin.

      Allah yolunda çalış

      Ey oğul!

      Allah yolunda iyi çalış. Onun yolunda mücahede ve mücadele etmekten çekinme.

      Bütün işlerinde Allah’a sığın. O en iyi koruyucu ve en yakın kurtarıcıdır.

      Her işinde Allah’a teslim ol. İstediğini yücelten, istediğini alçaltan Odur.

      Güçlükleri aşmaya çalış

      Ey oğul!

      Herhangi bir kimsenin ağır sözleri seni yolundan alıkoymasın.

      Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır. Haksızlık karşısında hakka sabretmek en iyi ahlaktır.

      Bir işi yapmadan önce çokça düşün.

      Güvenilir kişilerle istişare et

      Ey oğul!

      İyi karar verebilmek için güvenilir kimselerle istişare

      En hayırlı söz faydalı olandır. Faydasız bilgide hayır yoktur. Lüzumlu olmayan bilgiden de bir fayda temin edilemez.

      İslâmiyette ne varsa hepsini anla ve öğren.

      Şu esaslara riayet et

      Ey oğul!

      Sana söyleyeceğim sekiz husus var ki, bunları aklından çıkarma:

      1. En büyük zenginlik akıldır.

      2. En büyük vahşet kibirdir.

      3. En büyük fakirlik ahmaklıktır.

      4. En büyük meziyet güzel ahlâktır.

      5. Ahmaklarla asla dostluk kurma. Çünkü o sana faydalı olayım derken zarar verir.

      6. Yalancılarla dostluk kurma. Çünkü onlar sana uzak olanı yakın, yakın olanı da uzak gösterirler.

      7. Cimri insanlarla yakınlık kurma. Çünkü cimri adam ihtiyacın olan şeyi bile senden esirger, vermekten çekinir.

      8. İslâmı hayattan uzak olanlarla dost olma. Çünkü seni âdi şeylere götürürler.

    • Hz.Ali’nin Oğluna nasihati:
      Ey oğul Gizlide ve açıkta Allah’u Teala’dan kork!

      Doğru söyle,zenginlikte ve fakirlikte iktisatlı ol.

      Dosta ve düşmana adaletli davran! çalışkan ol,darlıkta ve genişlikte Allah’u Tealanın takdirine rıza göster! Allah’u Teala’nın taksimine razı olan kimse kaybettiği şeyden dolayı üzülmez.
      Azgınlık ve taşkınlık yapanın zararı kendinedir.

      Kim başkasına kuyu kazarsa,oraya kendisi düşer.

      Başkasının ayıbını araştıranın kendi çoluk çocuğunun gizli şeyleri ortaya çıkar.

      Kendi hatasını unutan başkasının hatasını büyük görür.

      Aklım bana kafidir diyenin,ayağı kayar ve düşer.

      İnsanlara karşı kibirlenen hor ve hakir olur.

      Nefsinin arzu ve isteklerini terk eden,hür olur.

      Hasedi bırakanı insanlar sever.
      Ey oğul!

      Kanaat bitmeyen hazinedir.

      Ölümü çok hatırlayan,dünyada az bir şeye rıza gösterir.

      Sözüne ve işine itibar edildiğini bilen kimse ya hayır konuşmalı yahut susmalıdır.

      Edep en iyi miras,güzel ahlak en iyi arkadaştır.

      Ey oğul! Sıla-i rahmi terk etme! afiyet on kısımdır: dokuzu susmak,birisi ise düşük ve bayağı kimselerle oturup kalkmayı terk etmektir.

      Haramlardan sakınmayan kendisini zelil etmiş olur.

      Ey oğul! İlmin başı rıfkdır,yumuşaklıktır.

      Bela ve musibetlere sabretmek,imanın hazinelerindendir.

      İffet fakirliğin ;Şükür zenginliğin süsüdür.

    • Hazret-i Ali’nin Oğluna Nasihati

      Ey oğul! Akıllı ol! Akıllı; şehvetten uzaklaşan, ahireti dünya ile değişmeyendir. Akıllı, yalnız ihtiyacı kadar ve delille konuşur, sadece ahiretinin ıslahı için çalışır. Akıllı, günahlardan sakınır, ayıplardan uzak durur.

      Ey oğul! Önünde çıkılması ve geçilmesi pek güç bir basamak vardır. Orada yükü hafif olanlar ağır olanlardan daha kolay geçer. Üzerinden zorla geçenler çabuk geçenlerden daha zararlıdır. Bu basamağa ulaşan her insan ya Cennete veya Cehenneme gider. Bu menzile ulaşmadan önce kendi nefsine dön ve hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Oraya ulaşmada yolunu düzelt. Ölümünden sonra Allahı razı etmek için sana hiç fırsat verilmez.
      Ey oğul! Yerin ve göklerin içinde bulunan her şeyi elinde tutan Rabbimiz, sana kendisinden istemek ve dua etme nimeti verdi. Duana icabet edeceğine de söz verdi. Sana bir şey vermesi için kendisine dua etmeni emretti. Ondan rahmet dile ki sana rahmet etsin. O, seninle kendisinin arasına bir perde koymadı ve seni korumak için başkasına teslim etmedi.

      O seni ayıplamaz!

      Ey oğul! Bir kötülük işlediğin zaman O’na dön ve tevbe et. O, kendi­ne döndüğün için seni ayıplamaz. İşlediğin günahın cezasını vermekte acele etmez. Yaptığın suçu başkalarına bildirmez. Tev­be etmeni de zorlamaz. Günahları niçin işlediğin hakkında seninle münakaşa etmez.

      Ey oğul! Allahın rahmetinden ümidini kesme. Ancak O, günahtan dönmeyi sevapla mükâfatlandırır. Kötülüğün karşılığını bir, iyiliğin karşılığını da on misli kabul eder.

      Sana dönme ve tevbe kapısını açık bıraktı. O’na hitap edersen hitabını duyar, içinden bir şey istersen, ne istediğini bilir. O, gizliyi açık olan şey gibi bilir. İstediğini arz etmeden, içini Ona dökmeden dertlerini ve sıkıntılarını bildirmeden O bilir. İşlerinde muvaffak olmak için Ona sığın.

      Ey oğul! Yapacağın işler senin ve dinin için haylırlı olsun. Sana günah yükleyecek işleri yapmaktan sakın. Mal yanında kalmaz, sen de malın yanında kalmazsın. Dünya için değil, âhiret için yaratıldın. Ölüm için yaratıldın, burada yaşamak için değil.

      Ne zaman terk edeceğini bilmediğin bir menzildesin. Âhiret için kâfi derecede azık hazırlayabileceğin bir yerdesin. Âhiret yolunu tutmuş, gitmek üzeresin.

      Nereye kaçarsan kaç, seni takip eden ölümden kurtulamazsın. Onun seni bir kötülük üzerinde iken yakalamasından ve tövbe etmemekten kork.

      Şayet böyle bir şekilde yakalanırsan kendi kendini helak etmiş olursun. O zaman seni hiçbir kimse kurtaramaz. Ölümü çok hatırla. Bugün ele geçirmek için çırpındığın ve âhirette kendisinden hesaba çekileceğin şeyleri şimdiden düşün. Hesap için hazırlıklı ol.

      Ey oğul! İnsanların dünyada uzun süre yaşamaları ve istedikleri gibi gezip tozmaları seni aldatmasın. Dünya, havlayan köpek ve vahşî hayvanlar gibidir. Birbirlerine saldırırlar. Zengin fakiri yer, büyük küçüğü ezer, kahreder.

      Bazıları konaklamış kervanın hayvanları gibi bağlı, bazıları da bağından boşanmış, başıboş, sonu meçhul bir yolun yolcusu olmuştur ki, bunlardan birinci grup fakirler ve hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıflar; ikincisi ise, kuvvetli olanlardır.

