Hz. Peygamber’in amcasi, Sehidlerin efendisi.Künyesi; Ebn Ya’la veya Ebû Ammâre; Lakabi; Esedullah (Allah’in Aslani)dir. Babasi Abdulmuttalib, annesi Hâle’dir.

Hz. Hamza, Peygamberimizin amcalarinin en küçügüdür. Dogumdan bir kaç gün sonra, Peygamberimizi emziren Ebû Lebeb’in câriyesi Süveybe daha önceleri Hz. Hamza’yi da emzirmis oldugundan, Hamza Peygamberimizin süt kardesi idi.Hz. Hamza, orta boylu, güçlü kuvvetli, heybetli, onurlu bir sahabîdir. Hz. Hamza (r.a) iyi bir avci, keskin nisanci, Kureys’in en sereflilerindendir. Mazlumlara yardim etmeyi seven cesur bir savasçiydi. Av dönüsü evine gitmeden Ka’be’yi tavaf edecek kadar kutsal kabul ettigi degerlere saygili, karsilastigi sahislara selâm verip sohbet etmesini seven mürüvvetli bir insandi. Onun gençlik dönemine ait bilgilerimiz yok denecek kadar azdir (Ibnu’l-Esîr, Isdit’l-Gâbe, II, 52).Peygamberimiz yakinlarina Islâm’i teblig etmis olmasina ragmen, Hz. Hamza henüz müslüman olmamisti. Ebû Cehil’in Peygamberimize yaptigi bir hakaret sonucunda müslüman olmustur. Peygamberimiz bir gün Safâ tepesinde iken Ebû Cehil ve arkadaslari onun yanina gelirler. Ebû Cehil Peygamberimize hakaret eder. Abdullah b. Cüdâ’nin câriyesi bu olayi seyredin av dönüsü Kabe’ye ugramayi âdet edinen Hz. Hamza’ya anlatir. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebû Cehil’in yanina ugrayarak elindeki yayi Ebû Cehil’in kafasina çalar, basini yaralar ve hakaret eder. Bir gün sonra da Allah Rasûlünün yanina giderek (Bi’set’ten iki yol sonra) müslüman olur.Hz. Hamza’nin müslüman olmasi Peygamberimizi çok sevindirmistir. Onun Islâm’a girmesiyle müslümanlar güçlendi. Müsrikler rahatsiz oldular.Mekke müsrikleri, hicretten sonra da rahat durmadilar. Peygamberimizin ve müslümanlarin Medine’den çikarilmasi için Abdullah b. Übeyy, Hazreç ve Evs kabilesi müsrikleriyle iliski kurdular. Müslümanlarin hac yollarini da kapadilar.Müsriklerin gözlerini korkutmak, Sam ticaret yollarini keserek onlari sikintiya düsürmek gerekiyordu. Peygamberimiz bu amaçla Hz. Hamza’yi Sifu’l-Bahr’a gönderdi. Otuz kisilik bir kuvvetle Hz. Hamza belirtilen yere vardi. Müsriklerin kervam Sifu’l-Bahra gelmisti. Kervanda Ebû Cehil de bulunuyordu. Üçyüz kisilik bir kuvvetleri vardi.Hz. Hamza, müsriklerle çarpismak istiyordu. Yaninda bulunan müslümanlar da ayni duyguyu yasiyorlardi.Henüz müsrik olan Mecdi b. Amr b. Cühenî bu iki grubun arasina girdi. Hem müslümanlarla hem de müsriklerle görüstü. Sonunda iki tarafi çarpismaktan vazgeçirdi.Bundan Sonra Hz. Hamza’yi Bedir savasinda görüyoruz. Bedir savasinda Utbe, Vefid, Seybe meydana çiktilar. Çarpismak için er dilediler. Hz. Hamza, Seybe ile çarpisti. Bir hamlede Seybe’yi öldürdü. Daha sonra Utbe’yi ve Tuayma b. Adiyy’i öldürdü.Hz. Hamza, Bedir savasinda kahramanca savasti. Allah ve Rasûlünün hosnutlugunu kazandi.Bedir savasinda Hz. Hamza (r.a)’nin etkinligi ileri boyutlara ulasti ve müsriklere karsi amansiz bir savas verdi. Hârisû’t-Temîmî, HzHamza’nin Bedir’deki durumunu anlatan bir rivayetinde söyle diyor: “Hamza b. Apdülmuttalib(r.a)’in, Bedir savasinda üzerinde, deve kusu olan kim” diye sordu. “Hamza b. Abdulmuttalib” diye cevap verildi. O müsrik: “Ne yaptiysa O bize yapti” diye mirildandi” (M. Yusuf Kandehlevi, Hadislerle müslümanlik, ll, 553). Hz. Hamza, Bedir Savasini mütekaib Kaynukogullari gazvesine katildi.Peygamber Medine’ye geldiginde Yahudilerle anlasma yapmisti. Yahudiler, Bedir savasini müslümanlarin kazanmasini hazmedemediler.”Siz savasin ne demek oldugunu bilmeyen adamlarla çarpistiniz” dediler. Savas için firsat kollamaya basladilar.Kaynuka gazvesi’nin genel sebebi bir kadina karsi yapilan terbiyesizliktir. Kadincagiz bazi esyalarini Kaynuka pazarinda sattiktan sonra bir kuyumcuya giriyor. Kuyumcu yahudi kadinin eteginin alt kismini üst kismina bir dikenle igneliyor. Kadincagiz ayaga kalktiginda üzeri açiliyor. Utaniyor, sikiliyor, feryat ediyor, çevresinden yardim istiyor. Kadinin yardimina kosan müslümanlar Yahudiyi öldürüyor. Yahudiler de müslümanin basina üsüsüyorlar ve onu sehid ediyorlar.Öldürülen müslümanin akrabalari Peygamberimizden yardim istiyorlar. Bunun üzerine-Peygamberimiz Yahudilerden antlasmanin yenilenmesini istedi. Yahudiler Peygamberimizin bu istegini reddettiler.Bu olay üzerine Peygamberimiz beyaz sancagim Hz. Hamza’nin eline verip Kaynukaogullarinin üzerine gönderdi. Kaynukaogullari Yahudileri bekledikleri yardima kavusamayinca teslim olmak zorunda kaldilar.Bedir savasi’nin acisini unutmayan Kureysliler yeniden savas için hazirliga basladilar. Bir yil önceki kervanin gelirini savas için harcamaya karar verdiler. Savas için degisik müsrik kabilelerden yardim isteyerek büyük bir kuvvet olusturdular.Bu kez de Kureys’in kadinlari da katilacakti. Bedir Savasi’nin bozgunla bitmesi sebebiyle müsrik kadinlar erkeklerini suçluyorlardi. Bedir’in matemini tutarak erkekleri savasa tesvik ediyorlardi.Cübeyr b. Mut’i'nin Vahsi adinda Habesli bir kölesi vardi. Bu köle harbe (Habeslilere özgü bir mizrak) atmakta oldukça maharetli idi. Hz. Hamza, Cübeyr b. Mut’im’in amcasi Tuayma b. Adiyy’i Bedir savasinda öldürmüstü. Cübeyr, amcasinin acisini unutmamisti. Kölesi Vahsi ile konustu. Hz. Hamza’yi öldürmesi sartiyla kendisini serbest birakacagini bildirdi.Peygamberimiz, Medine’nin içinde kalmayi, savunma savasi yapmayi düsünüyordu. Bedir Savasi’na katilmayanlar düsmanla yüz yüze gelmek, Medine disinda savasmak istiyorlardi. Peygamberimiz Ashabin bu tavri karsisinda Medine disinda savasilmasina karar verdi.Hz. Hamza’da Medine disinda savasilmasina taraftardi. Hattâ Peygamberimize “sana, kitabi indirmis olan Allah’a yemine eder, and içerim ki, bu kilicima Medine disinda Kureys müsrikleriyle çarpismadikça yemek yemeyecegim” demisti.Hz. Hamza Cuma günü oruçlu idi. Cumartesi müsriklerle karsilastigi zaman da oruçlu bulunuyordu.Peygamberimiz, sabahleyin “Rüyada, meleklerin, Hamza’yi yikadiklarini gördüm” diye buyurdu. Uhut bölgesine varildi, orduya savas düzeni verildi. Kureys’in birinci bayraktari Talha b. Ebî Talha, Hz. Ali tarafindan, ikinci bayraktari Osman b: Ebî Talha da Hz. Hamza tarafindan öldürüldü. Sancaktarlarin ölmesi Kureys’i saskina çevirdi. Sarsildilar, sendelediler. Halid b. Velid’in saldirilari da sonuç vermedi: Müsrikler, kaçismaya basladilar. Hz. Hamza Uhud günü “ben Allah’in Arslaniyim” diyerek kihç salladi. Sâfvân, Hz. Hamza’yi savasirken görüyor, “Ben, bugüne kadar kavmini öldürmeye onun kadar hirsli bir kimse daha görmedim” buyuruyor. Uhud savasinda müsriklerin çogunu Hz. Hamza öldürmüstür.Kureysliler bozguna ugrayip kaçmaya baslayinca Peygamberimiz tarafindan görevlendirilen okçular yerlerini birakmaya basladilar. Birbirlerine “ne duruyorsunuz? Allah, düsmani bozguna ugratti. Siz de, müsriklerin ordugahina giriniz. Kardeslerinizle birlikte ganimet toplayiniz” dediler. Diger bir kismi bu teklife itiraz ettiler. “Siz Rasûlullah’in: Bizi arkamizdan koruyunuz! Sakin yerinizden ayrilmayiniz! Bizim öldürüldügümüzü görürseniz de yardimimiza kosmayiniz! Ganimet topladigimizi görürseniz de, bize katilmayiniz! Bizi arkamizdan koruyunuz” buyurdugunu bilmiyor musunuz?” dediler.Okçular, komutanlari Abdullah b. Cübeyr’i dinlemediler; “ganimetten nasibimizi alacagiz” diyerek yerlerini terkettiler. Abdullah b. Cübeyr’in yaninda çok az bir kuvvetin kaldigini gören Halid b. Velid bu firsati degerlendirmek istedi. Kuvvetlerini bir araya topladi, okçularin üzerine yürüdü. Abdullah b. Cübeyr, kendilerine dogru bir kuvvetin geldigini görünce arkadaslarina dagilmamalarini söyledi. Müslüman okçular, üzerlerine gelen Kureys müsriklerini ok yagmuruna tuttular. Oklari bitinceye kadar kahramanca savastilar. Abdullah b. Cübeyr, oklari bitince mizragi ile savasti. daha sonra kilicini kinindan siyirdi. Sehid düsünceye kadar çarpisti. Digerleri de ayni sekilde savastilar. Kureys’in süvarileri insanliga yakismayan bir davranisla Abdullah b. Cübeyr’in karnini destiler, barsaklarini döktüler.Okçularin yerlerini birakmasi, kalan kisminin sehid edilmesiyle müslümanlar gâfil avlandilar. Hem arkadan, hem önden kusatildilar. Müslümanlar saskinlikla birbirlerine kiliç sallamaya basladilar.Hâris b. Amr kizi ile Utbe’nin kizi Hind de Hz. Hamza’yi öldürmesi için Vahsi’yi. tesvik ediyorlardi. Vahsi, açik dövüsmekten korkuyor, gizli dövüsmeyi tercih ediyordu.Vahsi, Uhud Savasindaki durumu söyle açikliyor: “Halk arasinda Ali’yi aradim. Çok uyanik, girisken, çevik, çekingen ve etrafina çok bakinan bir adamdi. Kendi kendime:”benim aradigim adam bu degildir” dedim. O sirada Hamza’yi gördüm. Halki kasip kavuruyor, kesip biçiyordu. Firsat kollamak için kayanin arkasina gizlendim. Bir ara Siba’b. Ümmü Emmâr “var mi benle çarpisacak bir yigit’ diyerek meydan okuyordu. Hamza ona: “Allah ve Rasûlüne sen misin meydan okuyan’ dedi. Göz açtirmadan, bacaklarindan vurdu yere serdi. Sel sulari arkalarina eristigi sirada ayagi kayip düsünce mizragimi firlatip attim; bögründen vurdum.”Hz. Hamza’yi Sehid eden Vahsi daha sonra bir kenara çekilir. Hind üzerindeki takilarini çikarir Vahsi’ye verir. Hz. Hamza’nin yanina gelen Hind, onun burnunu, kulaklarini keser, cesedine iskence yapar, hatta cigerini bile çigneyerek parçalar.Vahsi müslüman olusunu anlatirken: “Mekke’nin fethinden sonra Mekke’ye gelerek Rasûl-i Ekremi gördüm. Bana dedi ki: “Sen Vahsi misin?” Ben cevap verdim: “Evet” Hamza’yi sen mi öldürdün? buyurdular. “Öyle oldu” dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü buyururdular ki: “bana yüzünü göstermemen mümkün mü? Ben de çikip gittim. Rasûlullah’in vefatindan sonra yalanci peygamber Müseyleme ortaya çikti. Belki bu herifi öldürürüm de günahimi öderim, diye düsündüm. Müslûmanlarla birlikte Yemâme’ye gittim ve bildiginiz gibi Mûseyleme’yi öldürdüm (Sahihi Buharî, V, 36, 37).Allah Rasûlünün Hz. Hamza’ya derin bir sevgisi vardi. Bu sevgiden dolayi elinde olmayarak “Vahsi”ye karsi olumsuz bir tutum içinde olmaktan da çekiniyordu. Bu sebeple de Vahsi’yi görmek istememisti.Peygamberimiz, Hz. Hamza’nin sehit oldugunu ögrenince onun basi ucuna gelir ve dua eder. Hz. Hamza, kiz kardesi Safiyye’nin getirdigi bir hirka ile kefenlendi. Peygamberimiz, amcasi Hamzâ’nin cenaze namazini kildirdi. Hz. Hamza, Uhud’a defnedildi.Hz. Peygamber’den iki veya dört yas büyük olan Hamza, öldürüldügünde elli yedi yasinda idi. Hz. Peygamber (s.a.s) öldürülen her sehid ile beraber Hamza’nin namazini tekrarlamis; o gün yetmis iki defa onun cenaze namazini kildirmistir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in ilk cenaze namazi kildigi sehidin de Hz. Hamza oldugu söylenmistir. Hz. Hamza’nin esi, çocuklari Medine’de olmadigi için sehâdetine aglanmamis bunu gören Hz. Peygamber “Hamza’nin niye aglayanlari yok” buyurmustur. Bunu duyan Ensâr önce Hamza için sonra kendi sehidleri için aglamaya basliyorlar. Tarihçi Vâkidî (V. 207/223) benim zamanima kadar bu adet devam etmekteydi diye naklediyor (Ibnü’l-Esir, Usdü’l-Gâbe, II, 51, 55).Hz. Hamza, bir gün Peygamber Efendimize gelerek Cebraîl (a.s)’i asli yapisiyla görmek istedigini bildirdi. Peygamberimiz, Hz. Hamza’ya “O’nu görmeye dayanabilir misin?” diye sordu. Hz. Hamza, “Evet, dayanabilirim” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz “otur, öyleyse” buyurdular. Cebrail (a.s.) müsriklerin Kâbe’yi tavaf edecekleri zaman elbiselerini üzerine koymakta olduklari kütüge indi. Peygamberimiz Hz. Hamza’ya “Kaldir gözünü, bak” dedi. Hz. Hamza’ya bakip, Cebrail’in zebercede yesil cevhere benzeyen ayaklarini görünce bayildi. Arkasinin üzerine düstü. Bu olayi Ibn Sa’d Tabakat’inda anlatmaktadir.Hz. Hamza Peygamber (s.a.s)’den su hadisi rivâyet etmistir: “Su duayi hiç birakmayin; “Allahümme inni es’eluke bismike’l-a’zam ve ridvânike’lekber” (Ibn Esîr, Usdü’l-Gâbe, II, 55).

