SEMUD KAVMİ

Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: “Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz.” “Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır.” Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)

Kuran’da belirtildiğine göre Semud Kavmi de aynı Ad Kavmi gibi Allah’ın uyarılarını gözardı etmiş ve bunun sonucunda helak olmuştur. Günümüzde arkeolojik ve tarihsel çalışmalar sonunda Semud Kavmi’nin yaşadığı yer, yaptığı evler, yaşama biçimi gibi birçok bilinmeyen, gün ışığına çıkartılmıştır. Kuran’da bahsedilen Semud Kavmi, bugün, hakkında birçok arkeolojik bulguya sahip olunan bir tarihsel gerçektir.

Semud kavmiyle ilgili bu arkeolojik bulgulara bakmadan önce, elbette, Kuran’da anlatılan kıssayı incelemekte ve bu kavmin peygamberlerine çıkardıkları zorlukları gözden geçirmekte yarar var. Zira Kuran her çağa hitap eden bir kitap olduğundan, Semud Kavmi’nin kendisine gelen tebliği inkar etmesi de her çağ için ibret alınması gereken bir olaydır.
HZ. SALİH’İN TEBLİĞİ

Kuran’da Semud Kavmi’ni uyarıp korkutması için Hz. Salih’in gönderildiğinden bahsedilir. Hz. Salih, Semud halkı içinde tanınan bir kişidir. Onun hak dini tebliğ etmesini ummayan kavim ise, kendilerini içinde bulundukları sapkınlıktan uzaklaşmaya çağırması karşısında şaşkınlığa düşmüştür. İlk tepki, yadırgama ve kınamadır:

Semud (halkına da) kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir.” Dediler ki: “Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.” (Hud Suresi, 61-62)

Salih Peygamber’in çağrısına halkın az bir kısmı uydu, çoğu ise anlattıklarını kabul etmedi. Özellikle de kavmin önde gelenleri Hz. Salih’i inkar ettiler ve ona karşı düşmanca bir tavır takındılar. Hz. Salih’e inananları güçsüz duruma düşürmeye, onları baskı altına almaya çalıştılar. Hz. Salih’in kendilerini Allah’a ibadet etmeye çağırmasına öfke duyuyorlardı. Bu öfke sadece Semud halkına özgü de değildi aslında; Semud Kavmi, kendisinden önce yaşayan Nuh ve Ad Kavimleri’nin yaptığı hatayı yapıyordu. Kuran’da bu üç toplumdan şöyle söz edilir:

Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah’tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: “Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.” (İbrahim Suresi, 9)

Hz. Salih’in uyarılarına rağmen kavim, Allah hakkında kuşkulara kapılmaya devam etti. Ancak yine de Hz. Salih’in peygamberliğine inanmış bir grup vardı, ki bunlar, daha sonra azap geldiğinde Hz. Salih ile beraber kurtarılacaklardı. Önde gelenler ise, Hz. Salih’e iman etmiş olan topluluğa zorluk çıkarmaya çalıştılar:

Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz’aflara) dediler ki: “Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız.” dediler. Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: “Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız.” (Araf Suresi, 75-76)

Semud Kavmi hala Allah ve Hz. Salih’in peygamberliği hakkında kuşkulara kapılmaktaydı. Üstelik bir kısım, Hz. Salih’i açık olarak inkar ediyordu. Hatta, inkar edenlerden bir grup—hem de sözde Allah adına—Hz. Salih’i öldürmek için planlar yapıyordu:

Dediler ki: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Salih) Dedi ki: “Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz.” Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yokoluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.” Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. (Neml Suresi, 47-50)

Hz. Salih, Allah’ın vahyi üzerine, kavminin Allah’ın emirlerine uyup uymayacaklarını belirlemek için son bir deneme olarak onlara dişi bir deve gösterdi. Kendisine itaat edip etmeyeceklerini denemek için kavmine, sahip oldukları suyu bu dişi deve ile paylaşmalarını ve ona zarar vermemelerini söyledi. Böylece kavim bir denemeden geçirildi. Kavminin Hz. Salih’e cevabı ise, bu deveyi öldürmek oldu. Şuara Suresi’nde, bu olayların gelişimi şöyle anlatılır:

Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.