      Bil ki, bunlar sarp bir vadide bela ve âfete uğramış sürüler gibidir. Kendilerini güdecek bir kimse olmadığı gibi, bu vadiden kurtuluş yolunu gösterecek de yoktur.

      Bunlar, dünya denizinin içine girerek dalgalarla ölüm kalım savaşı verdiler. Dünyayı bir kurtarıcı sandılar. Oynadılar, oynaştılar, fakat ondan sonrasını düşünmediler.

      Bu gafletten uyanıldığı zaman cehaletin haktan gizlediği şeyler şüphesiz meydana çıkacaktır. Bütün insanlar bineklere binmişler, pek kısa bir zaman sonra da bu neticeye ulaşacaklardır.

      İlim maldan hayırlıdır!

      Ey oğul! Her isteyen isteğine kavuşamayabilir. Her kötülük işleyen de mahrum olmayabilir. Bir kötülük seni en üstün mertebelere ulaştıracak olsa bile kendi nefsini ondan alıkoy. İlim, maldan daha hayırlıdır. İlim seni, sen de malı korursun. İnsan, malı kendisini korumak için toplar. Fakat malı toplarken kendini onun yolunda harcamaktan sakın. Aksi takdirde kaybettiğin şey topladığından çok daha hayırlı ve iyidir.

      Allah ile aranda bir perdenin olmasını istemiyorsan açgözlülükten sakın. Tamahkârlık seni felâkete götürür. Sen kendine düşen payı idrak edebilir ve ona uyabilirsin. Allahtan gelen az da olsa kullardan gelen çok şeylerden daha iyidir.

      Ey oğul! Ahmak adamın seninle irtibatı kesmesi, akıllıya kavuşmaya denktir.

      Ey oğul! Susarak kaçırdığın bir şeyi telâfi etmek konuşarak gücendirdiğin bir kalbi tamir etmekten daha kolaydır. Tulumdaki suyu muhafaza etmek, ağzını sıkı bağlamakla olur.

    • HAZRETİ ALİ’NİN VASİYETNAMESİ (Hazreti Ali’den oğlu Hasan’a)

      Oğlum Hasan’a;

      Allah’a şükür ettikten ve Peygamber ile soyuna rahmet diledikten sonra, sana şunları söylemek isterim:

      Allah’tan kork ve O’na itaatsizlik etme.
      Gönlünü sağlam inanışla kuvvetlendir.
      Evini düzene koy ama dünya nimetlerine karşı ahiretini feda etme.
      Bilmediğin sözü söyleme.
      Seni dinlemeyene hitap etme.
      Şunu iyi bil ki; çekinmek korkulu sonuçlara ulaşmaktan daha hayırlıdır.
      İyiliğe yönel, kötülüğü yasakla. Kötülük gördüğün yerde bütün gücünle kötülüğe engel ol.
      Ne isteyeceksen Allah’tan iste, çünkü vermek de almak da ancak O’nun elindedir.
      Fayda vermeyen bilgide hayır yoktur, bunu unutma.
      Allah birdir, ezeli ve ebedidir. Her şeyden ve herkesten evvel O vardı. Her şeyden ve herkesten sonra da O kalacaktır.
      Çalış ama başkalarına ait malları kazanma. İstediğin bir şey oldu mu Allah’a şükretmeyi unutma.

      İyi işler bul ve helal mal kazanmaya bak. O’nu çağırdın mı seni duyar, ihtiyaçlarını bilir ve giderir. Hayırlı işlerine yardım eder. Dertlerden korur. İstediğini yerine getirir. Bir isteğini yerine getirmedi mi kederlenme, çünkü belki bu gecikmede senin için hayır vardır. O’ndan bir şey istersin vermez de bir süre geçince istediğinden daha fazlasını ve hayırlısını ihsan eder. O’nun hikmetinden sual olmaz.

      Pek fazla isteklerde bulunma ki, kazancın güzel olsun.
      Ecelini geciktirmek elinde değildir.
      Seni zenginliğe götürecek bile olsa, şerefini satma. Çünkü elde edeceğin mal ve mülk, kaybedeceğin şerefe değmez.
      Allah seni hür yaratmışken başkasına kul olma.
      Kolaylık zorluğa dayanmakla elde edilir.

      Tamaha düşme. Rızkın sana gelir. Payını alırsın. Allah’tan gelen az şey, halktan gelen çok şeyden hayırlıdır.
      Az konuş. Tulumun ağzını bağla ki içindeki su dökülmesin.
      Elindekini korumak başkasının elindekini almaktan daha hayırlıdır.
      Çok söyleyen saçmalar, düşünen görgü sahibi olur.

      Haram yemek en kötü yemektir.
      Ne ilaç vardır ki hastalığın ta kendisidir.
      Kimseye kötülük yapmadan ve yük olmadan fırsatlardan faydalanmasını bil.
      Her dileyen dilediğini alamaz.
      Kaybolan her şey geri gelmez.
      Her işin sonu vardır, ne takdir edilmiş ise o olur.
      Nice az vardır ki faydası çoktan daha çoktur.

      Senden çekinen, dolaşıp seni görmeyen, sana isyan eden, senden uzaklaşan, sana şiddet gösteren, suçlu olduğu zaman senden özür dilemeyen, seni kul gibi gören, kendisini sana velinimet gibi sayan kişiyi, kardeşin bile olsa senden uzak tut. Kendini ondan sakın.
      Dostunun düşmanı ile dost olma.
      Düşmanını bağışla, böylece iki zaferin tadını alırsın.

      Gerçek dost, sen yokken senin hakkını kendi hakkı gibi koruyup gözetendir.
      Haklara saldıranların yolu daralır.
      Her ok hedefe ulaşmaz.
      Bilgisizin seninle konuşması, bilginin senden uzaklaşmasına denktir.
      Bir yolculuğa girişmeden önce kendine bir yoldaş ara.
      Kıskanç olma, yakınlarına ikramda bulun.

      Dinini, dünyanı Allah’a emanet ederim.
      Sana dünyada ve öteki alemde hayırlar dilerim.
      Vesselam…

    • Ya Rasulallah Neden H.z. Ali Yi Bu Kadar Seviyorsun

    • Birgün ashab Peygamberimiz (s.a.v)’den Hz. Ali’yi niçin çok sevdiğini sordu. Hz Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hz. Ali’yi çağırmaya adam gönderdi ve orada bulananlara sordu:

      - Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız? Cevap verdiler:

      - Yine iyilik ederiz.

      - Yine kötülük yapsa?

      - Biz yine iyilik ederiz?

      - Yine kötülük yapsa?

      Ashab cevab vermedi, başlarını öne eğdiler. Bunun anlamı kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti.

      Bu sırada Hz. Ali o meclise geldi. Rasulullah Hz. Ali’ye sordu:

      - Ya Ali, iyilik ettiğin biri sana kötülük etse ne yapardın?

      - Yine iyilik ederdim.

      - Yine kötülük yapsa?

      - Yine iyilik yapardım.

      Hz. Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı. Hz. Ali yedi defasında da “yine iyilik ederdim” diye cevap verdi. Ashab,

      - Ya Rasulallah, Ali’yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık, dediler

    • Hz. Ali (599-662)
      Hz. Ali (radıyallahü teâlâ anh), Resulullahın damadı, Hz. Ömerin kayınpederidir. Resulullahın amcası olan Ebu Talibin dördüncü oğludur. Nesebi, Ali bin Ebi Talib bin Abdülmüttalib olup, Resulullahın nesebiyle ikinci babada [atada] birleşir. Neseb yönünden bundan yakın yoktur. Ama, üstünlük sırası, hilafet sırasıdır. İslam halifelerinin ve ismen Cennetle müjdelenen on kişinin dördüncüsüdür. Ehl-i beytin birincisidir. Allahü teâlânın arslanı idi. Çeşitli hadisi şeriflerde meth edildi. Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Evliyanın büyüğü, vilayet yolunun reisidir. Her tarikatta herkese Vilayetin feyizleri ve marifetleri Hz. Aliden gelmektedir.