 

Hazreti Hamza ‘nın Müslüman Oluşu

Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem, Mekke’nin kenar mahallelerinden bir yerde bulunuyordu. Ebucehil, Peygamber Efendimiz’i orada tek başına görünce sataştı ve çirkin sözler söyledi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona karşılık vermedi. O ise ağzına geleni söylüyordu. Bu hadiseyi bir cariye gördü.

Hz. Hamza (r.a.) o sırada avdan geliyordu. Hadiseye şahit olan cariye gördüklerini Hz. Hamza’ya anlattı:

- Ebucehil senin yeğenine hakaret etti, dedi. Buna çok kızan Hz. Hamza, doğru Ebucehil’in bulunduğu yere gitti ve ona çıkıştı:

- Sen benim yeğenime nasıl hakaret edersin diye saldırdı. Yayıyla kafasına vurdu. Başını yardı, Başından kanlar akmaya başladı. Orada bulunanlar da Hz. Hamza’ya saldırmak istediler. Ebucehil, kurnaz bir kafırdi. Müsade etmedi.

- Suç bende, ben onun yeğenine hakaret ettim. Bırakın Hamza’yı, dedi. Bunun üzerine Hz. Hamza’ya karşı bir harekette bulunan olmadı, Oradan ayrılan Hz. Hamza (r.a.) doğru Peyamber Efendimiz’in yanına vardı.

- Müsterih ol. Sana hakaret eden o adamın cezasını kendi elimle verdim. Başını dokuz yerden yardım. Kalbin mahzun olmasın. Sen ne istersen ben onu yaparım, dedi. Bunun üzeri ne Hz. Peygamber Aleyhisselam:

- Ey amca, benim kalbim ancak senin Allah ve Rasulüne iman etmenle memnun ve mesrur olur, buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Hamza (r.a.) hiç tereddüt etmeden Kelime-i Şehadet getirip müslüman oldu.

Hazreti Hamza’yı şehit eden Vahşî’nin Müslüman oluşu(ALLAH’IN MERHAMETİ)

Vahşî, Hazreti Hamza’yı şehit ettikten sonra Mekke’ye döndü. Mekke fethedilince de Taif’e kaçtı. Taifliler de, İslâm’a girmek için Resûlullah’ın yanına gidiyorlardı. Artık Vahşî’nin kaçacak yeri kalmamıştı.

Kâinatın Efendisi, Vahşî’yi İslâm’a davet için haber gönderdi. Vahşî ise Resûlullah’a şu cevabı iletti: “Ya Muhammed beni nasıl İslâm’a çağırırsın?! Allah’a şirk koşanlar, Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürenler, zina edenler günahlarının cezasını çekerler. Kıyamette, o büyük duruşma gününde cezaları katmerli olur, azap ve zillet içinde ebedî kalır. Hâlbuki ben bunların hepsini yaptım. Daha benim bir kurtuluşum olur mu?” Bunun üzerine Allah (cc) şu âyeti inzal buyurdu: “Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.” (Furkan, 25/70) Bunun üzerine Vahşî: “Ya Muhammed, ‘Dönüş yapıp iman etme, güzel ve makbul işler işleme’ çok çetin bir şarttır. Bana kalırsa ben bu işin altından kalkamam.”

Hemen ardından şu âyet nazil oldu: “Şurası muhakkak ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.” (Nisa, 4/48)

Yine Vahşî; “Yâ Muhammed, bu konuda görüşün nedir? Affetmek, Allah’ın hikmet ve iradesine bağlıdır. Bilmiyorum; beni bağışlar mı bağışlamaz mı?” diye sordu. Akabinde hemen şu âyet nazil oldu: “Ey Şanlı Nebî, sen şunu tebliğ et: ‘Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahimdir, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.” (Zümer, 39/53}

Vahşî, tam istediği cevabı almıştı. Derhal Müslüman oldu. Bazı insanlar dediler ki: “Yâ Resûlallah! Biz de Vahşî’nin yaptığı gibi yapmıştık. Aynı şartlar bizim için de geçerli mi?” Fahr-i Kâinat, “Bu şartlar bütün Müslümanlar için geçerlidir.” buyurdular. (Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 11/197)

Şehîdlerin efendisi:
Hz. HAMZA

 

Abdullah ibni Mes’ûd buyuruyor ki:Müşriklerden Velîd adında birinin bir putu vardı. Safâ tepesinde toplanırlar, bu puta ibâdet ederlerdi. Bir gün Peygamber efendimiz, onların yanına gitti ve onları îmâna da’vet etti. Kâfir olan bir cinnî, o putun içine girdi ve sevgili Peygamberimiz için uygun olmayan sözler sarfetti. Peygamber efendimiz üzüldüler.Teşrif eder misiniz?Başka bir gün şahsını görmediği bir kimse, Peygamber efendimize selâm vererek dedi ki:- Yâ Resûlallah! Kâfir olan bir cinnî sizin için münâsib olmayan şeyler söylemiş. Ben, onu bulup boynunu kestim. Arzû buyurup, yarın Safâ tepesine teşrif eder misiniz? Siz, yine onları İslâma da’vet ederseniz, ben de o putun içine girip, sizi medhedici sözler söylerim.

Peygamber efendimiz, Abdullah ismindeki bu cinnînin arzûsunu kabûl ettiler. Ertesi günü oraya gittiler ve yine müşrikleri îmâna da’vet ettiler. Müslüman cinnî, müşriklerin elindeki putun içine girip, sevgili Peygamberimizi ve İslâmiyeti anlatan güzel sözler ve beyitler söyledi.

Müşrikler, bu sözleri duyunca, başta Ebû Cehil olmak üzere ellerindeki putu parça parça ettiler. Resûlullaha saldırdılar. Mübârek yüzü kana boyandı. Onların bu ezâ ve cefâlarına tahammül gösterip, şöyle buyurdular:

- Ey Kureyşliler! Bana vuruyorsunuz. Ama ben sizin Peygamberinizim.

Peygamber efendimiz, oradan ayrılıp evine geldi. Bir hizmetçi kız, bu hâdiseyi, başından sonuna kadar görmüştü.

Bu sırada Hz. Hamza, dağda avlanıyordu. Bir ceylana ok atmak için hazırlandı. Ceylan dile gelerek dedi ki:

- Yâ Hamza! Bana ok atacağına kardeşinin oğlunu öldürmek isteyenlere ok atsan daha hayırlı olur.

Hz. Hamza bu sözlere hayret ederek süratle evine hareket etti. Hz. Hamza âdeti üzere, avdan dönünce, tavâf yapmak için Harem-i şerîfe uğrar, ondan sonra evine giderdi. O gün tavâf yaparken, hizmetçi kız, yanına gelerek dedi ki:

- Ebû Cehil, kardeşinin oğluna, şöyle şöyle söyledi.