Kuran’da verilen bilgilerden, Semud Kavmi’nin Ad Kavmi’nin torunları olduğu anlaşılır. Nitekim arkeolojik bulgular da, Arap Yarımadası’nın kuzeyinde yaşayan Semudlar’ın kökenlerinin, Ad Kavmi’nin de yaşadığı Güney Arabistan’da olduğunu göstermektedir.

Hani onlara kardeşleri Salih: “Sakınmaz mısınız? demişti. “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız? Bahçelerin, pınarların içinde, ekinler ve yumuşak tomurcuklu gözalıcı hurmalıklar arasında? Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin. Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar).” Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim.” Dedi ki: “İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.” Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular. (Şuara Suresi, 141-157)

Hz. Salih ile kavmi arasındaki mücadele Kamer Suresi’nde ise şöyle bildirilir:

Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: “Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz. Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır.” Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret. Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun. Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp ‘hayvanı ayağından biçip yere devirdi. (Kamer Suresi, 23-29)

Deveyi öldürdükten sonra kendilerine azabın çabucak gelmemesi, kavmin azgınlığını daha da arttırdı. Hz. Salih’i rahatsız etmeye, onu eleştirmeye ve yalancılıkla suçlamaya başladılar:

Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih’e de şöyle) dediler: “Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım.” (Araf Suresi, 77)

Allah, inkar edenlerin kurdukları hileli düzenleri boşa çıkarttı ve Hz. Salih’i kötülük yapmak isteyenlerin ellerinden kurtardı. Bu olaydan sonra artık kavme her türlü tebliği yaptığını ve hiç kimsenin öğüt almadığını gören Hz. Salih, kavmine kendilerinin üç gün içinde helak olacaklarını bildirdi:

…(Salih) Dedi ki: ‘Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaattir’.” (Hud Suresi, 65)

Nitekim üç gün sonra Hz. Salih’in uyarısı gerçekleşti ve Semud Kavmi helak edildi:

O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı) inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah’ın rahmetinden) uzaklık (verildi.) (Hud Suresi, 67-68)
SEMUD KAVMİ HAKKINDAKİ ARKEOLOJİK BULGULAR

Günümüzde Semud Kavmi, Kuran’da bahsi geçen kavimler içinde hakkında en fazla bilgiye sahip olunanlardan bir tanesidir. Tarih kaynakları da, Semud isimli bir kavmin yaşadığına deliller sunmaktadır.

Kuran’da bahsi geçen Hicr halkı ve Semud Kavmi’nin aslında aynı kavim oldukları tahmin edilmektedir; zira Semud Kavmi’nin bir başka ismi de Ashab-ı Hicr’dir. Bu durumda “Semud” kelimesi bir halkın ismi, Hicr şehri ise bu halkın kurduğu şehirlerden biri olabilir. Nitekim Yunan coğrafyacı Pliny’nin tarifleri de bu yöndedir. Pliny, Semud Kavmi’nin oturmakta olduğu yerlerin Domatha ve Hegra olduğunu yazmıştır ki, buralar günümüzdeki Hicr kentidir.1


İkibin yıllık bir geçmişe sahip olan Semudlar, bir başka Arap kavmi olan Nebatilerle beraber bir krallık kurmuşlardı. Günümüzde Ürdün’deki Rum Vadisi ya da diğer bir adıyla Petra’da bu kavmin taş işçiliğinin en güzel örneklerini görmek mümkündür. Nitekim Kuran’da da Semud kavminin taş işçiliğindeki ustalıklarından bahsedilir.

Semud Kavmi’nden bahseden bilinen en eski kaynak, Babil Kralı II. Sargon’un bu kavme karşı kazandığı zaferleri anlatan Babil devlet kayıtlarıdır. (MÖ 8. yüzyıl) Sargon, Kuzey Arabistan’da yaptığı bir savaş sonunda onları yenmiştir. Yunanlılar da bu kavimden bahsetmekte ve Aristo, Batlamyus ve Pliny’nin yazılarında isimleri “Thamudaei”, yani “Semudlar” olarak anılmaktadır.2 Peygamberimizden önce, yaklaşık MS 400-600 yılları arasında ise izleri tamamen silinmiştir.