      Hz. Ebu Bekir Hz. Aliyi görünce buyurdu ki: Resulullahın huzurunda, makam yönünden en üstününe ve yakınlık yönünden yakınına ve kanaat yönüyle zenginine bakarak mesrur olmak isteyen, Ali bin Ebi Talibe baksın.

      Hicretten 23 yıl önce Mekkede doğdu. Annesi, Fatıma bint-i Esed bin Haşim idi. On yaşında iken iman etti. İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müşriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu.

      Resulullaha hicret için müsaade edilince, her tehlikeyi göze alarak, O’nun yatağına yatıp, hiç kimseden çekinmedi. Ertesi gün kendisine emanet edilen şeyleri sahiplerine verip, Mekke-i mükerremeden yola çıktı ve Peygamber efendimize Kuba’da yetişti.

      Bütün gazalarda kahramanlıklar gösterdi. Yalnız Uhudda on altı yerinden yaralanmıştı. Tebük gazasında, Medinede muhafız olarak bırakılmıştı. Âyet-i kerime ile meth ve sena buyurulmuştur.
      Peygamber efendimiz vefat edince, o yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve Hz.Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasip oldu. Definden sonra halife seçilen Hz.Ebu Bekire biat edip onun devlet işlerini yürütmede istişare ettiği zatlardan oldu ve kadılık (hakimlik) görevlerinde bulundu. Hz. Ömerin halifeliğine de biat edip, halifenin danışmanı ve hakimliğini yaptı. Hz. Osmanın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı.

      Hz. Osmanın şehid edilmesinden sonra 656 (H. 35) Zilhicce ayında halife oldu. Hz. Osmanı şehid edenlerin cezalandırılmaları hususunda çıkan ictihad ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında tam anlaşma olmuştu ki, Abdullah bin Sebe ismindeki yahudi, gece karanlığında grubu ile birlikte Basralıların üzerine saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Üç gün savaş devam etti. Cemel (Deve) Vak’ası olarak bilinen bu hadisede Aişe-i Sıddıka esir alınınca, Hz. Ali hürmet ve ikram edip Medine’ye gönderdi. Bir sene sonra Sıffin denilen yerde Hz. Muaviyenin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi şehid oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifi ile antlaşma olunca, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi. Halid bin Zeydi, bunlara nasihat için gönderdi ise de, faydası olmadı. Bunların üzerine yürüyüp, perişan etti. Hariciler, kendisine çok iftira ediyorlar.

      Hz. Ali, haricilerden Abdurrahman ibni Mülcem tarafından kırkıncı [40] yıl Ramazanın onyedinci Cuma günü, sabah namazında, kılıçla alnına vurularak yaralandı. İki gün sonra şehid oldu. Kufede yani Necef denilen yerde medfundur.

      Resulullah, Hz. Alinin İbni Mülcemin kılıcı ile şehid olacağını bildirmişti. Hz. Ali, İbni Mülcemi gördükçe; mübarek başını gösterip, (Bunu ne zaman kana bulayacaksın) buyururdu. İbni Mülcem de, (Ya Ali, bu kötü işi, Peygamberimiz bildirmiştir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar lanete maruz kalmayayım) derdi. Hz. Ali de, (Öldürmeden önce ceza olamaz) buyururdu.

      Hz. Ali, şehid edileceği gün sabah namazına giderken yolda şu beyti okuyordu:

      Ölüme hazır ol ki, ölüm elbet gecikmez.

      Ölüm gelince artık feryad fayda vermez.

      Hz. Alinin kızı ve aynı zamanda Hz. Ömerin hanımı olan Ümmü Gülsüm, hadiseyi duyunca (Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikasde uğradı) dedi.

      Hz. Ali, ölmek üzere iken (Yeminle söylüyorum ki umduğuma kavuştum) buyurdu. Kelime-i şehadet getirerek vefat etti. Vefatına yakın da şöyle buyurmuştu: (Tabutumu Arneyn’e götürün, orada ışık saçan bir kaya vardır. Beni oraya defnedin.) Öyle yaptılar ve buyurduğu gibi buldular. (Şevahid)

      Hz. Alinin Hz. Fatımadan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adında 3 erkek, Zeynep ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı olmuştur. Muhsin küçük yaşta iken vefat etmiştir. Hz. Fatımadan sonra evlendiği hanımlarından da başka çocukları olmuştur.

      Hz. Ali, buğday benizli, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri ve siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı idi. Sakalı sık olup savaşta uzatırdı ve omuzlarına kadar yayılırdı. Son zamanlarda saçı ve sakalı pamuk gibi beyaz olmuştu.

      Hz. Ali ve Hz. Fatıma ve çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. İnsanların en şereflileri onlardır. Onlara tazim, dinimizin emridir.

      Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

      (Ali Cennettedir.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, ibni Asakir, Beyheki, Darekutni, Hakim, Ebu Nuaym, ibni Sa’d]

      (Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder.) [Nesâî]

      (Ali’yi sevmek, ateşin odunu yaktığı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [İ. Asakir]

      (Ali’ye düşman olanın düşmanı Allahtır.) [Ramuz]

      (İlim on kısımdır. Dokuzu Ali’de, biri diğer halktadır. O, bu biri de onlardan iyi bilir.) [E. Nuaym]

      (Ali’nin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim]

      (Ali’yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahı incitmiş olur.) [Taberânî]

      (Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesai]

      (Ya Ali, senin sevdiğini sever, senin buğzettiğine buğzederim.) [Taberânî]

      (İmanın alametleri vardır. Birinci alameti Ali’yi sevmektir.) [M. Ç. Güzin]

      (Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî]

      (Ali’yi sevmek, iman, ona düşmanlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn]

      (Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî]

      (Ya Ali! Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kirâm]

      (Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı da Ebu Bekir ve Ömer’dir. Her şeyin bir kalkanı vardır, bu ümmetin kalkanı da Ali’dir.) [Hatîb]

      (Bir kimseyi, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den üstün gören beni yalanlamış olur.) [Râfi'î]

      (Cebrail dedi ki: Allah buyuruyor ki “Her ümmet kıyamette susuzluk görecek, yalnız Ebu Bekir Ömer Osman ve Ali’yi sevenler müstesna.) [Râfi'î]

      (Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali) [İbni Asâkir]

      (Allah, namazı, zekâtı ve orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekiri, Ömeri, Osmanı ve Aliyi sevmeyi de farz etti) [Vesile]

      (Başınıza Ebu Bekir gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Başınıza Ömer gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Başınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz) [Hakim, İ.Ahmed]

      (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buharî]

      (Ebu Bekri Sıddık vezirim ve benden sonra halifemdir. Ömer benim lisanım üzerine konuşur; amcam oğlu Ali kardeşimdir, bayrağımı taşır. Osman benden, ben de Osmandanım.) [Taberânî]

      (Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir, dinde en sağlam olanı Ömer, en hayalısı Osman, en iyi hüküm vereni ise Alidir.) [İbni Asâkir, Ebu Ya’la]

      (Her peygambere eşraf ve kerimden 7 kimse verildi. Bana ise 14 kişi verildi. Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer-i Tayyâr, Hamza, Ebu Bekir, Ömer, Mus’ab ibni Umeyr, Bilâl, Selman, Ammar, Abdullah ibni Mes’ud, Mikdat ve Huzeyfe ibni Yemani) [Hâkim, Ebu Nuaym]

      (Ensara, Ehli beyte, Ebu Bekir ve Ömere ancak münafık buğzeder.) [İ.Asâkir]

      (Ya Ali, müşrik olan bazı kimseler sana aşırı bağlılık gösterecek, sende olmayan şeyleri, sana söyleyecekler ve Ebu Bekirle Ömeri kötüleyecekler. Allah onlara lanet etsin.) [Darekutni]

      (Ya Ali! Sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesi Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed]

      Hz. Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, (Benim yüzümden iki türlü insanlar helak olur. Birisi, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu hadis-i şerifte, hariciler, Yahudilere; Eshâb-ı kirâma düşmanlık edenler de, Hıristiyanlara benzetilmiştir.