Hz. Hamza, Peygamber efendimize hakâret edildiğini işitince, akrabâlık damarları hareket etti. Silahlarını kuşanarak, Kureyş kâfirlerinin bulunduğu yere geldi.

- Kardeşimin oğluna, kötü söz söyliyen, kalbini inciten sen misin? diyerek, boynundaki yay ile, Ebû Cehil’in başını yedi yerinden yardı.

Kötü şeyler söyledimOrada bulunan kâfirler Hz. Hamza’ya saldıracak oldular. Bu durumda büyük çarpışma çıkacaktı. Fakat, Ebû Cehil dedi ki:

- Dokunmayınız, Hamza haklıdır. Onun kardeşinin oğluna bilerek kötü şeyler söyledim.

Hz. Hamza oradan ayrıldıktan sonra, Ebû Cehil, etrafındakilere;

- Aman ona ilişmeyiniz! Bize kızar da Müslüman olur. Bununla Muhammed kuvvetlenir, dedi.

Hz. Hamza Müslüman olmasın diye, kendi kafasının yarılmasına râzı oldu. Çünkü Hamza, hatırı sayılır, kıymetli ve kuvvetli idi.

Hamza, Peygamber efendimizin yanına gelip dedi ki:

- Yâ Muhammed, Ebû Cehil’den intikamını aldım. Onu kana boyadım, üzülme, sevin!

Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:  

- Ben, böyle şeylere sevinmem.

- Seni sevindirmek, üzüntüden kurtarmak için, ne istersen yapayım.

Îmân etmenle sevinirimO zaman Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Ben ancak senin îmân etmen ile, kıymetli bedenini Cehennem ateşinden kurtarman ile sevinirim.

Bunun üzerine Hz. Hamza hemen Müslüman oldu.

Hakkında âyet-i kerîme geldi. Abdullah ibni Abbâs’a göre, Kur’ân-ı kerîmde En’âm sûresi 122. âyet-i kerîmesinde, “Diriltildiği ve nûra kavuşturulduğu” anlatılan zâtın Hz. Hamza ve aynı âyet-i kerîmede, “Karanlıklarda bocalayan” şeklinde anlatılanın da Ebû Cehil olduğu açıklandı.

Hz. Hamza, Kureyşin yanına gidip Müslüman olduğunu ve Allahın Peygamberini her suretle koruyacağını bildirip şöyle dedi:

“- Kalbimi, İslâmiyete ve Hakka meylettirmiş olduğu için Allahü teâlâya hamdolsun. Bu din, kullarının her yaptığını bilen, herkese lutfu ile muâmele eden, kudreti her şeye galip gelen, âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ tarafından gönderilmiştir.

Kur’ân-ı kerîm okunduğu zaman, kalb ve akıl sâhibi olanların gözlerinden yaşlar akar. Kur’ân-ı kerîm, açık bir lisan ile açıklanmış âyetler hâlinde Hz. Muhammed’e nâzil olmuştur. Muhammed, içimizde, sözü dinlenir, kendisine boyun eğilir bir mübârek kimsedir.

Ey müşrikler! Aklınız başınızdan gidip, gözünüz kararıp da Onun hakkında sert, ağır ve kaba sözler, söylemeyin! Eğer böyle bir düşünceye kapılırsanız, biz Müslümanların cesedine basıp geçmeden, onu hiç kimseye vermeyiz!”

Hz. Hamza’nın Müslüman olması ile, Resûlullah efendimiz çok sevindi. Müslümanlar, pek çok kuvvet buldu. Artık Mekkeliler Müslümanlara, hiçbir sebep yokken, fenâ muâmele yapamadılar. Bilhassa Hz. Hamza’nın kılıcının şiddetinden çekindiler.

Endişeye lüzûm yokPeygamber efendimiz, Hz. Hamza ve diğer bir kısım Müslümanlar Hz. Erkam’ın evinde bulunuyorlardı. Bir ara kapı vuruldu. Gelen kimsenin, silâhlarını kuşanmış şekilde Hz. Ömer olduğu görülünce, ba’zıları endişeye kapıldı. Hz. Hamza;

- Gelen tek bir kişidir. Bu kadar endişeye lüzûm yok. Eğer, hayır için geldi ise hoş geldi. Yok eğer şer için geldi ise kendi kılıcı ile başını keserim, dedi.

Dışarı çıktı ve dedi ki:

- Yâ Ömer! Sen ne zannedersin? Biz Abdülmuttalib evlâdıyız. Her birimiz Allahü teâlânın izni ile demiri çiğneyip havaya püskürtürüz. Allah ve Resûlü için can ve baş fedâ ederiz. Sen Resûlullaha zarar vereceğini zannediyorsan aldanıyorsun.

Sevgili Peygamberimiz, bu konuşmaları işitti. Kendileri gelerek, iltifat ile Hz. Ömer’i karşıladı. Hz. Ömer de Müslüman oldu. Bu iki kahraman sayesinde Müslümanlar kuvvet buldular, ibâdetlerini açıktan yapmaya başladılar.

Hz. Hamza bir gün, Cebrâil aleyhisselâmı kendi aslî şeklinde görmeyi arzû ettiğini, Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de Hz. Hamza’ya sordular:

- Onu görmeye dayanabilir misin?  

- Evet dayanırım.

- Öyle ise yere otur da bak!

Bayıldı, arkası üstüne düştüHz. Hamza Cebrâil aleyhisselâmı görünce, bayıldı, arkası üstüne düştü.

Hz. Hamza, Hz. Zeyd bin Hârise, Hz. Ebû Mersed Kennaz, Hz. Enes ve Hz. Ebû Kerse ile beraber Medîne’ye hicret etti. Peygamber efendimiz Medîne’ye geldiklerinde, Mekke’li Müslümanları hem kendi aralarında, hem de Medîneli Müslümanlarla kardeş yaptı. Kendi aralarında da, Hz. Hamza’yı, Zeyd bin Hârise ile kardeş yapmıştı. Hz. Hamza bu kardeşini çok sever ve muharebeye çıktığı zaman her şeyini ona emânet ve vasiyet ederdi.

Peygamber efendimiz, Medîne’ye hicret ettikten sonra, Kureyşli müşrikler boş durmadılar. Peygamberimizi Medîne’de rahat bırakmıyorlar, Medînelilerin Onu terketmeleri için etrafındaki Müslümanları tehdit ediyorlardı. Hattâ, Peygamber efendimizi Medîne’nin dışına çıkarmaları için, Abdullah bin Übeyy bin Selül ile Evs ve Hazrec kabîlelerinin müşriklerine tehditler gönderdiler ve Müslümanlara hac yollarını kapadılar.

Bu durumda, Müslümanların, Suriye ticaret yollarını kesmeleri, müşrikleri ticarî ve iktisâdi bakımdan zor duruma düşürmeleri ve böylece müşrikleri yola getirmeleri îcâb ediyordu. Bu sırada bir müşrik kervanının Medîne yakınlarından geçmekte olduğu işitildi. Sefer hazırlığı yapıldı. Sefere çıkacak birliğin kumandanlığına Hz. Hamza’yı getiren Peygamberimiz, ona beyaz bir bayrak verdi. Hz. Hamza’ya verilen bu bayrak İslâm tarihinde Müslümanların kullandığı ilk bayrak idi.

Hz. Hamza, 30 süvâri ile birlikte hareket etti. Şam’dan Mekke’ye gitmek üzere, 300 süvârinin koruduğu bir müşrik kervanı, Sifr-ül-Bahr denilen yere gelmiş bulunuyordu. İslâm Mücâhidleri, buraya geldiklerinde, müşriklerin kervanını koruyan üçyüz süvâri ile karşılaştılar ve savaş düzenine girdiler.

Doğru bir iş yaptıMecdi bin Amr el-Cühenî, iki tarafın da müttefiki idi. Müslümanların sayıca çok az ve müşriklerin çok fazla olduklarını ve düşmanların bu ilk çarpışmada yenebileceklerini düşünerek arabulucuk edip iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi. Sonra Hz. Hamza ve arkadaşları Medîne’ye geri döndüler. Mecdî’nin bu hareketi Peygamber efendimize arzedilince çok memnun oldular ve buyurdular ki:

- İyi ve doğru bir iş yapmıştır.

Hz. Hamza, Ebva, Veddan ve Zül’ uşeyre gazâlarında Peygamber efendimizin beyaz sancağını taşıdı.

Bedir gazâsında 313 Eshâb-ı kirâm, 1000 müşrikle karşı karşıya geldi. Mekke müşriklerinden Utbe, Şeybe ve Velîd meydana çıkarak er dilediler. Peygamberimiz buyurdu ki: 

- Ey Hâşimoğulları! Kalkınız, Allahü teâlânın nûrunu söndürmek için gelenlere karşı, Hak yolunda çarpışınız ki, Allahü teâlâ zaten Peygamberinizi de bunun için göndermiş bulunuyor. Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali! Kalk yâ Ubeyde bin Hâris!

Dengimiz iseniz…Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde miğferlerini giydiler. Meydana yürüdüler. Müşrikler dediler ki:

- Sizler kimlersiniz? Eğer bizim dengimiz iseniz sizinle çarpışırız.

Eshâb-ı kirâm da; “Ben Hamza’yım! Ben Ali’yim! Ben Ubeyde’yim!” dediler. Bunun üzerine müşrikler cevap verdiler:

- Sizler de bizim gibi şerefli kimselersiniz. Sizinle çarpışmayı kabûl ettik.

Eshâb-ı kirâm, müşrikleri, önce îmâna da’vet ettiler. Onlar kabûl etmediler. Ondan sonra

Eshâb-ı kirâm, müşriklerin üzerine saldırdılar. Hz. Hamza ve Hz. Ali, Utbe ve Velîd kâfirlerini, anında öldürdüler. Hz. Ubeyde, Şeybe’yi yaraladı. Şeybe de Hz. Ubeyde’yi yaraladı.

Hz. Hamza ve Hz. Ali, Şeybe’yi orada öldürüp, Hz. Ubeyde’yi kucaklayıp Resûlullahın huzûruna getirdiler.Ebû Cehil, müşrikleri savaşa teşvik etmeye başladı. Her iki taraf bütün güçleriyle saldırıya geçtiler. Bu savaş her iki tarafın ilk büyük savaşıydı. Eshâb-ı kirâm, “Allah Allah” diyerek, tekbîr getirerek hücûm ediyordu. Hz. Hamza, her iki elinde birer kılıç ile çarpışıyordu. Peygamber efendimiz “Yâ Hayyu! Yâ Kayyûm!” buyurarak Allahü teâlâya yalvarıyordu.

Peygamberimiz, Eshâbını, böyle yiğitçe çarpışıyor gördükçe;

- Onlar, Allahü teâlânın yeryüzündeki arslanlarıdır, buyurarak onları takdîr ediyordu.

Allahü teâlâ, Peygamberimize yardım için melekleri de savaşa gönderdi. Eshâb-ı kirâm daha kılıcını vurmadan müşriklerin kellesi yere düşüyordu. Müşrikler bozguna uğradılar. Ebû Cehil de öldürüldü. Mekke’ye doğru kaçmaya başladılar. Hz. Hamza, Bedir’de fevkalâde kahramanlık gösterdi. Bedir savaşı, Peygamber efendimizin zaferiyle neticelendi. Eshâb-ı kirâmdan 14 kişi şehîd oldu.

Allahın arslanıyım!