Kuran’da Ad ve Semud Kavimleri’nin isimleri daima birlikte anılır. Dahası Allah ayetlerde, Semud Kavmi’ne Ad Kavmi’nin helakından ders almalarını öğütlemektedir. Bu ise, Semud Kavmi’nin Ad Kavmi hakkında detaylı bir bilgi sahibi olduğunu gösterir:

Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih’i (gönderdik. Salih:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur… (Allah’ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. (Araf Suresi, 73-74)

Ayetlerden anlaşıldığına göre Ad Kavmi ve Semud Kavmi arasında bir ilişki vardır, hatta belki de Ad Kavmi, Semud Kavmi’nin tarihinin ve kültürünün bir parçasıdır. Hz. Salih, Semud Kavmi’ne Ad Kavmi’nin örneğini hatırlamalarını ve bundan ders almalarını emretmektedir.

Ad Kavmi’ne de kendilerinden önce yaşamış olan Nuh Kavmi’nin örnekleri gösterilmiştir. Ad Kavmi’nin Semud Kavmi için tarihsel bir önemi olması gibi, Nuh Kavmi’nin de Ad Kavmi için tarihsel bir önemi vardır. Bu kavimler birbirlerinden haberdardırlar ve belki de aynı soydan gelmektedirler.

(Salih kavmine dedi ki: Allah’ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. 
Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. 
(Araf Suresi, 74)

Oysa Ad Kavmi ve Semud Kavimleri’nin yaşadıkları yerler, birbirlerinden coğrafi olarak uzak bir konumdadırlar. Bu iki kavim arasında görünüşte herhangi bir bağlantı yoktur; öyleyse ayette Semud Kavmi’ne hangi sebepten dolayı Ad Kavmi’ni hatırlamaları söylenmektedir?

Cevap, biraz araştırıldığında ortaya çıkar. Ad ve Semud Kavimleri arasındaki coğrafi uzaklık aldatıcıdır. Semud Kavmi Ad Kavmi’ni bilmekteydi, çünkü bu iki kavim, büyük bir olasılıkla aynı kökenden geliyorlardı. Ana Britannica Ansiklopedisi “Semudlar” başlığı altında bu kavimden şöyle bahseder:

Eski Arabistan’da önem taşıdığı anlaşılan kabile ya da kabileler topluluğu. Güney Arabistan kökenli oldukları, ancak içlerinden büyük bir grubun çok eskiden kuzeye göç ederek Aslab Dağı yamaçlarına yerleştiği sanılmaktadır. Hicaz ve Şam arasında yaşayan Semudlar, Ashab-ı Hicr olarak bilinir. Son arkeolojik araştırmalarda, Arabistan’ın orta kesimlerinde Semudlar’a ait çok sayıda kaya resim ve yazı ortaya çıkartılmıştır.3


Taş oymalardaki işlemelerin inceliğini gösteren bir detay.

Semud medeniyetinin kullandığı bir çeşit alfabenin (buna “Semudik alfabe” ismi verilir) çok benzeri bir alfabeye hem Hicaz’da hem Güney Arabistan’da rastlanmıştır.4 Bu alfabe, ilk defa Orta Yemen’deki bugünkü Semud kasabası yakınlarında bulunmuştur. Bu bölgenin kuzeyinde Rub al-Khali, güneyinde Hadramut ve batısında da Sabwah kenti vardır.

Daha önce Ad Kavmi’nin, Güney Arabistan’da yaşayan bir kavim olduğunu biliyoruz. Ad Kavmi’nin yaşadığı bölgede, özellikle Ad’ın torunları olan Hadramiler’in yaşadıkları bölgenin ve başkentlerinin yakınlarında Semud Kavmi’ne ait bulguların elde edilmesi ise son derece önemlidir. Bu durum, Kuran’da işaret edilen Ad-Semud Kavimleri’nin bağlantısını da açıklar. Bu bağlantı, Hz. Salih’in, Semudların Ad Kavmi’nin yerine geldiklerini belirten sözünde şöyle açıklanmaktadır:

Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih’i (gönderdik. Salih:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur… (Allah’ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın.” (Araf Suresi, 73-74)

Kısacası Semud Kavmi, Allah’ın elçilerine uymamanın karşılığını helak olarak ödemiştir. Yapmakta oldukları yapılar, sanat eserleri kendilerini azaptan koruyamamıştır. Semud Kavmi, daha önceki ve sonraki birçok inkarcı kavim gibi şiddetli bir azapla helak edilmiştir.

 

….semud kavmi ve helakı….