      Allah hepsine Cenneti söz vermiştir
      Hz. Ali, Medine’ye hicretle şereflenen, Allahın övdüğü muhacirlerden ve ilk iman edenlerdendir. Kur’anı kerimde buyuruluyor ki

      (Muhacirlerin ve Ensarın önce imana gelenlerinden ve Onların yolunda gidenlerden Allah razıdır. Onlar da Allahdan razıdır. Allah, Onlar için Cennetler hazırladı.) [Tevbe 100]

      Sadece Hz. Ali değil, Eshâb-ı kirâmın hepsi cennetlik idi. İşte bir âyet-i kerime meali:

      (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] va’detmiştir.) [Hadid 10]

      Âyet-i kerimede, sapıklara fırsat vermemek için, ve küllen vaadallahü husna buyuruluyor. Yani Allah hepsine Cenneti söz vermiştir buyuruluyor. Fazilet bakımından elbette, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali gibi Mekke’nin fethinden önce Müslüman olup, bütün savaşlara katılanlar, Hz. İkrime, Hz. Vahşi gibi fetihten sonra Müslüman olanlardan üstündür. Ama hepsi de Cennetliktir.

      Allahü teâlâ, sadece Eshâbı kirâmın Cennetlik olduğunu bildirmekle kalmadı, o mübarek insanları sevip onların yolundan giden Müslümanlardan da razı olduğunu, onları da Cennete koyacağını bildirdi. İşte bir âyet-i kerime meali:

      (Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshâbın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshâba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allahtan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]

      Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshâbdan birkaç sene razı oldu sonra vazgeçti denilemez. Allah sözünden dönmez. Allahü teâlâ, ağaç altında sözleşme yapılan Eshâbdan da razı olduğunu bildirmiştir.

      İşte âyet-i kerime meali:

      (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]

      Hz. Ali, ağaç altında söz verenlerden idi. Cabir bin Abdullah dedi ki, Resulullah, (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] Bu sözleşmeye, (Biat-ür-rıdvan) denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bunlardan razıdır. (İmam-ı Begavi Meâlimüttenzil)

      İbni Sebeciler, rafiziler, hurufiler, birkaç sahâbi hariç hepsine kâfir diyorlar. Allahü teâlâ, sahâbi düşmanlarına fırsat vermemek için, sadece Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali gibi cihad edenlerin değil, evlerinde oturanların da cennetlik olduğunu bildirmiştir. İşte âyet-i kerime meali:

      (Müminlerden, oturanlarla malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cennet] va’detmiştir; ama cihad edenleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.) [Nisa 95] Bu âyette de, “hepsi cennetliktir” buyuruluyor.

      Eshâb-ı kirâm birbirlerini çok sever ve birbirlerinin dostu idi. İşte âyet-i kerime meali:

      (İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve [hicret eden eshâbı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]

      Eshâbı kirâmın birbirine karşı çok merhametli olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali de şudur:

      (Muhammed aleyhisselam, Allahın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshâb-ı kirâmın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]

      Hz. Ali, Allah Resulünün damadıdır
      Hz. Ali, Peygamber efendimizin damadıdır. Resulullahla akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak cennetliktir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

      (Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemî]

      (Allahü teâlâ bana insanların en iyilerini sahâbi olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak, İslam dinini bildirmekte yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da eshar [hanım tarafından akraba] olarak ayırdı. Onlara dil uzatanlara Allahın, meleklerin ve bütün insanları lâneti olsun!) [Hakim]

      (Allahü teâlâ, bana eshâb ve akraba olarak en iyileri seçti. Birçok kimse, eshâbıma ve akrabama dil uzatır, kötülemeye çalışırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin, bunlardan kız alıp vermeyin.) [Dare Kutni]

      (Eshâbımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz]

      (Esharımın [Hanım tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]

      (Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.) [Deylemî İ. Neccar]

      Sırf bu hadis-i şerifler bile Hz. Alinin cennetlik olduğunu göstermektedir.

      Hz. Ali de Bedire ve bütün savaşlara katılan ve âyetlerle övülen bir sahâbidir.

      Bedir ehlinin şanı için hadisi şeriflerde buyuruldu ki:

      (Bedir savaşına katılan Müslümanlar Cennetliktir.) [Dare Kutnî]

      (Allah Bedir ehline rahmetiyle tecelli edip şöyle buyurdu: “Ne yaparsanız yapınız, Ben sizi şimdiden affettim.”) [Hâkim]

      (Cebrail geldi ve bana “Bedirde hazır olanları nasıl sayarsınız?” dedi. Dedim ki, Hayırlılarımızdır. Dedi ki, Melaikeden Bedirde bulunanlar da bizim nazarımızda meleklerin hayırlılarıdır.) [Buhârî]

      (Ya Halid, Eshâbı Bedirden birine nasıl söz söylersin? Eğer sen uhud dağı kadar altını infak etsen, onun derecesini bulamazsın.) [Hâkim]

      Hz.Alinin menkıbeleri

      Hz. Alinin menkıbeleri çoktur. Birkaçı şöyle:

      Sevgili Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke’den Medîne’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emânetleri sahiplerine vermesini söyleyerek buyurdu ki: (Bu gece yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!)

      Hz. Ali, Peygamber efendimizin emrettiği şekilde yattı. Resulullahın yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini feda etmeye hazırdı.

      Hicret gecesi müşrikler, Resulullahın evinin etrafını sarmışlardı. Peygamber efendimiz, evden çıktı. Yasin-i şerif suresinin başından on âyet-i kerimeyi okudu ve bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtı. Sıhhat ve selametle aralarından geçip, Hz. Ebu Bekir’in evine ulaştı. Müşriklerden hiçbiri onu görememişti.

      Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip sordu:

      - Burada ne bekliyorsunuz?

      - Evden çıkmasını bekliyoruz.

      - Yemin ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak saçtı.

      Müşrikler, ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak buldular. Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hz. Ali’yi, Resul aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu sordular. Hz. Ali cevap verdi:

      - Bilmem! Beni, onun muhafazasına memur mu ettiniz?

      Bunun üzerine Hz. Ali’yi tartakladılar. Kâbe’nin yanında bir müddet hapsettikten sonra bıraktılar. Hz. Ali, Resulullahın Kâbe-i şerifte devamlı bulundukları makama oturdu. Resul-i ekremde kimin nesi var ise, gelsin alsın diye nida ettirdi. Herkes gelip, nişanını söyleyerek emanetini aldı. Böylece emanetler sahiplerine teslim edildi.

      Mekke-i mükerremede kalan Eshâb-ı güzin, Hz. Ali’nin kanadı altına sığındılar. Allahın arslanı Hz. Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki:

      - İnşâallah yarın Medine-i münevvereye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben burada iken söyleyin!