Peygamber efendimiz, Uhud harbinde; Hz. Hamza’yı en önde zırhsız süvârilerin başında çarpışmakla vazifelendirdi. Hz. Hamza, iki elinde de kılıç olduğu hâlde;- Ben Allahü teâlânın arslanıyım! diyerek, düşmanı önüne katmış, öldüre öldüre ilerliyordu.

Safvân bin Ümeyye, etrafındakilere, “Hamza nerededir? Bana gösteriniz!” diyor, savaş meydanını araştırıyordu. Bir ara gözleri, iki kılıç ile halkı kıyâsıya kesip biçen birini görünce sordu:

- Bu çarpışan kim?

Çevresindekiler dediler ki:

- Aradığınız kimse! Abdülmuttalib oğlu Hamza!

- Ben bugüne kadar, düşmanını öldürmek için saldıran, onun gibi hırslı, onun gibi gözüpek bir kimse daha görmedim.

Uhud’da herkes bütün güçleriyle çarpışırken, bir ara Resûlullah efendimiz ile Hz. Hamza arasında kimse kalmadı. Hz. Hamza, hiç arkasına bakmıyor, hep ileri doğru hücûm tazeliyordu.  

Savaşın başlamasından o ana kadar tek başına 30 müşriki öldürmüştü. Bu sırada Siba bin Ümmü Ammâr; “Bana karşı koyabilecek bir yiğit var mı?” diyerek Hz. Hamza’ya meydan okudu. Hz. Hamza, “Demek sen Allaha ve Resûlüne meydan okuyorsun, öyle mi?” deyip onu da öldürdü.

Şehit oldu Hz. Hamza büyük kahramanlıklar gösterdikten sonra bu savaşta Vahşî tarafından şehîd edildi.

Vahşî, Mekke’nin fethinden sonra, Tâiflilerle birlikte Medîne’de mescide gelip, îmân etti, affa kavuştu. Fakat Yemâme tarafına gitmesi emrolundu. Resûlullaha karşı çok mahcûb olup, başı önünde yaşadı.

Hz. Hamza şehîd olduğunda oruçlu idi. Hz. Peygamberimiz, kendisi için, “Seyyid-üş-Şühedâ = şehîdlerin efendisi” buyurdu. Ve cesedini meleklerin yıkadıklarını haber verdi.

Savaş bitmişti. Şehîdlerin yanlarına gidildi. Peygamber efendimiz, Hz. Hamza’nın mübârek cesedini görünce, dayanamadı. Ağladı. Mübârek gözlerinden yaşlar akarak buyurdu ki:

- Ben, şu şehîdlerin, Allahü teâlânın yolunda canlarını fedâ ettiklerine, Kıyâmet günü şâhidlik edeceğim. Onları kanlarıyla gömünüz. Vallahi, Kıyâmet günü mahşere yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır.

Daha sonra Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Bana Cebrâil aleyhisselâm gelip Hamza bin Abdülmuttalib’in göktekiler katında, “Allahın ve Resûlünün arslanıdır” diye yazıldığını haber verdi.

Hz. Hamza’nın ve diğer şehîdlerin cenâze namazları kılındı. Hz. Abdullah bin Cahş ile Hz. Hamza’nın cenâzeleri bir kabre kondu. Hz. Hamza, Hz. Abdullah’ın dayısı idi.

Ve Aleykümselâm Hz. Hamza orta boylu idi. Kılıcını çok iyi kullanır pek mükemmel ok atardı. Pehlivanların pîri idi. Peygamber efendimizin amcası ve aynı zamanda süt kardeşi idi. Peygamberimiz kabrini ziyârete gider, selâm verirdi. Mezardan, “Ve Aleykümselâm yâ Resûlallah” diye cevap gelirdi.

Hz. Fâtıma buyurdu ki:

- Birgün Hz. Hamza’nın kabrini ziyârete gittim. “Esselâmü aleyke yâ Resûlullahın amcası” diye selâm verdim. “Ve Aleyküm selâm ve Rahmetullahi ey Resûlullahın kızı” diye mezardan cevap geldi.

Şeyh Muhammed isminde âlim bir kimse Hz. Hamza’nın kabrini ziyârete gitti. Selâm verdi. Mezardan, selâmına cevap verildi ve, “Yâ Şeyh Muhammed, bu sene bir erkek evlâdın olacak, ona benim ismimi koyunuz” dedi. O âlimin erkek çocuğu oldu ve adını Hamza koydu.

 

Hz.Hamzanın Kabri – Şehit Sahabelerin Kabrinin Bulunduğu Mezarlık Fotografı – Uhud Resimleri Hz.Hamza ve diğer şehit sahabelerin kabrinin bulunduğu mezarlık:
Uhud ( Amatör )

Okçuların yerleştirildiği okcular tepesi:

Uhudda bulunan mescit:

Alıntı:
Okçuların yerleştirildiği okcular tepesi:

ŞEHİTLERİN EFENDİSİ(HZ HAMZA)

Abdullah ibni Mes’ûd buyuruyor ki:

Müşriklerden Velîd adında birinin bir putu vardı. Safâ tepesinde toplanırlar, bu puta ibâdet ederlerdi. Bir gün Peygamber efendimiz, onların yanına gitti ve onları îmâna da’vet etti. Kâfir olan bir cinnî, o putun içine girdi ve sevgili Peygamberimiz için uygun olmayan sözler sarfetti. Peygamber efendimiz üzüldüler.

Teşrif eder misiniz?

Başka bir gün şahsını görmediği bir kimse, Peygamber efendimize selâm vererek dedi ki:

- Yâ Resûl! Kâfir olan bir cinnî sizin için münâsib olmayan şeyler söylemiş. Ben, onu bulup boynunu kestim. Arzû buyurup, yarın Safâ tepesine teşrif eder misiniz? Siz, yine onları İslâma da’vet ederseniz, ben de o putun içine girip, sizi medhedici sözler söylerim.

Peygamber efendimiz, Abdullah ismindeki bu cinnînin arzûsunu kabûl ettiler. Ertesi günü oraya gittiler ve yine müşrikleri îmâna da’vet ettiler. Müslüman cinnî, müşriklerin elindeki putun içine girip, sevgili Peygamberimizi ve İslâmiyeti anlatan güzel sözler ve beyitler söyledi.

Müşrikler, bu sözleri duyunca, başta Ebû Cehil olmak üzere ellerindeki putu parça parça ettiler. Resûlullaha saldırdılar. Mübârek yüzü kana boyandı. Onların bu ezâ ve cefâlarına tahammül gösterip, şöyle buyurdular:

- Ey Kureyşliler! Bana vuruyorsunuz. Ama ben sizin Peygamberinizim.

Peygamber efendimiz, oradan ayrılıp evine geldi. Bir hizmetçi kız, bu hâdiseyi, başından sonuna kadar görmüştü.

Bu sırada Hz. Hamza, dağda avlanıyordu. Bir ceylana ok atmak için hazırlandı. Ceylan dile gelerek dedi ki:

- Yâ Hamza! Bana ok atacağına kardeşinin oğlunu öldürmek isteyenlere ok atsan daha hayırlı olur.

Hz. Hamza bu sözlere hayret ederek süratle evine hareket etti. Hz. Hamza âdeti üzere, avdan dönünce, tavâf yapmak için Harem-i şerîfe uğrar, ondan sonra evine giderdi. O gün tavâf yaparken, hizmetçi kız, yanına gelerek dedi ki:

- Ebû Cehil, kardeşinin oğluna, şöyle şöyle söyledi.

Hz. Hamza, Peygamber efendimize hakâret edildiğini işitince, akrabâlık damarları hareket etti. Silahlarını kuşanarak, Kureyş kâfirlerinin bulunduğu yere geldi.

- Kardeşimin oğluna, kötü söz söyliyen, kalbini inciten sen misin? diyerek, boynundaki yay ile, Ebû Cehil’in başını yedi yerinden yardı.

Kötü şeyler söyledim

Orada bulunan kâfirler Hz. Hamza’ya saldıracak oldular. Bu durumda büyük çarpışma çıkacaktı. Fakat, Ebû Cehil dedi ki:

- Dokunmayınız, Hamza haklıdır. Onun kardeşinin oğluna bilerek kötü şeyler söyledim.

Hz. Hamza oradan ayrıldıktan sonra, Ebû Cehil, etrafındakilere;

- Aman ona ilişmeyiniz! Bize kızar da Müslüman olur. Bununla Muhammed kuvvetlenir, dedi.

Hz. Hamza Müslüman olmasın diye, kendi kafasının yarılmasına râzı oldu. Çünkü Hamza, hatırı sayılır, kıymetli ve kuvvetli idi.

Hamza, Peygamber efendimizin yanına gelip dedi ki:

- Yâ Muhammed, Ebû Cehil’den intikamını aldım. Onu kana boyadım, üzülme, sevin!

Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

- Ben, böyle şeylere sevinmem.

- Seni sevindirmek, üzüntüden kurtarmak için, ne istersen yapayım.

Îmân etmenle sevinirim

O zaman Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Ben ancak senin îmân etmen ile, kıymetli bedenini Cehennem ateşinden kurtarman ile sevinirim.

Bunun üzerine Hz. Hamza hemen Müslüman oldu.

Hakkında âyet-i kerîme geldi. Abdullah ibni Abbâs’a göre, Kur’ân-ı kerîmde En’âm sûresi 122. âyet-i kerîmesinde, “Diriltildiği ve nûra kavuşturulduğu” anlatılan zâtın Hz. Hamza ve aynı âyet-i kerîmede, “Karanlıklarda bocalayan” şeklinde anlatılanın da Ebû Cehil olduğu açıklandı.

Hz. Hamza, Kureyşin yanına gidip Müslüman olduğunu ve Allahın Peygamberini her suretle koruyacağını bildirip şöyle dedi:

“- Kalbimi, İslâmiyete ve Hakka meylettirmiş olduğu için Allahü teâlâya hamdolsun. Bu din, kullarının her yaptığını bilen, herkese lutfu ile muâmele eden, kudreti her şeye galip gelen, âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ tarafından gönderilmiştir.

Kur’ân-ı kerîm okunduğu zaman, kalb ve akıl sâhibi olanların gözlerinden yaşlar akar. Kur’ân-ı kerîm, açık bir lisan ile açıklanmış âyetler hâlinde Hz. Muhammed’e nâzil olmuştur. Muhammed, içimizde, sözü dinlenir, kendisine boyun eğilir bir mübârek kimsedir.

Ey müşrikler! Aklınız başınızdan gidip, gözünüz kararıp da Onun hakkında sert, ağır ve kaba sözler, söylemeyin! Eğer böyle bir düşünceye kapılırsanız, biz Müslümanların cesedine basıp geçmeden, onu hiç kimseye vermeyiz!”

Hz. Hamza’nın Müslüman olması ile, Resûlullah efendimiz çok sevindi. Müslümanlar, pek çok kuvvet buldu. Artık Mekkeliler Müslümanlara, hiçbir sebep yokken, fenâ muâmele yapamadılar. Bilhassa Hz. Hamza’nın kılıcının şiddetinden çekindiler.