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve kendilerine uyarıcı olarak Salih (a.s)’ın gönderildiği, Hicaz ile Suriye arasında Vadil-Kura’da yaşamış eski bir Arap kabilesi. Kur’an-ı Kerim’de bu kabilenin ismi yirmi altı yerde geçmekte olup, ayrıca Salih (a.s)’dan bahseden âyetler de onun kavmi olan “O (Allah), yapılan duayı işiticidir” Semud ile ilgilidir. Bu kavmin Kur’an-ı Kerim’de zikredilişinin sebebi, peygamberlerini yalanlayıp inkârlarına devam etmelerinden dolayı helâk edilişlerinin bir ibret vasıtası kılınmış olmasıdır. Semud kavminin başına gelenler Kur’an-ı Kerim’de ondan önceki Ad kavminin başına gelenlerle birlikte zikredilmektedir. Semud kavmi, Semud b. Casır b. İrem b. Sam b. Nuh’un neslidir (Taberî, Tarih, Beyrut (t.y), I, 226). Arap kaynaklı olmayan tarihi belgelerde de Semud kavminden bahsedilmektedir. M.Ö 715 tarihli Sargon kitabesinde Semud kavmi, Asuriler’in hakimiyet altına aldıkları, Şarkî ve Merkezî Arabistan kavimleri arasında zikredilmektedir. Aristo, Batlamyus ve Plinus, Semud kavmini (Thamudaei) belirten isimden bahsetmişlerdir. Plinus’un Semud kavminin oturduğu yer olarak zikrettiği Domatha ve Hegra’nın, İslâmi kaynaklarda bu kavmin oturduğu yer olarak kaydedilen Hicr ile aynı yer olduğu kabul edilebilir (H. N. Brau, İ.A, Semud mad.)

Hadis-i Şeriflerde, Rasûlüllah (s.a.s)’in H. 9. yılda Tebük seferine giderken Semud kavminin yaşadığı Hicr’e uğradığı ve bu yerin Salih (a.s)’ın kavminin yaşadığı yer olduğunu söylediği nakledilmektedir (Buhârî, Enbiya, 17; Ahmed b. Hanbel, I, 66, 73).
Semud kavmi, Ad kavminden sonra Allah Teâlâ’ya isyan edip küfre sapmış ve kendilerine tapındıkları putlar edinmişlerdi. Onları uyarmak ve ortağı bulunmayan tek Rab olan Allah Teâlâ’ya ibâdet etmeye yöneltmek için Salih (a.s)’ı görevlendirdi. Salih (a.s)’a kavminin mustazaflarından az bir topluluk iman etmişti. Dünyevî makam ve zenginliklerinden dolayı kendilerinin diğer insanlardan üstün olduklarını zanneden Semud kavminin ileri gelenleri (mele’) *, hor gördükleri (mustazaf) * kimselere, . . Siz gerçekten Salih’in Rabbı tarafından gönderilmiş olduğuna inanıyor musunuz? dediler. Onlar da; “Doğrusu biz, onunla gönderilene iman ediyoruz” dediler. ” Büyüklük taslayanlar, “Biz, doğrusu sizin iman ettiğinizi inkâr edenleriz”dediler” (el-A’raf, 7/75-76)

Salih (a.s), Semud kavmini İslâma davet etmeye devam etti. Salih (a.s)’ın onları imana davet edip uyarma ve korkutmaya ısrarla devam etmesi üzerine, ona şöyle dediler: “Ey Salih; bayramımızı kutlayacağımız zaman sen de bizimle gel (Semud kavminin putlarını alıp şehir dışına çıkarak kutladıkları bir bayramları vardı). Bize bir âyet (davanı ispatlayacak bir şey) göster. Sen ilâhına duada bulun; biz de ilâhlarımıza duada bulunalım. Eğer senin ilâhın duana icabet ederse sana uyarız. Yok bizim ilâhlarımız bize icabet ederse bize tabi olursun”. Bu isteklerini kabul eden Salih (a.s) bayramda onlarla birlikte gitti. Putperestler, putlarından istekte bulundular. Ancak bir karşılık bulamadılar. Bunun üzerine kavmin reisi, Salih (a.s)’a;