      Hepsi başlarını eğip, hiçbir şey söylemediler. Sabah olunca, Hz. Ali, Resul-i ekrem efendimizin eşyalarını toplayıp, Peygamber efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabaları ile beraber yola koyuldu. Resulullaha, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Kubâ’da yetişti.

      Gündüzleri saklanıp, geceleri yaya olarak yürüdüğü bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzuruna gidemeyecek bir hâle gelmişti. Resul-i ekrem efendimiz bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etmişti. Hz. Ali’yi görünce hâline acımış, Onu kucaklamış, mübârek elleriyle nârin, nâzik ayaklarını okşamış, kendisine afiyeti için dua buyurmuştu. Bunun üzerine Bekara suresinin, (İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allahü teâlânın rızâsı için nefsini fedâ eder) mealindeki 207.ci âyeti kerimesi nazil oldu.

      Hz. Ali, Hendek savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın iyice şiddetlendiği 22. gün, Amr bin Abdûd adlı müşriklerin en azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi.

      Amr çok kuvvetli olup, ömründe hiçbir cenkten yenilerek dönmemişti. Yalnız Bedir cenginde yaralanıp düşmüştü. Yarası iyi olmuş, tekrar cenge gelmesiyle müşrikler kuvvet bulmuştu.

      Müslümanlardan kimse Amr’ın davetine cevap vermedi. Çünkü Resulullahtan emir bekliyorlardı. Amr’ın meydan okuması yedi kere devam etti. Yedincide Resulullah efendimiz, Hz. Ali’yi çağırıp huzuruna oturttu ve (Ya Ali, benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdûd’un önüne yiğitçe, cesaretle var! Onun heybetinden, uzun boyundan endişe etme! Ben, Hak teâlâdan sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden kurtulmaları için duâ ediyorum) buyurdu.

      Hz. Ali kılıcını kuşanıp atına bindi. Avını gözetleyerek giden bir arslan gibi, Amr’ın önüne varıp dedi ki:

      - Ya Amr! Duydum ki sen Kâbe’nin karşısında ahdetmişsin ki, Kureyşten bir kişi senden iki şey istese, birini yaparmışsın.

      - Evet öyle söz verdim.

      - Biliyorsun ben Kureyş’tenim. Senden iki şey isteyeceğim. Hiç olmazsa birini kabul et! Birinci isteğim, Allahın birliğini ve Muhammed aleyhisselamın O’nun Resulü olduğunu kabul ve tasdik etmendir.

      - Bunu kabul etmiyorum, başka ne istiyorsun?

      - İkinci isteğim, bu iki kuvveti hallerine bırakıp, Mekke-i mükerreme’ye gitmendir.

      - Bunu kabul ettim, yalnız Ebu Bekir, Ömer ve Osmanın başlarını keserim.

      - Ey ahmak, benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin?

      - Ya Ali, sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben senin başını kesmek istemem.

      - Ben Allahü teâlânın yardımı ve Resulünün duası ile senin başını kesmek isterim.

      Hz. Ali’nin bu sözü üzerine Amr, atından inip Hz. Ali’ye doğru yürüdü. Hz. Ali de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hz. Ali bir fırsatını bulup, Amr’ın uyluğunu, bir kılıç darbesiyle kopardı. Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş bacağını Hz. Ali’ye öyle bir fırlattı ki, eğer değseydi o devin ayak parçası ile helak olabilirdi. Hz. Ali de hemen geri dönüp Amr’ı öldürdü.

      Resulullah tekbir getirip buyurdu ki: (Ali’nin Amr bin Abdûd ile bir kere karşılaşması, ümmetimin kıyamete kadar olan ibadetinden hayırlıdır.) (Mçgüzin)

      Peygamber efendimiz, kuş kebabını yemek için sofraya oturunca, (Ya Rabbi en çok sevdiğimi gönder de, şu kebabı onunla beraber yiyelim) dedi. Hemen Hz. Ali geldi, beraber yediler. (Tirmizi)

      Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. Hz. Ali gözleri yaşlı, (Ya Resulallah, Eshâb-ı kirâmı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ya Ali, sen benim dünya ve ahırette kardeşimsin.) [Tirmizi]

      Kusuru var zannı ile Hz. Aliyi Peygamber efendimize şikayet ettiklerinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ali’den ne istiyorsunuz, o benden, ben de ondanım. Benden sonra Ali her müminin velisidir.) [Tirmizi] Aynı konuda Peygamber efendimize bir de mektup yazmışlardı. Mektup okununca Resulullah efendimizin rengi değişip buyurdu ki: (Allah ve Resulünü seven, Allahın ve Resulünün de kendisini sevdiği bir zat hakkında ne denebilir?) [Tirmizi]

      Peygamber efendimiz, Hz. Aliyi aile efradına vekil bırakarak, Tebük seferine çıktı. Münafıklar, (Resulullah, Aliden hoşlanmadığı için sefere götürmedi) dediler. Hz. Ali hemen silahlanıp yola çıktı. Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz onların yalan söylediklerini, onu Medinede bıraktıklarına halife yaptığını bildirip buyurdu ki: (Ya Ali, sen bana, Harunun Musaya yakınlığı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buhari]

      Harun aleyhisselam Hz. Aliye benzetilmiştir. Musa aleyhisselamdan sonra Harun aleyhisselam halife olmadı. Musa aleyhisselamın vefatından meşhur rivayete göre kırk yıl sonra vefat etti. Dediler ki, o vefat ettiğinde onu halife yapmadı. Rabbine münacat etmeye giderken onu yerine halife yaptı. (Mesabih)

      Hz. Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak kullanmıştır. Bu savaşta Hz. Ali’nin gözleri ağrıyordu. Resulullah efendimiz onu çağırtarak gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü teâlâya dua etti. Hz. Ali’nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı.

      Bu savaşta, yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab, (Hayber halkı iyi bilir ki, ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş Merhab’ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir) diyerek Müslümanlardan er istedi.

      Bunun üzerine Hz. Ali, (Ben oyum ki, anam bana Haydar, Arslan adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kişiyimdir) diye şiir söyleyerek Merhab’ın karşısına dikildi.

      Bu şiir Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlattı. Rüyasında kendisini bir arslanın parçaladığını görmüştü. Hz. Ali, Merhab’la karşı karşıya geldiğinde, Merhab’ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç, Merhab’ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti. Başını, ikiye ayırdı. Merhab’ın başına inen kılıcın çıkardığı ses o kadar fazla idi ki, Hayber karargâhında bulunan Ümm-i Seleme, (Merhab’ın dişlerine kadar inen kılıcın sesini ben de işittim) demiştir.

      Hz. Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürmüştür.

      Hayber gazâsından dönen Hz. Ali’ye Peygamber efendimiz: (Ya Ali, eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa için hastalarına verirlerdi. Seni şehid ederler. Âhırette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur) buyurunca, Hz. Ali şükür secdesi yaptı.

      Hz. Ali Hendek savaşında, çok kuvvetli olup müslümanlara zarar veren bir kâfir askerini altedip, yere yatırdı. Kılıcını çekti. Öldürmeden önce son defa islama davet etti. Yenilmeyi hazmedemeyen cengaver çabuk öldürsün diye kılıcı havada bekleyen Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü.

      Bunun üzerine Hz. Ali onun üzerinden kalktı, kılıcını kınına koydu. Onu öldürmekten vazgeçti. Ölümünü bekleyen kâfir, bu işten bir şey anlamadı. Hayretle kendisine sordu, (Kılıcını çekmiştin. Beni öldürmene hiçbir engel yokken neden vazgeçtin, neden öfken birden yatıştı?) Hz. Ali, (Ben kılıcımı Allah için vuruyordum. Ben Allahın arslanıyım, nefsin esiri değilim. Önce seni Allah için öldürecektim. Ancak, şahsıma karşı yaptığın hareketten sonra seni öldürseydim, nefsim için öldürmüş olabilirdim. Halbuki her yaptığımı Allah için yapmam lâzımdır.)