Endişeye lüzûm yok

Peygamber efendimiz, Hz. Hamza ve diğer bir kısım Müslümanlar Hz. Erkam’ın evinde bulunuyorlardı. Bir ara kapı vuruldu. Gelen kimsenin, silâhlarını kuşanmış şekilde Hz. Ömer olduğu görülünce, ba’zıları endişeye kapıldı. Hz. Hamza;

- Gelen tek bir kişidir. Bu kadar endişeye lüzûm yok. Eğer, hayır için geldi ise hoş geldi. Yok eğer şer için geldi ise kendi kılıcı ile başını keserim, dedi.

Dışarı çıktı ve dedi ki:

- Yâ Ömer! Sen ne zannedersin? Biz Abdülmuttalib evlâdıyız. Her birimiz Allahü teâlânın izni ile demiri çiğneyip havaya püskürtürüz. Allah ve Resûlü için can ve baş fedâ ederiz. Sen Resûlullaha zarar vereceğini zannediyorsan aldanıyorsun.

Sevgili Peygamberimiz, bu konuşmaları işitti. Kendileri gelerek, iltifat ile Hz. Ömer’i karşıladı. Hz. Ömer de Müslüman oldu. Bu iki kahraman sayesinde Müslümanlar kuvvet buldular, ibâdetlerini açıktan yapmaya başladılar.

Hz. Hamza bir gün, Cebrâil aleyhisselâmı kendi aslî şeklinde görmeyi arzû ettiğini, Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de Hz. Hamza’ya sordular:

- Onu görmeye dayanabilir misin?

- Evet dayanırım.

- Öyle ise yere otur da bak!

Bayıldı, arkası üstüne düştü

Hz. Hamza Cebrâil aleyhisselâmı görünce, bayıldı, arkası üstüne düştü.

Hz. Hamza, Hz. Zeyd bin Hârise, Hz. Ebû Mersed Kennaz, Hz. Enes ve Hz. Ebû Kerse ile beraber Medîne’ye hicret etti. Peygamber efendimiz Medîne’ye geldiklerinde, Mekke’li Müslümanları hem kendi aralarında, hem de Medîneli Müslümanlarla kardeş yaptı. Kendi aralarında da, Hz. Hamza’yı, Zeyd bin Hârise ile kardeş yapmıştı. Hz. Hamza bu kardeşini çok sever ve muharebeye çıktığı zaman her şeyini ona emânet ve vasiyet ederdi.

Peygamber efendimiz, Medîne’ye hicret ettikten sonra, Kureyşli müşrikler boş durmadılar. Peygamberimizi Medîne’de rahat bırakmıyorlar, Medînelilerin Onu terketmeleri için etrafındaki Müslümanları tehdit ediyorlardı. Hattâ, Peygamber efendimizi Medîne’nin dışına çıkarmaları için, Abdullah bin Übeyy bin Selül ile Evs ve Hazrec kabîlelerinin müşriklerine tehditler gönderdiler ve Müslümanlara hac yollarını kapadılar.

Bu durumda, Müslümanların, Suriye ticaret yollarını kesmeleri, müşrikleri ticarî ve iktisâdi bakımdan zor duruma düşürmeleri ve böylece müşrikleri yola getirmeleri îcâb ediyordu. Bu sırada bir müşrik kervanının Medîne yakınlarından geçmekte olduğu işitildi. Sefer hazırlığı yapıldı. Sefere çıkacak birliğin kumandanlığına Hz. Hamza’yı getiren Peygamberimiz, ona beyaz bir bayrak verdi. Hz. Hamza’ya verilen bu bayrak İslâm tarihinde Müslümanların kullandığı ilk bayrak idi.

Hz. Hamza, 30 süvâri ile birlikte hareket etti. Şam’dan Mekke’ye gitmek üzere, 300 süvârinin koruduğu bir müşrik kervanı, Sifr-ül-Bahr denilen yere gelmiş bulunuyordu. İslâm Mücâhidleri, buraya geldiklerinde, müşriklerin kervanını koruyan üçyüz süvâri ile karşılaştılar ve savaş düzenine girdiler.

Doğru bir iş yaptı

Mecdi bin Amr el-Cühenî, iki tarafın da müttefiki idi. Müslümanların sayıca çok az ve müşriklerin çok fazla olduklarını ve düşmanların bu ilk çarpışmada yenebileceklerini düşünerek arabulucuk edip iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi. Sonra Hz. Hamza ve arkadaşları Medîne’ye geri döndüler. Mecdî’nin bu hareketi Peygamber efendimize arzedilince çok memnun oldular ve buyurdular ki:

- İyi ve doğru bir iş yapmıştır.

Hz. Hamza, Ebva, Veddan ve Zül’ uşeyre gazâlarında Peygamber efendimizin beyaz sancağını taşıdı.

Bedir gazâsında 313 Eshâb-ı kirâm, 1000 müşrikle karşı karşıya geldi. Mekke müşriklerinden Utbe, Şeybe ve Velîd meydana çıkarak er dilediler. Peygamberimiz buyurdu ki:

- Ey Hâşimoğulları! Kalkınız, Allahü teâlânın nûrunu söndürmek için gelenlere karşı, Hak yolunda çarpışınız ki, Allahü teâlâ zaten Peygamberinizi de bunun için göndermiş bulunuyor. Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali! Kalk yâ Ubeyde bin Hâris!

Dengimiz iseniz…

Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde miğferlerini giydiler. Meydana yürüdüler. Müşrikler dediler ki:

- Sizler kimlersiniz? Eğer bizim dengimiz iseniz sizinle çarpışırız.

Eshâb-ı kirâm da; “Ben Hamza’yım! Ben Ali’yim! Ben Ubeyde’yim!” dediler. Bunun üzerine müşrikler cevap verdiler:

- Sizler de bizim gibi şerefli kimselersiniz. Sizinle çarpışmayı kabûl ettik.

Eshâb-ı kirâm, müşrikleri, önce îmâna da’vet ettiler. Onlar kabûl etmediler. Ondan sonra

Eshâb-ı kirâm, müşriklerin üzerine saldırdılar. Hz. Hamza ve Hz. Ali, Utbe ve Velîd kâfirlerini, anında öldürdüler. Hz. Ubeyde, Şeybe’yi yaraladı. Şeybe de Hz. Ubeyde’yi yaraladı.

Hz. Hamza ve Hz. Ali, Şeybe’yi orada öldürüp, Hz. Ubeyde’yi kucaklayıp Resûlullahın huzûruna getirdiler.Ebû Cehil, müşrikleri savaşa teşvik etmeye başladı. Her iki taraf bütün güçleriyle saldırıya geçtiler. Bu savaş her iki tarafın ilk büyük savaşıydı. Eshâb-ı kirâm, “Allah Allah” diyerek, tekbîr getirerek hücûm ediyordu. Hz. Hamza, her iki elinde birer kılıç ile çarpışıyordu. Peygamber efendimiz “Yâ Hayyu! Yâ Kayyûm!” buyurarak Allahü teâlâya yalvarıyordu.

Peygamberimiz, Eshâbını, böyle yiğitçe çarpışıyor gördükçe;

- Onlar, Allahü teâlânın yeryüzündeki arslanlarıdır, buyurarak onları takdîr ediyordu.

Allahü teâlâ, Peygamberimize yardım için melekleri de savaşa gönderdi. Eshâb-ı kirâm daha kılıcını vurmadan müşriklerin kellesi yere düşüyordu. Müşrikler bozguna uğradılar. Ebû Cehil de öldürüldü. Mekke’ye doğru kaçmaya başladılar. Hz. Hamza, Bedir’de fevkalâde kahramanlık gösterdi. Bedir savaşı, Peygamber efendimizin zaferiyle neticelendi. Eshâb-ı kirâmdan 14 kişi şehîd oldu.

Allahın arslanıyım!

Peygamber efendimiz, Uhud harbinde; Hz. Hamza’yı en önde zırhsız süvârilerin başında çarpışmakla vazifelendirdi. Hz. Hamza, iki elinde de kılıç olduğu hâlde;

- Ben Allahü teâlânın arslanıyım! diyerek, düşmanı önüne katmış, öldüre öldüre ilerliyordu.

Safvân bin Ümeyye, etrafındakilere, “Hamza nerededir? Bana gösteriniz!” diyor, savaş meydanını araştırıyordu. Bir ara gözleri, iki kılıç ile halkı kıyâsıya kesip biçen birini görünce sordu:

- Bu çarpışan kim?

Çevresindekiler dediler ki:

- Aradığınız kimse! Abdülmuttalib oğlu Hamza!

- Ben bugüne kadar, düşmanını öldürmek için saldıran, onun gibi hırslı, onun gibi gözüpek bir kimse daha görmedim.

Uhud’da herkes bütün güçleriyle çarpışırken, bir ara Resûlullah efendimiz ile Hz. Hamza arasında kimse kalmadı. Hz. Hamza, hiç arkasına bakmıyor, hep ileri doğru hücûm tazeliyordu.

Savaşın başlamasından o ana kadar tek başına 30 müşriki öldürmüştü. Bu sırada Siba bin Ümmü Ammâr; “Bana karşı koyabilecek bir yiğit var mı?” diyerek Hz. Hamza’ya meydan okudu. Hz. Hamza, “Demek sen Allaha ve Resûlüne meydan okuyorsun, öyle mi?” deyip onu da öldürdü.

Şehit oldu

Hz. Hamza büyük kahramanlıklar gösterdikten sonra bu savaşta Vahşî tarafından şehîd edildi.

Vahşî, Mekke’nin fethinden sonra, Tâiflilerle birlikte Medîne’de mescide gelip, îmân etti, affa kavuştu. Fakat Yemâme tarafına gitmesi emrolundu. Resûlullaha karşı çok mahcûb olup, başı önünde yaşadı.

Hz. Hamza şehîd olduğunda oruçlu idi. Hz. Peygamberimiz, kendisi için, “Seyyid-üş-Şühedâ = şehîdlerin efendisi” buyurdu. Ve cesedini meleklerin yıkadıklarını haber verdi.

Savaş bitmişti. Şehîdlerin yanlarına gidildi. Peygamber efendimiz, Hz. Hamza’nın mübârek cesedini görünce, dayanamadı. Ağladı. Mübârek gözlerinden yaşlar akarak buyurdu ki:

- Ben, şu şehîdlerin, Allahü teâlânın yolunda canlarını fedâ ettiklerine, Kıyâmet günü şâhidlik edeceğim. Onları kanlarıyla gömünüz. Vi, Kıyâmet günü mahşere yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır.

Daha sonra Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Bana Cebrâil aleyhisselâm gelip Hamza bin Abdülmuttalib’in göktekiler katında, “Allahın ve Resûlünün arslanıdır” diye yazıldığını haber verdi.

Hz. Hamza’nın ve diğer şehîdlerin cenâze namazları kılındı. Hz. Abdullah bin Cahş ile Hz. Hamza’nın cenâzeleri bir kabre kondu. Hz. Hamza, Hz. Abdullah’ın dayısı idi.

Ve Aleykümselâm

Hz. Hamza orta boylu idi. Kılıcını çok iyi kullanır pek mükemmel ok atardı. Pehlivanların pîri idi. Peygamber efendimizin amcası ve aynı zamanda süt kardeşi idi. Peygamberimiz kabrini ziyârete gider, selâm verirdi. Mezardan, “Ve Aleykümselâm yâ Resûl” diye cevap gelirdi.

Hz. Fâtıma buyurdu ki:

- Birgün Hz. Hamza’nın kabrini ziyârete gittim. “Esselâmü aleyke yâ Resûlullahın amcası” diye selâm verdim. “Ve Aleyküm selâm ve Rahmetullahi ey Resûlullahın kızı” diye mezardan cevap geldi.