      Hz. Alinin bu sözü üzerine o pehlivan dedi ki, bu halis niyet ve bu fütüvvet sizde vardır. Dininiz hak dindir. Bana imanı telkin eyle. İmana geleyim. Hz. Ali ona kelime-i şehadet telkin edip, Müslüman oldu.

      Peygamber aleyhisselam (Fakirlikle öğünürüm) buyurunca, Hz. Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere dağıtırdı. Resul-i ekrem bu yüzden Hz. Aliye (Sultan-ül Eshiya), yani cömertler sultanı buyurmuştur. Hz. Ali, Haydar [aslan], Kerrar [düşmana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak babası], Esedullah [Allahın aslanı] gibi çeşitli isimlerle anılmıştır.

      Hz. Ali, yanına oturan fakir bedeviye (Bir isteğin mi var?) buyurur. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle bildirir. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de bedeviye verir. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Alinin çok hoşuna gider. Çocukları için ayırdığı üç altının hepsini bedeviye verir. Bedevi (Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin) der. Hz. Ali de, şu hadis-i şerifi nakleder: (Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığı iyi işlere göre ölçülür.) [M.Cami]

      Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anlaştı. Kuyudan çekeceği her kova su için, bedeviden bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup, kova, derin kuyunun içine düştü. Bedevi, kızgınlıkla Hz. Ali’nin mübârek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali mübarek elini uzatıp kovayı kuyudan çıkardı. Bedeviye verip oradan uzaklaştı. Bedevi, Hz. Ali’nin derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, eğer onun dini hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lâzım değil diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti.

      Hz. Ali kapıyı açıp diğer elinde kesik elini tutan bedeviyi görünce, içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedeviye, niçin böyle hata ettiğini sordu. Bedevi, ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup dua buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu.

      Bir gün Hz. Ali, Hz. Fatımaya, Ya Fatıma, yiyecek bir nesne var mı çok acıktım dedi. Hz. Fatıma, şu anda hiçbir şey yok. Lakin mendil ucunda bağlı, altı akçe var. Onları al, pazardan birşeyler getir. Hem Hasan ve Hüseyin meyve istemişlerdi, onlar için de bir miktar meyve alırsın dedi.

      Hz. Ali o altı akçeyi alıp, pazara gitti. Yolda giderken, bir Müslümanın eteğine yapışmış birisini gördü, artık seni bırakmam, ya hakkımı ver ya da gel mahkemeye gidelim diyordu. O dertli adam ise, bir kaç gün daha bana mühlet ver diye yalvarıyordu. O da, hayır, benim de sıkıntım var diyordu.

      Hz. Ali bunların çekişmelerini görünce, yanlarına varıp, davanız kaç akçedir dedi. Altı akçedir dediler. Hz. Ali, bu müslümanı sıkıntıdan kurtarayım, Fatımaya bir yol ile cevap veririm diye düşündü ve altı akçeyi alacaklıya verip, o müslümanı ızdıraptan kurtardı.

      Hz. Ali bir zaman Fatımaya ne cevap vereyim diye tefekküre vardı. Bir miktar zaman üzüldü. Sonra, Fatıma Resulullahın kızıdır, buna bir şey demez, o da memnun olur dedi. Eli boş eve gelip, kapıyı çaldı. Hasan ve Hüseyin babalarının meyve getirdiklerini zan edip koşarak geldiler. Bir şey getirmediğini görünce ağlamaya başladılar. Hz. Ali Hz. Fatımaya, o altı akçe ile bir müslümanı hapisten kurtardım deyip olayı anlattı. Hz. Fatıma, ne güzel yapmışsın ya Ali, elhamdülillah bir müslümanı sıkıntıdan kurtarmışsın, Allahü teâlâ bize kâfidir, dedi.

      Hz. Ali, iki şehzadenin ağladıklarını görünce; mübarek gönüllerine üzüntü gelip, bu elem ile dışarı çıktı. Resulullahın huzuruna varıp, cemali şerifini müşahede ederek, bu gamdan kurtulayım niyeti ile gitti. Zira bir kimsenin yüzbin gamı olsa, Resulullahın mübarek cemaline nazar eylese [baksa], bütün gamı ve gussası gittikten başka, kalbine birçok sürurlar ve safalar hasıl olurdu. Onun için Hz. Ali, Sultanı kainat hazretlerinin mübarek ayaklarına yüz sürmeye gitti.

      Biraz gittikten sonra, yolda elinde bir besili deve tutan bir kişiye rast geldi. Hz. Aliye dedi ki, ey yiğit, bu deveyi satarım, alır mısın? Hz. Ali, hazır akçem yoktur dedi. O şahıs, sana veresiye veririm dedi. Hz. Ali, ne kadara verirsin diye sordu. Yüz akçeye veririm dedi. Hz. Ali, kabul, alırım deyince o şahıs da razı olup, öyle olsun dedi. Deveyi Hz. Aliye teslim etti.

      Hz. Ali, devenin yularından tutup biraz gittikten sonra bir başka şahsa daha rast geldi. O şahıs, ya Ali ne güzel deveymiş bu, bana satar mısın dedi. Hz. Ali, evet satarım dedi. O şahıs, daha fazla eder ama üçyüz akçeye bana verir misin diye sordu. Veririm dedi. O şahıs çıkarıp üçyüz akçeyi verdi Hz. Ali de deveyi teslim etti.

      Hz. Ali doğru pazara gitti. Yiyecekler ve meyveler alıp eve geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde şehzadeler sevinip meyveleri alıp yemeye başladılar. Hz. Fatıma, ya Ali bu akçeyi nereden aldın diye sordu. Hz. Ali meydana gelen hadiseyi anlattı. Ondan sonra yemeği yiyip, Allahü teâlâya hamd ettiler. Hz. Ali, şimdi ben, Resulullahın meclisine gideyim dedi ve kalkıp dışarı çıktı. Az gitmişti ki, karşıdan Resulullah göründü. Hz. Aliye tebessüm ederek buyurdu ki, (Ya Ali, deveyi kimden satın aldın kime sattın bilir misin?) Hz. Ali, Allah ve Resulü bilir dedi. Resulullah, (Ya Ali, sana deveyi satan Cebrail aleyhisselam, satın alan da İsrafil aleyhisselam idi. O deve Cennet develerinden idi. Ya Ali, sen o müslümanın sıkıntısını giderdiğin için, Allahü teâlâ razı oldu ve senin sıkıntını gidermek için bunu ihsan etti. Ahirette vereceğinin, ihsan edeceğinin hesabını ise Ondan gayri kimse bilmez) buyurdu.

      Ammar bin Yaser hazretleri dedi ki, Resulullah buyurdu ki: (Ya Ali, Allahü teâlâ seni bir zinet ile zinetlendirdi. Dünyayı terk etmek olan ve kendisine sevgili olan zühd ile zinetledi. Öyle takdir etti ki dünyadan birşeye nail olmayasın!)

      Hz. Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hz. Alinin mübarek ayağına bir ok saplanmıştı. Oku çıkaramadılar. Doktor geldi. (Bayıltıcı ilaç vermeli ki, ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun ağrısına tahammül edilemez) dedi. Hz. Ali (Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın) buyurdu. Hz. Ali namaza başladı. Doktor da Hz. Alinin mübarek ayağını yarıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hz. Ali, namazını bitirince (Oku çıkardınız mı?) buyurdu. Doktor (Evet çıkardım) dedi. Hz. Ali (Hiç farkına varmadım) buyurdu. [İbni Mülcem bunu bildiği için Hz. Aliyi namaz kılarken yaralamış, şehit etmiştir.]

      Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim, Hz. Yusufun güzelliği karşısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamıştı. Müminler de vefat anında Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını duymazlar.

      Kays bin Haris anlatıyor:

      Birisi gelip Muaviye bin Ebi Süfyandan bir mesele sordu. Muaviye dedi ki, bunu git Aliden sor ki, o benden iyi bilir. O kişi, ben bu meselede senin cevabını isterim. Senin vereceğin cevabı Alinin cevabından çok severim dedi. Muaviye celallenip, sen ne bedbaht kişiymişsin. Muhakkak sen, Allah resulünün ilimde muazzez ve mükerrem tuttuğu kimseyi beğenmiyorsun. Resulullah buyurdu ki: (Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.)

      Çok gördüm ki, Ömer onun ile meşveret ederdi. Eğer bir meselede müşkili olsa idi, Ali burada mıdır, derdi. Sen şimdi kalk, yıkıl karşımdan, Allahü teâlâ ayaklarına kuvvet vermesin.

      Amr bin el Cumi rivayet eder:

      Ben Resulullahın huzurunda oturmuş idim. (Ya Amr!) buyurdu. (Lebbeyk ya Resulallah!) dedim. (İster misin ki, Cennetin direğini sana göstereyim!) buyurdu. İsterim ya Resulallah dedim. O sırada Ali bin Ebi Talib oradan geçti. Buyurdu ki: (Bu kişi ve bunun ehli Cennetin direğidirler.)

      Hz. Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sorduğunda, onlar, bugün bayramımızdır dediler. Bunun üzerine Hz. Ali de (Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır) dedi.

      Hz. Ali buyurdu ki: (Bir taife beni Ebu Bekir, Ömer ve Osmandan üstün tutarlar. Bu taifenin gönüllerinde nifak vardır. Bununla ehli İslam arasına ihtilaf ve fitne salarlar. Bana Resulullah bunları haber verdi. Zahiren ehli İslam’a kardeş olduklarını söylerler. Batınlarında din düşmanıdırlar. Yalanı güzel, kötülükleri temiz görürler. Mushaf-ı şerifi iptal ederler. [Kur'an-ı kerimin hükmünü kaldırırlar.] Kötülük üzerine birbirleri ile yarışırlar. Resulullaha ve Eshâbı kirâmın büyüklerine dil uzatırlar. Hak teâlâ onları af etmez. Sünneti İslamı harap ederler. Bidat-ı seyyieleri yayarlar. O zamanda Resulullahın sünnetine yapışan kimse şehidlerin ve abidlerin efdalidir. Seadet onlarındır. (Fasıl-ül-hitab)

      Hz. Aliye dediler ki: Abdullah bin Sebe seni Ebu Bekir, Ömer ve Osman üzerine tafdil eder [üstün tutar]. Hz. Ali yemin ederek, vallahi onu öldürürüm buyurdu. Ya emir-el müminin! Sana muhabbet edeni öldürür müsün dediler. Elbette, benim olduğum şehirde olmasın buyurdu.

      Hemen bulunduğu şehirden sürdü. (Şevahid-ün nübüvve)

      Hz. Ali buyurdu ki: Ebu Bekir ve Ömer hakkında kalbimde iyilik ve güzellikten başka birşey bulundurmaktan Allahü teâlâya sığınırım. Nedir o kavimlerin hali ki, Kureyşin iki seyyidini kötülerler. Beni de öyle zan ediyorlarsa, ben o şeyden pakım, onların dediklerinden beriyim [uzağım]. Her kim ki o ikisini sever, muhakkak beni sever. Her kim o ikisine buğz eder, bana buğz eder. Bilmiş olun ki, muhakkak cümle insanların hayırlısı bu ümmette, Peygamberden sonra Ebu Bekri Sıddıktır. En önce Müslüman olan odur. Resulullahın en sevdiği odur. Allah indinde bu ümmetin en mükerremi odur. Bu ümmette Peygamber efendimizden sonra ondan efdal ve ondan hayırlı kimse yoktur. Ebu Bekirden sonra da, dünyada ve ahirette bu ümmetin en hayırlısı, en büyüğü Ömer-ül Faruktur. Ondan sonra Osman-ı Zinnureyndir. (Şevahid-ün nübüvve)

      Birgün birisi gelip kinayeli bir şekilde Hz. Aliye, Ebu Bekir ve Ömerin zamanında, birlik vardı, huzur vardı, hilafetleri çekişme, kavga, fitne ve ihtilaflı değildi. Senin ve Osmanın hilafetlerinin zamanları sıkıntı ve değişiklik ve fitneden hali olmadı. Sebebi nedir diye sordu. Hz. Ali buyurdu ki: Sebebi şudur: Ebu Bekir ve Ömerin yardımcıları Osman ve bendim. Sen ve senin emsalin gibiler de benim ve Osmanın yardımcıları oldunuz. Böyle oldu. (Şevahid-ün nübüvve)

      Said bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas hazretlerinin elini tutup, gidiyordu. Zemzem kuyusuna geldiler. Orada bazıları oturmuş, Hz. Aliyi kötülüyorlardı. Bunu işitince, İbni Abbas hazretleri buyurdu ki, dönün, beni onların yanına götürün. Onlardan yana dönüp yanlarına geldiler. İbni Abbas hazretleri, Allah ve Resulüne yaramaz sözler söyleyen kimdir diye sordu. Bizim aramızda hiç kimse Allaha ve Resulüne yaramaz söz söylemez dediler. Ali bin Ebi Talibe yaramaz söyleyen, onu kötüleyen var mı diye sordu. Evet var dediler. Bunun üzerine İbni Abbas hazretleri dedi ki: İyi dinleyin, Allaha yemin ederim ki Resulullahdan bizzat işittim, buyurdu ki: (Her kim Aliyi kötüler, muhakkak beni kötülemiş olur. Her kim beni kötüler, muhakkak Allahı kötülemiş olur. Her kim Allahı kötüler, Allah onu yüzü üzerine Cehenneme atar.)

      Mekke feth edildiği zaman bütün putlar parçalandılar. Ancak, Beyti şerifin içinde büyük bir put var idi ki, taştan yapılmıştı, o kaldı. O putu zincirler ve çiviler ile tavana ve duvara bağlamışlar idi.

      Resulullah Kâbe-i şerife geldi. Hz. Aliyi çağırıp buyurdu ki, (Ya Ali, Benim omuzum üzerine çık. Bu putun bendlerini yerinden kopar.) Hz. Ali, Ya Resulallah, ben kim olayım ki, ayağımı mübarek omuzunuz üzerine koyayım. Buyrun siz benim omuzum üzerine basın dedi. Resulullah, (Ya Ali, sen benim gayret ve hamiyyet, nübüvvet ve risalet yükümü çekecek kuvvet ve takati bulamazsın) buyurdu.

      Sonra, emri şerifleri ile Resulullahın mübarek omuzuna basıp, o putu bütün zincirleri, çivileri ve bentleri ile o yerden ayırıp, attı.

      [Hz. Ebu Bekri Sıddıkın, hicret gecesinde [mağarada] Resulullahı bir miktar kendi omuzunda götürdüğü hadisi şerifler ile sabittir.]

      Bir gün sabah namazı vaktinde, Hz. Ali mescide giderken, yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, yavaş yavaş ardınca giderdi. Mescid kapısına vardığında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam edip gitti. Hz. Ali onun hıristiyan olduğunu anladı.