Şeyh Muhammed isminde âlim bir kimse Hz. Hamza’nın kabrini ziyârete gitti. Selâm verdi. Mezardan, selâmına cevap verildi ve, “Yâ Şeyh Muhammed, bu sene bir erkek evlâdın olacak, ona benim ismimi koyunuz” dedi. O âlimin erkek çocuğu oldu ve adını Hamza koydu.

 

Allah’in Aslani Hz. Hamza’nin Mezar Resimleri.

Şehidlerin efendisi Hazreti Hamza

Uhud Harbine gidiliyordu… Resûlullah Efendimiz, (sallallahü aleyhi ve sellem) o sabah “Rüyada, meleklerin Hamza’yı yıkadıklarını gördüm” diye buyurdu. Uhud bölgesine varıldı, orduya savaş düzeni verildi. Kureyş’in birinci bayraktarı Talha bin Ebî Talha, Hazreti Ali tarafından, ikinci bayraktarı Osman bin Ebî Talha da Hazreti Hamza tarafından öldürüldü… KUREYŞLİLER ŞAŞKINDI!..

Sancaktarlarının ölmesi Kureyş’i şaşkına çevirdi. Sarsıldılar, sendelediler. Halid bin Velid’in saldırıları da sonuç vermedi. Müşrikler, kaçışmaya başladılar. Sâfvân, Hazreti Hamza’yı savaşırken görüyor, “Ben, bugüne kadar kavmini öldürmeye onun kadar hırslı bir kimse daha görmedim” diyordu… 
Uhud Harbinde; Peygamber efendimiz, Hazreti Hamza’yı en önde zırhsız süvarilerin başında çarpışmakla vazifelendirdi. Hazreti Hamza, kendisine kartal kanadından bir tuğ yapmıştı. Umumi taarruza geçildi. Hazreti Hamza, iki elinde iki kılıç tutuyor “Ben Allahü teâlâ’nın arslanıyım!” diyor düşmanı önüne katmış öldüre öldüre ilerliyordu…
Herkes bütün güçleriyle çarpışırken, bir ara Resûlullah Efendimiz ile Hazreti Hamza arasında kimse kalmadı. Hazreti Hamza, hiç arkasına bakmıyor, hep ileri doğru hücum tazeliyordu. Savaşın başlamasından bu ana kadar tek başına 30 müşriki öldürmüştü… 
 
AYAĞI KAYDI VE…
Bu sırada Siba bin Ümmü Emmar; “Bana karşı koyabilecek bir yiğit var mı?” diyerek Hazreti Hamza’ya meydan okudu. Hazreti Hamza “Yanıma gel ey sünnetçi kadının oğlu! Demek sen Allaha ve Resûlüne meydan okuyorsun, öyle mi?” deyip onu göz açtırmadan bacaklarından tutup yere serdi, üzerine çöküp, kafasını gövdesinden ayırdı… Kalktı, karşı kayanın arkasında, Vahşi’yi elinde mızrak ile kendisine nişan alıyor gördü. Sel sularının açtığı çukura gelince ayağı kaydı. Arkası üzeri yere yıkıldı, karnından zırhı açılmıştı. Mızrak atmakta çok usta olan Vahşi, fırsatı kaçırmamıştı. Fırlattığı mızrak Hazreti Hamza’nın mübârek vücuduna saplandı. Hamza radıyallahü anh, oraya çöktü. Bedeni bir daha doğrulamadı, fakat ruhu cennete çoktan uçmuştu…
Resulullah efendimiz mahzun… (Vahşî’ye niçin beddua etmiyorsunuz) dediklerinde, (Mi’râc gecesi, Hamza ile Vahşî’yi kol kola Cennete giderken gördüm) buyurdular. Evet, Vahşî de bir müddet sonra iman etmiş ve “Hazreti Vahşî” olmuştur… Bize düşen ise, onlara birer Fatiha göndermek…
HZ.HAMZA’NIN CESARETİ
Rasulullah Aleyhisselam’ın peygamberliğinin altıncı yılıydı.Allah Rasulu s.a.v Safa tepesi yanında oturduğu bir sırada, azgın müşrik Ebu Cehil gelerek O’nun yüzüne karşı çirkin ve incitici sözler söyledi.Hazreti Peygamber s.a.v ise hiçbirşey söylemeden kalkıp gitti.Ebu Cehil de Kabe’nin yanında toplanan Kureyşlilerin yanına gitti.O sırada Peygamber Aleyhisselam’ın amcası Hz. Hamza r.a. yayı omzunda avdan dönüyordu.
 Hz. Hamza henüz Müslüman değildi.Ancak haksızlığa tahammülü olmayan biriydi.Ebu Cehil’in hakaretlerini işiten bir cariye hadiseyi Hz. Hamza’ ya anlatınca Hz. Hamza doğruca gidip Ebu Cehil’in başına dikildi.Elindeki yayı şiddetli bir şekilde vurup başını yaraladı.Sonra sertçe şunları söyledi.
-Sen misin ona sövüp sayan! İşte ben de şimdi onun dinindeyim, onun söylediğini söylüyorum.Gücün yetiyorsa o hakaretleri bana da yap!
Ebu Cehil’in çevresinden bazıları ayağa fırladılar.Ebu Cehil ise Hz. Hamza’nın karşı cepheye geçmesinden korkarak:
—Ona dokunmayın! Ben onun kardeşinin oğluna kötü sözler söylemiştim, dedi.
Hz. Hamza o gün zihni biraz karışık ve uykusuz olarak geceledi. “Allah’ım, yaptığım iş doğru ise kalbime tasdik ettir; değilse benim için bir çıkar yolu yine gönlüme sezdir!” diye yalvardı.
 Ertesi gün Rasulullah Aleyhisselam’ın yanına giderek yaptığı işi, uykusunu kaçıran şüphe ve tereddütleri anlattı.
Dediki;
-Ey kardeşimin oğlu! Ben bir hale düştüm ki çıkış yolunu bilemiyorum. Senin bana yol gösteren bir şeyler söylemeni istiyorum.
Rasulullah Aleyhisselam ona nasihat etti; Kafirler için hazırlanan cehennemi, müminler için olan cenneti anlattı. Hz. Hamza bu konuşmadan sonra şüphelerinden kurtulup iman etti.Onun Müslüman olması, Peygamber Aleyhisselam’ı güçlendirdi.

İslam’ın inkişafını hazmedemeyen Mekke müşrikleri, iman erlerini yıldırmak için her türlü tertibe başvuruyorlardı. Küfür bentlerini iman şelalesinin sarstı­ğını seziyorlardı. En güvendikleri kimselerin hidayet kapısından girdiğini gör­dükçe daha da köpürüyorlardı. Allah’ın sevgili Nebisini bezdireceklerini sanı­yorlardı. Onu adım adım takip ediyorlar, çeşitli baskı ve işkence metotlarını kullanıyorlardı.

Peygamber Efendimiz, peygamberliğin altıncı senesinde bir gün Sâfâ Tepesi civarında bulunuyordu. Müşriklerin örümcek kafalıları, Peygamberimize çat­mak için fırsat kolluyorlardı. Ebû Cehil, taraftarlarından Adiy bin Hamrâ ve İbnü’l-Asdâ’yı peşine takarak Peygamberimizin karşısına dikildi. Peygamberimi­ze hakaret dolu sözler söylemeye başladılar. Ağızlarından çıkanı kulakları duy­muyordu. Bununla kalmayarak, Pey­gamberimizin mübarek başına toprak saç­tılar. Üzerine pislik atmaya başladılar. Hattâ birisi, Peygamberimizin boynuna basma cüretini gösterdi. Yapabilecekleri işkenceyi yaptıktan sonra ayrıldılar. Şefkat kahramanı ve sabır timsali Resûl-i Ekrem hiçbir mukabelede bulunma­dan kalkıp evine gitti.

Ebû Cehil, adamlarıyla oradan ayrıldıktan sonra, Kâbe civarında bulunan müşriklerin bulunduğu yere gitti.

Peygamberimize yapılanları, orada evi bulunan Abdullah bin Cüd’ân’ın azadlı cariyesi görmüş, söylenilenleri duymuştu. Peygamberimizin amcası Hamza, kılıcı belinde, yayı boynunda olduğu hâlde avdan dönüyordu. Hamza günün ekse­risini avla geçirirdi. Aynı zamanda usta bir atıcı ve nişancı idi. Av dönüşü Kâ­be’yi tavaf edip Kureyş’in toplantısına uğrar, biraz konuşur, ondan sonra eve dönerdi.

Hamza, Kâbeye doğru giderken, karşısına, hadiseyi gören cariye çıktı. “Ey Ümâ­re’nin babası!” dedi ve hadiseyi anlatmaya başladı: “Kardeşinin oğlu Muhammed’e Ebû Cehil ve arkadaşlarının yaptıklarını görmüş olsaydın, dayan­man mümkün olmazdı.” dedi.

Hamza birden çarpıldı. Cariyenin anlatmasına fırsat vermeden, “Ne yaptılar ona?!” diye sordu. Cariye, eziyet ettikleri yeri göstererek, “Onu şuracıkta oturur­ken buldular, türlü işkenceler yaptılar. Sövüp saydılar, sonra da ayrılıp gittiler.” deyince, Hamza tahkik etmek için, “Sen bu yaptıklarını kendi gözünle gördün mü?” diye sordu. Cariye, “Evet, gördüm.” deyince, Hamza hiç beklemeden hızlı adımlarla Kâbe’ye doğru yollandı.

Hamza, Kureyş yiğitlerinin en merdi ve itibarlısıydı. Yaradılışı icabı, haksız­lık karşısında kükreyen, canı pahasına şiddetle zulme karşı koyan bir insan­dı.

Hiç eve uğramadan, Ebû Cehil ve arkadaşlarının da bulunduğu Kureyş toplan­tısına gitti. Ebû Cehil’i bulup ona dersini verecekti. Kardeşinin oğluna yapılan eziyete hiç dayanamıyordu. Henüz Müslüman değildi, ama akraba bağlılığı onu durduramıyordu. İman pırıltıları da ruhunda aksetmeye başlamış olacak ki, top­luluk arasında Ebû Cehil’i görür görmez, bir şey demeden, omuzundaki yayı kal­dırdığı gibi şiddetle kafasına indirdi. Darbeyi yiyen Allah düşmanı sendeledi. Başı iyice yarılmıştı.

Darbenin nereden geldiğini fark edemeyen Ebû Cehil, başını hafifçe kaldırdı­ğında Re­sû­lul­lah’ın amcasının bir arslan gibi ayakta durduğunu gördü. Hamza öfkesini yendikten sonra, “Kardeşimin oğluna sen misin hakaret eden, sövüp sayan?! İşte ben de onun dinindeyim. Onun söylediklerini söylüyorum. Gücün yetiyorsa, ona yaptıklarını bana da yap, bakayım!” diye tehdit etti.

Ebû Cehil beklemediği bu hâl karşısında âdeta lâl kesilmişti. Şiddet karşısın­da eli ayağı tutulmuştu. Kendisini haklı göstermek gayesiyle müdafaaya geçti: “Biliyorsun, o bize haksızlık etti. Putlarımıza hakaret etti. Atalarımızın yolun­dan ayrıldı. Yeni bir yol tuttu.”