      Mescidde Resulullahı rükuda buldu. Güneşin doğma zamanı yaklaşmış idi. Cemaate uyup, namazı kıldılar. Namazdan sonra, eshâbı güzin Resulullaha, Ya Resulallah, birinci rükuda adeti şerifinizden fazla durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Sebebi ne idi diye sordular. Resulullah, (Adet miktarı rüku tesbihini eda ettikten sonra, Semiallahülimen hamideh deyip, kıyama kalkmak istediğimde, Cebrail aleyhisselam başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum) buyurdu.

      Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, Habibime sebebini bildir, eshâbına bu sırrı açıklasın buyurdu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam dedi ki: ya Resulallah, mübarek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana, (Habibimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, Ali, yolda bir ak sakallı ihtiyarın, sakalına hürmet edip, yavaş yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. Kalmasın, Habibime yetişsin. İftitah tekbirinin sevabına nail olsun) diye emretti. Ben de gelip emredileni yaptım, Ali de yetişmiş oldu. İşte hikmeti budur.

      Resulullah bu haberi eshâbı kirâm hazretlerine nakil buyurdu.

      Bir gün emir-ül müminin Hz. Ali pazara varıp, bir gömlek satın aldı. Terziye bunun yenleri [kol uçları] uzundur, kes dedi. Terzi, uzun değildir, kesmem, zira kusurlu olur dedi. Hz. Ali, aybı benim, sen kes diye emir verip kestirdi. Terzi, Hz. Alinin kim olduğunu bilmiyor, onu tanımıyordu. Hey, görün bu kişi mecnun olmuş dedi. Hz. Ali bunu işittiğinde çok sevindi, elhamdülillah dedi.

      Ya emir-el müminin, bu beyhude ve makul olmayan söze niçin hamd ettiniz diye sordular. Dedi ki, bir gün Resulullahtan işittim, buyurdu ki: (Bir kimseye deli denilmedikçe imanı tamam olmaz!) Bu müjdeye kavuşmak için böyle yaptım. Terzi o sözü söylemekle, benim imanıma şehadet etti, bu yüzden de hamdettim.

      Resulullah buyurdu ki, (Ben ilmin şehriyim. Ali kapısıdır.) Hariciler bu hadisi şerif için, Hz.Aliye hased ettiler. Hatta haricilerin büyüklerinden on kimse, Aliden hepimiz aynı meseleyi soralım, eğer herbirimize ayrı ayrı cevap verirse, âlim olduğunu anlarız diye karar verdiler.

      O on kişi Hz. Alinin huzuruna gelip birisi sordu:

      -Ya Ali, ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir?

      -İlim efdaldir.

      -Ne delil ile söylersin?

      -İlim Enbiyadan mirasdır. Mal Karundan ve Firavundan ve Hamandan mirasdır.

      İkincisi sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim maldan efdaldir. Zira ilim, sahibini saklar. Malı, sahibi saklar.

      Üçüncüsü sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Zira, mal sahibinin düşmanı çoktur. İlim sahibinin dostu çoktur.

      Dördüncüsü sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Zira malı tasarruf etseler eksilir. İlmi tasarruf etseler artar.

      Beşincisi sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal sahibi cimri diye [şüpheyle] anılır. İlim sahibi büyük isimler ile anılır.

      Altıncısı sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal haramiden hıfz olunur. İlim haramiden hıfz olunmaz.

      Yedincisi sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal çok durmakla zayi olur. İlim her ne kadar durur ise de zayi olmaz.

      Sekizincisi sordu:

      -İlim mi efdaldir, mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal kalbe kasavet verir [katılaştırır]. İlim kalbi nurlandırır.

      Dokuzuncusu sordu:

      -İlim mi efdaldir mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal sahibi, mal sebebi ile tanrılık davasında bulunur. İlim sahibi böyle etmez, aciz bir kul olduğunu bilir.

      Onuncusu sordu:

      -İlim mi efdaldir mal mı?

      -İlim efdaldir. Mal, sebebi isyandır. İlim, sebebi rahmettir.

      Bunun üzerine o on harici tövbe edip, Hz. Aliye muti oldular. (Mişkat-ül envar)

      Hz. Ali’nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır:

      - Müslümanlar, âhirete inanıyor. Kitapsız kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmayanlar birşey kazanmaz, müslümanlar da, zarar etmezdi. Fakat, kâfirlerin dediği olmayınca, sonsuz azâb çekeceklerdir.

      - İnsan bilmediğinin düşmanıdır.

      - Allaha yemin ederim ki, beni yalnız mümin sever ve bana yalnız münafık buğz eder.

      - Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allahü teâlâ bilir demekten sakınmasın.

      - Amellerin en zoru üçtür; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allahü teâlâyı hatırlayabilmek, din kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir.

      - Takva, hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır.

      - Kalpler kaplara benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olanıdır.

      - Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.

      - Affetmek fazilettir. Kararlı olmak metâ’dır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zâyi olmaktır. Yalancılık hıyânettir. İnsaf rahatlık, şer küstahlıktır. Güleryüzlülük ihsândandır. Doğruluk kurtarır, yalan felâkete sürükler. Kanâat insanı zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Haset yıpratır, nefret çökertir.

      - Amellerin en faziletlisi, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmek ve günâh işleyeni sevmemektir. Kim ki iyiliği emrederse, müminin sırtını muhkemleştirmiş, sağlamlaştırmış olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan vaz geçirirse, münafığın burnunu yere sürtmüş olur.

      - Akıllı kimse, günahlarını tövbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.

      - Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.

      Hz. Ali bir müfreze gönderdiği vakit başına tayin ettiği kimseye şöyle derdi:

      Sana Allahtan korkmanı tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de ahirete maliktir. Vazifene sarıl. Seni Allaha yaklaştıracak olana yapış. Çünkü dünyada yapıp da bıraktıklarını, yarın karşında hazır bulacaksın.

      Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye buyurdu ki:

      - Ya Ali, altıyüz bin koyun mu istersin, yahut altıyüz bin altın mı veya altıyüz bin nasihat mı istersin?

      - Altıyüz bin nasihat isterim ya Resulallah.

      Peygamber efendimiz buyurdu ki:

      - Şu altı nasihata uyarsan, altıyüz bin nasihata uymuş olursun:

      1) Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farzları ifa et. [Yani farzlardaki rükünleri, vacibleri, sünnetleri, müstehabları ifa et!]

      2) Herkes dünya ile meşgul olurken, sen Allahü teâlâyı hatırla! [Yani din ile meşgul ol, dine uygun yaşa, dine uygun kazan, dîne uygun harca!]

      3) Herkes birbirinin ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarını ara! Kendi ayıplarınla meşgul ol!

      4) Herkes, dünyayı imar ederken, sen dinini imar et, zinetlendir!

      5) Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken, sen Hakkın rızasını gözet! Hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara!

      6) Herkes çok amel işlerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlâslı olmasına dikkat et!

      Hz. Ali, Peygamber efendimize on mesele sual etti. Dedi ki:

      -Ya Resulallah, Allahü teâlâya nasıl ibadet edeyim?

      -Sıdk ve safa ile!

      -Ya Resulallah, Hak teâlâdan ne isteyeyim?

      -Dünyada ve ahirette afiyet ve mağfiret iste.

      -Ya Resulallah, benim üzerime ne lazımdır?

      -Allah ve Resulünün buyurduğunu tutmak.

      -Ya Resulallah, ne edeyim ki, benim kurtuluşum onda olsun?

      -Helal ye ve doğru söyle!

      -Ya Resulallah, rahat ne şeydedir?

      -Allahü teâlânın didarında!

      -Ya Resulallah, fesat nedir?

      -Kâfir olmak, Hak teâlâya şirk koşmak.

      -Ya Resulallah, vefa nedir?

      -Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah!

 

Arama
Arşiv