Hz. Hamza, Ebû Cehil’in sözünü yarıda kesti. Konuşmasına tahammül edemi­yordu. Pehlivanlığına taze iman heyecanı da eklenmişti. Bütün Kureyş’in ileri gelenlerinin bulunduğu toplulukta haykırıyordu: “Sizden akılsız kim var?! Allah’tan başkasına ilah diye tapıyorsunuz. Cansız putlara boyun eğiyorsunuz.” Daha sonra imanını orada ilan etti: “Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yok, Muhammed de Allah’ın Resûl’üdür.”

Ebû Cehil’e yapılan bu hakaretlere daha fazla dayanamayan adamları, ona yardım etmek için ayağa kalktılar. “Ey Hamza, senin, atalarının dinini terk ettiğini görüyoruz.” diye konuşmaya başladılarsa da, Hz. Hamza, “Dönersem ne var? Muhammed’in dini hak ve gerçektir. Vallahi bundan sonra ben ondan ayrıl­mam; sözünüzde sadıksanız, gelin bana mâni olun!”

Bu kararlılık ve sebat karşısında söyleyecek bir şey bulamadılar. Ebû Cehil, adamlarına, “Bırakın Ümâre’nin babasını, bu yaptıkları ve söylediklerine ben müstahaktım. Onun kardeşinin oğluna çirkin şeyler söylemiştim.” diyerek suçu­nu itiraf etti.[1]

Hz. Hamza, muharebe meydanından muzaffer dönen bir kumandan gibi, ora­dan ayrıldı. Evine dönüyordu. Yolda şeytan şöyle vesvese veriyordu:

“Sen Ku­reyş’in ulusu idin. Şu, dininden dönen kişiye tabi oldun. Atalarının bağlandıkları ve ölüp gittikleri, senin için de hayırlı olan bir dini bıraktığına hiç de iyi etme­din!”

Hamza, kalbindeki tereddüdü yenmek için Kâbe’ye gitti. Rabb’ine iltica etti, “Allah’ım, bu tuttuğum yol doğru ise kalbime ya onu tasdik ettir, şüphelerimi gi­der veya benim için bu hususta bir çıkar yol, bir nur göster!” dedi.

O gece yattı. Ertesi sabah olunca, Hz. Peygamber’in huzuruna varmak için yo­la çıktı. Sevgili Peygamberimizin bulunduğu yere varınca, doğru içeri girdi. Peygamberimizin yanına vardı. Başından geçenleri anlattı. Peygamber Efendi­miz ona dua etti, nasihatlerde bulundu. İslam’ı öğretti. Cehennem azabını ve cennet nimetlerini anlattı. Bu mübarek kelimelerden sonra Hz. Hamza’nın kal­bi nurlandı, masumlaştı, munisleşti. Se­vinçli ve heyecanlı bir şekilde hemen şehadet getirdi: “Ey kardeşimin oğlu, ben şehadet ederim ki, sen doğrusun. Ar­tık dinini bana açıkça anlat.”[2]Peygamberimiz ona hak dinin bütün esaslarını an­lattı. Ona cesaret verdi.

Amcasının İslam safına girmesi Peygamber Efendimizi çok sevindirdi. Hz. Hamza’nın Müslüman oluşu, diğer Müslümanlara da bir rahatlık getirdi. Müşrikler artık eskisi gibi eziyet edemeyip bazı işkencelerini bırakmak mecburiye­tinde kaldılar. Müşriklerin bir kalesi yıkılmış, müminlerin arasına bir pehlivan katılmıştı.

En’âm Sûresi’nin 122. âyeti, İbni Abbas’ın rivayetine göre, Hz. Hamza hak­kında nazil olmuştu: “Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasın­da yürüyeceği bir nur verdiğimiz kişi, içinden çıkamayacak bir hâlde karanlık­larda kalan, ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu hiç? Kâfirlerin yapmakta oldukları şeyler, kendilerine öyle süslü gösterilmiştir.” Âyet-i kerimede bahsedilen ölü iken diriltilen, nura kavuşturulan kişi Hz. Hamza, karanlıktan çıkamayan ise Ebû Cehil idi.

Henüz sayıları pek az olan Müslümanlar, böyle bir kahramanın, Kureyş ileri geleninin, Peygamber amcasının Müslüman olmasıyla büyük bir desteğe ka­vuşmuş oldular.

Allah Resûlü’nün amcası, Peygamberimizden iki yaş büyüktü. Ama o Müslü­man olduktan sonra, ne amcalığı ne büyüklüğü en küçük bir imtiyaz unsuru görmeksizin, Peygamberimizin emrinde bir İslam fedaisi oldu.

Uhud Savaşı’nın en çetin, en dehşetli anlarıydı… Müslümanların bozulup da­ğıldık­la­rı demlerdi. Fakat Hz. Hamza, o “Allah ve Resûl’ünün arslanı,” meydan­da kalan nadir kimselerden biriydi. Hattâ bir ara Peygamber Efendimizle müş­rikler arasında yalnız o kalmıştı. Müşrikler ona yaklaşıp dövüşmeyi pek göze alamıyorlardı. O, Müslümanların dağıldığı anda bile önüne geleni deviriyordu. Okçuların, Peygamber emrini dinlemeyip tuttukları Ayneyn Geçidi’ni terk et­meleri üzerine gelen bozgunun üzüntüsünü Allah’a iltica ile şöyle dile getiri­yordu:

“Allah’ım, Müslümanların şu hâllerinden Sana sığınır, Senden af dilerim!”

İslam ordusunun bu yenilmez ve bileği bükülmez kahramanı, müşrikler için büyük bir korku ve endişe kaynağı idi. Bundan önceki savaşlarda gösterdiği kahra­manlığı unutmuş değillerdi. Bedir’de iki elinde iki kılıçla ot biçer gibi müşrikle­ri yerlere sermişti. Müşrikler Uhud’da da kendilerine büyük engel teşkil edecek olan Hz. Hamza’nın vücudunu ortadan kaldırmak için çoktan harekete geçmiş, planlar yapmışlardı.

Hz. Hamza’nın hayatına son vermek için, Habeşli bir köle olan Vahşî’yi seç­miş­ler­di. Vahşî, her attığını vuran yaman bir nişancı idi. Efendisi, Hz. Hamza gi­bi bir İslam büyüğünü öldürürse, kendisini kölelikten azat edeceğini vaat et­mişti. Diğer taraftan Ebû Süfyân’ın karısı Hind, Bedir’de öldürülen babasının intikamını almak için Hz. Hamza’nın öldürülmesini Vahşî’den istiyor, devamlı onu tahrik edip büyük hediyeler vaat ediyordu.

Müslümanların fedaisi, müşriklerin korkulu rüyası Hz. Hamza, Uhud’da düş­manları kasıp kavuruyordu. Önüne geleni deviriyor, arkadan hücum edenleri de âni hareketlerle yere seriyordu. Habeşli köle Vahşî ise, savaşın başından beri hep gözünü Hz. Hamza’ya dikmiş, onu takip ediyordu. Bir ara, o İslam kahrama­nı ayağı sürçüp sırtüstü yere düştü. Bunu fırsat bilen Vahşî, gizlendiği kaya ar­kasından mızrağını çekti. Hz. Hamza’ya nişan aldı. Mızrak Hz. Hamza’nın böğ­rüne saplandı. O yiğit insan, bir daha ayağa kalkamadı. Bu darbe onu fâni hayat­tan alıp ebediyete götürdü.

Vahşî bu kadarla kalmadı. Kölelikten kurtulma ve değerli hediyeler alma uğ­runa, bu İslam kahramanının uzuvlarını kesti ve göğsünü yarıp ciğerini çıkardı, Hind’e götürdü.

Uhud fırtınası dinmiş, sükûn bulmuştu. Düşman yavaş yavaş çekilmeye baş­lamıştı. Re­sû­lul­lah, Hz. Hamza’nın şehit düştüğü haberini almış, fakat onun mübarek cesedini görmemişti. Savaş sonunda şehitler arasında dolaşırken onun feci hâlini görünce dayanamadı. Âdeta kalbinin parçalandığını hissetti. Gözleri yaşlı Yüce Peygamber, şunları söylemekten kendisini alamadı:

“Ey Allah Resûlü’nün amcası, ey Allah ve Resûl’ünün arslanı Hamza, ey ha­yırlar sa­hibi Hamza! Ey Allah Resûlü’ne bütün varıyla hami olan Hamza, Allah sana rahmet ey­lesin! Eğer yas tutmak gerekseydi, senden sonra sevinmeyi terk edip yas tutardım…”[3]

O sırada savaş meydanına Peygamberimizin halası ve Hz. Hamza’nın kız kar­deşi Hz. Safiyye de gelmişti. Önüne gelenden Hz. Hamza’yı soruyordu.

Re­sû­lul­lah, yaklaşmakta olanın, halası Hz. Safiyye olduğunu öğrenince, oğlu Zü­beyr’e, “Annene söyle, geri dönsün, kardeşinin cesedini bu hâlde görmesin!” buyurdu. Hz. Zübeyr, annesini karşılayıp, “Anneciğim, Re­sû­lul­lah geri dönme­ni emretti.” dedi. Fa­kat Hz. Safiyye, oğluna şu ibretli cümlelerle karşılık ver­di:

“Eğer ona yapılanı görmemek için döneceksem, ben zaten kardeşimin cese­dinin kesilip parçalandığını biliyorum. O bu musibete Allah yolunda uğramış­tır. Biz Allah yolunda bundan daha beterine de sabrederiz. Sevabını Allah’tan bekleyip sabredeceğiz inşallah.”[4]

Hz. Zübeyr, annesinin söylediklerini Re­sû­lul­lah’a iletince, Peygamberimiz onun gidip kardeşini görmesine izin verdi.

Manzara gerçekten acıklıydı… Hz. Safiyye, kardeşinin başucuna oturdu. Sessiz ve derinden bir iniltiyle ağlamaya başladı. İnsanın yüreği bu kadar acıya kolay kolay dayanamazdı.

Onu gören Re­sû­lul­lah da gözyaşlarını tutamadı. Hz. Safiyye’deki iman ve tes­limiyet gerçekten büyüktü. Musibetlere karşı Allah’a sığınmanın ifadesi olan şu âyeti okudu:

“İnnâ lillâh ve innâ ileyhi raciûn.”

Sonra da kardeşine Cenâb-ı Hak’tan rahmet ve mağfiret niyazında bulundu.

Az sonra Cebrâil, Re­sû­lul­lah’a gelerek, Hz. Hamza’nın isminin göklerde “Allah ve Resûl’ünün Arslanı” şeklinde yazıldığını bildirdi. Re­sû­lul­lah bunu Hz. Safiyye’ye bir teselli olarak ulaştırdı.

59 yaşında ölümsüzlüğe kavuşan Hz. Hamza’nın üzerini örten elbise kısa geliyordu. Ayakları örtülünce başı, başı örtülünce ayakları açıkta kalıyordu. Re­sû­lul­lah, “Yüzünü örtünüz.” buyurdu. Açıkta kalan ayakları üzerine de bir hırka koydu. Peygamberimiz başını kaldırıp Ashâbına bakınca, ağladıklarını gördü. Onlara, “Niçin ağlıyorsunuz?” diye sordu. Onlar, “Yâ Re­sû­lal­lah! Am­cana geniş bir kefen bulamadık da onun için ağlıyoruz!” dediler.

“Şehitlerin en hayırlısı” diye tasvif ettiği Hz. Hamza için Re­sû­lul­lah, “Me­lekleri gördüm, onu yıkıyorlardı.” buyurdu.[5]

Uğrunda nice kahramanları şehit veren İslam davası günden güne ilerliyordu. Çünkü fertler fâni, dava baki idi. İslam davası kısa zamanda çok büyük bir merhale katet­miş­ti. Doğup büyüdükleri şehirden hicrete mecbur edilen Müslü­manlar, şimdi muzaffer bir şekilde bu şehri fethe gidiyorlardı. Re­sû­lul­lah, İslam davasına büyük zarar veren er­keklerden altı, kadınlardan da dört kişinin nerede görülürse öldürülmesini emretmişti. Bu kadınlar arasında Ebû Süfyân’ın karısı Hind bint-i Utbe de vardı.[6]Ne var ki, Hind’in kendisi de kocasından sonra Müs­lüman olmuştu. Fakat bunu henüz açıklamadığından, her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bir yolunu bulup gizlice Re­sû­lul­lah’a biata giden kadınlar ara­sına karıştı. Kıyafetini değiştirmiş ve yüzünü de örtmüştü. Re­sû­lul­lah’ın huzu­runa varınca yüzünü açıp kendisini tanıttı. Geçmişte yaptıklarından pişmanlık duyup İslam’ı kabul ettiğini açıkladı. Re­sû­lul­lah da diğer kadınlarla birlikte onun biatını kabul etti.

Vahşî, Mekke’nin fethinden sonra korkudan Tâif’e kaçıp yerleşti. Fakat daha sonra Tâifliler topluca Medine’ye gidip İslam’ı kabul ettikleri zaman yeryüzü kendisine dar geldi. Oradan Şam ve Yemen taraflarına kaçmayı düşündü. An­cak birisi kendisine, “Ne üzülüyorsun? Vallahi o, dinine giren tek bir kimseyi öldürmemiştir.” deyince, Re­sû­lul­lah’ın huzuruna çıkmaya karar verdi. Medine’ye gitti ve şehadet getirip Müslüman oldu. Re­sû­lul­lah, “Vahşî, otur ve bana Hamza’yı nasıl öldürdüğünü anlat.” dedi.

Vahşî’nin sözü bitince Re­sû­lul­lah kendisine, “Yazık, gözüme görünme!” dedi. Çün­kü o şefkatli Peygamber, onu gördüğünde sevgili amcasını hatırlayacak, müteessir olacaktı. Vahşî de Re­sû­lul­lah’ın emrine uyarak, vefat edene kadar gö­züne görünmedi.[7]

Evet, İslamiyet insanlık dini idi. Tövbe eden, hak yolunu seçen kim olursa ol­sun, şefkatli sinesine alıyordu. İslam, cehennem kapılarını kapayıp, insanlığa cennet kapılarını açmak için gelmişti. Yeter ki, insan tövbe edip pişmanlık duy­sun, hidayete erip İla­hî dergâha yönelsin…

“Şehitlerin Seyyidi, Efendisi” unvanı yalnız Hz. Hamza’ya (r.a.) verilmiş bir un­vandır. Çünkü o, hak yolunda, İslam uğrunda ve Peygamber Efendimizin önün­de çarpışarak fâni hayatını feda etmiştir: Böylece “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz.”[8]mealindeki âyet-i kerimenin ifadesiyle, o ölmemiş, bu dün­yadan çok daha rahat bir âleme, “şehitler hayatı”na yükselmiştir

“Seyyidü’ş-Şühedâ” olarak dünya durdukça yâd edilecek ve bütün şehitler ker­vanının önderi olarak şerefi kıyamete kadar artacak olan Hz. Hamza’nın (r a) himmetinin, İslam’a hizmet edenlerin üzerinde olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.

 Hamza: Aslan Avcısı

Hamza, Hz. Muhammed’in amcalarındandır. Fakat aralarındaki yaş farkı 5-6 yıldan fazla değildir. Kureyş içinde kolay kolay kimsenin karşısına çıkmaya cesaret edemeyeceği bir heybetin, kuvvet ve cesaretin sahibidir, Hamza. Kabadayıdır. İçkiye düşkündür, bir de ava… Avcılık bütün dünyasıdır Hamza’nın. Pek sosyal biri değildir, dünyası Mekke’yi çevreleyen çöllerdir. O çöllerde aslan avlar. Ve Mekke’de de aslan avcısı diye ünlenmiştir. O güne kadar, asosyal kişiliğinin de etkisiyle Mekke’deki din kavgasıyla pek ilgilenmemiş, atalarının dini putperestliğe bağlı kalmakla birlikte, Abdülmuttalib oğullarıyla Kureyş’in geri kalanı arasında yaşanan ve Hz. Muhammed’den kaynaklanan çatışmada da kendi boyunun ve Hz. Muhammed’in yanında yer almıştır. Ağabeyi Ebu Leheb gibi kendi boyuna karşı bir ihanetin içinde olmak aklından bile geçmemiştir Hamza’nın.

O gün de yaşananlar bir Mekke klasiği olarak tarihe geçebilecek ölçüde alışılmış olaylardır. Yine Safa tepesinde tek başına ibadet etmekte olan Hz. Muhammed, yine Ebu Cehil ve yandaşlarının hakaret ve saldırılarına hedef olmuştur. Gerçi o günküler sadece sözlü saldırılardan ibaret kalmıştır ama uğradığı ağır hakaretler Hz. Muhammed’i fazlasıyla rencide etmiş ve düşmanı daha fazla tahrik etmek istemediği için de hiç cevap vermeksizin bir taşın üzerinde oturarak, Ebu Cehil ve takımının usanıp çekip gitmelerini beklemiştir. Olayın bir de görgü tanığı vardır. Gizli Müslümanlardan bir cariye. Aynı gün avdan dönmekte olan Hamza’nın önünü keser ve:

“Ebu Umare!” der, “bugün Ebu Cehil’in yeğenin Muhammed’e yaptıklarını bilseydin böyle rahat olamazdın!” Hamza şaşırır ve ne olduğunu sorar. Cariye de her şeyi anlatır. Hamza duydukları karşısında bir öfke selinin bütün vücudunu kapladığını hisseder. Hedefi Kâbe’dir. Ebu Cehil’i orada bulabileceğini düşünür. Yanılmaz da. Önce hiçbir şey belli etmeden yanlarına oturur. O günkü av macerasını anlatmaya koyulur. Yayına dayanmış olarak, ayakta, kendisini merakla dinleyen Kureyş egemenlerine ki aralarında Ebu Cehil’de vardır, “şöyle yaptım, böyle ettim” diye anlatırken aniden yayını kaldırır ve bütün gücüyle Ebu Cehil’in kafasına indirir:

“Al sana bir yay, bir de kılıç” diyerek. Meclis karışır, Ebu Cehil neye uğradığını şaşırır. Yanındakiler Hamza’nın üstüne yürürler, fakat başından oluk gibi kan akmakta olmasına rağmen Ebu Cehil tarafından engellenirler. O an aklı başına gelmiştir Ebu Cehil’in ve daha ileri gidilirse Hamza’yı de kaybedeceklerini, onun da Müslüman olabileceğini görür ve:

“Dokunmayın Ebu Umare’ye” der. “O bana bunu yapmakta haklı, çünkü ben de bugün onun yeğenine çok kötü davrandım, hakaret ettim!” Akıllı hareket etmiştir Ebu Cehil ama geç kalmıştır. Öfkesini hala alamamış olan Hamza, bütün hiddetiyle meydan okur:

“İşte ben de artık O’nun dinindenim bundan sonra gücünüz yetiyorsa bana da aynı şeyleri yapın bakalım!” Ebu Cehil pişmanlık içinde kıvranır. Kendi elleriyle Müslümanların saflarına bir “aslan avcısı” kazandırmıştır. Aslında Hamza’nın Müslümanlığı o an için tepki ürünü bir tercihtir. Ne putların saçmalığı ve ne de ALLAH’ın birliği konusunda her zamankinden farklı bir görüşe sahip değildir. Kızgınlıkla, düşünmeden öylesine ağzından çıkıvermiştir işte. Sonra olup bitenin haberini vermek ve:

“İntikamın alınmıştır” diyerek gamını dağıtmak için Hz. Muhammed’in yanına, Erkam’ın evine yollanır. Yeğenine:

“Üzülme!” der, “Ebu Cehil’in sana bugün yaptıklarının intikamını aldım. Kafasını yardım, yüzünü kan içinde bıraktım” Hz. Muhammed’in tepkisi ise başta Hamza, herkesi şaşırtır:

“Ben böyle şeylere sevinemem!” Hamza, hayretler içinde sorar:

“Ya neye sevinirsin?” Hz. Muhammed taşı gediğine koyar:

Senin Müslüman olmana!” Doğrudur. Bütün yaşamı boyunca Hz. Muhammed kötünün zarar görüp, kaybetmesinden çok iyinin kazanmasına sevinmiştir.

Hamza, bunun üzerine az önce Kâbe’de kızgınlık eseri söylediği şeyi tekrarlar. Müslüman olduğunu söyler. Herkes sevinir. Fakat bir öfke eseri olan ilk söylemin benzeri bu ikinci söylem de yeğenini sevindirmek için olmuştur. Ve o gece Hamza’yı uyku tutmaz. Sabaha kadar suçluluk duyguları içinde kıvranır. Kendi kendini eleştirir:

“Durduğum yerde” der, “babalarımın, atalarımın dininden mi çıkıyorum?” Hamza o gece ciddi olarak Müslüman olma yoluna girer. Ve sabahın ilk ışıklarıyla soluğu Kâbe’de alır. Henüz kimsecikler yoktur. Ellerini açar bütün samimiyeti ile ALLAH’a yalvarır:

“Kalbimden şüpheyi gider ve beni Senin hoşnut olacağın yola ilet!” der. Sonra da yeğeninin yanına gider. İçini O’na da açar. Kendisini İslam’ın gerçek din olduğu konusunda ikna etmesini ister. Bütün ön yargılarından sıyrılmış alabildiğine samimi bir haldedir, Hamza. Ve deyim yerindeyse tam da adamına gitmiştir. Ve yeğeni konuşmaya başlar. Varlığı, evreni, yaşamı, yaşamın amacını anlatır. Anlattıkça da Hamza karşısındaki insanın yeğeni olmaktan çıkıp, önderi, kurtarıcısı, müjdecisi ve tek kelimeyle peygamberi olmaya doğru dönüştüğünü görür. Teslim olur. Yaradılıştan bu yana tüm insan dillerinin söyleyebildiği en güzel cümleyi söyler. Ve o da dönüşür. Hamza olmaktan çıkar ALLAH’ın aslanı Hz. Hamza olur.

Fakat daha olacakları da vardır.

Hz. Hamza’nın Müslüman olmasının Mekke’deki yankısı güçlü olur. Kureyş egemenleri eski ataklığını kaybeder. En azından Hz. Muhammed’in kendine olan saldırılarını sınırlamak gereğini duyarlar. Artık Müslümanlar tamamen zayıf ve ezilebilir bir avuç zavallı olmaktan çıkmaya başlamışlardır. Şimdi aralarında yaşamını aslan avlayarak geçiren bir avcı da vardır. Ve kendileri de aslan olabilmekten çok uzaktır.

 

 

 

Arama
Arşiv