“Ey Salih; bize şu kayadan bir deve çıkar. Eğer bunu yaparsan seni doğrulayacağız” dediler. Salih (a.s), onlardan, Allah Teâlâ kendileri için böyle bir deveyi bu kayadan çıkartırsa iman edeceklerine dair söz vermelerini ve yemin etmelerini istedi. Onlar, bu konuda yemin edip söz verdikten sonra, Salih (a.s), namaza durdu ve Allah’a dua etti. Bunun üzerine kaya yarıldı ve içinden onlara istediği gibi gebe, karnı aç bir deve çıktı. Bu olay üzerine, onlar daha önce vermiş oldukları sözden cayarak iman etmediler (İbnul-Esîr, el-Kâmil fi’t-Tarih, Beyrut 1979, I, 89-90). Salih (a.s) onlara; ” … Ey kavmim; Allah’a ibadet edin. Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir mucize gelmiştir. İşte, Allah’ın şu dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu Allah’ın arzında otlasın. Ona bir kötülük yapmayın. Sonra can yakıcı bir azaba uğrarsınız. Hatırlayın; Allah sizi Ad kavminden sonra halifeler yaptı. Ve sizi yeryüzüne yerleştirdi. Orada, ovalarda köşkler yapıyor, dağları yontup evler yapıyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Yeryüzünde bozguncular olarak fesad çıkarmayın” (el-A’râf, 7/73-74).

Allah Teâlâ, hayvanların sulandığı kuyunun suyunun mucize deve ile diğerleri arasında nöbetleşe kullanılacağını bildirmişti: “Onlara, suyun aralarında taksim olunduğunu haber ver. Her biri su nöbetinde hazır bulunsun (el-Kamer, 54/28). Salih (a.s) kavmine; “İşte şu devedir. Su içme hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir” dedi (eş-Şuara, 26/155). Deve onların arasında bir süre kaldı. Bu süre içerisinde, bir gün kuyunun suyunu deve içiyor, bir gün de onlar kuyunun suyundan istifade ediyorlardı. Semud kavmi devenin su içtiği günlerde onun sütünü sağıyor ve kaplarını dolduruyorlardı (İbn Kesîr, Tefsîrul-Kur’anil-Azîm, İstanbul 1984, III, 437).

Semud kavminin Salih (a.s)’ın davetine duydukları düşmanlık ve kinleri artınca, deveyi öldürmeyi planladılar. Allah Teâlâ bu durumu Salih (a.s)’a bildirdi. Salih (a.s), gördükleri mucizeye rağmen iman etmekten kaçınan kavmine eğer böyle bir iş yaparlarsa helâk edilecekleri uyarısında bulundu. Ancak onlar, onun bütün uyarılarına kulak tıkayarak deveyi kestiler: Fakat O’nu yalanladılar. Ve derken deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları yüzünden onları kırıp geçirerek yerle bir etti” (eş-Şems, 91/14).

Allah Teâlâ, Semud kavmini, görmüş oldukları mucizeye rağmen iman etmemelerinden dolayı hemen cezalandırmamış ve onlara mühlet vermişti. Ancak Salih (a.s) onlara; eğer kendi isteklerinden dolayı mucize olarak Allah tarafından gönderilen deveye bir zarar vermeye kalkarlarsa affedilmeyecekleri ve korkunç bir şekilde helâk edileceklerini onlara bildirmişti. İnkârlarında direten ve deveyi öldürerek azıtan Semud kavmi için kurtuluş yolu kalmamıştı. Salih (a.s), yaptıklarını görünce ağlamış ve onlara;

“Yurdunuzda üç gün daha kalın…” (Hud, 11/65) diyerek gelecek azabı haber vermişti. Deveyi kestikleri günün akşamı dokuz kişilik bir grup (en-Neml, 27/48) Salih (a.s)’ı öldürmeye karar verdiler. Onlar şöyle diyorlardı: “Eğer söylediği doğru ise biz ondan önce davranalım. Yok yalancılardan ise onu da devesinin yanına gönderelim”. Allah Teâlâ bu olayı şu şekilde haber vermektedir: “Aralarında Allah’a yemin ederek, Şöyle konuştular; “Salih’i ve ailesini bir gece baskınıyla öldürelim, sonra da akrabasına “yakınlarınızın öldürülmesinden haberimiz yok; Şüphesiz bizler, doğru kimseleriz” diyelim “. Onlar bir tuzak kurdular. Biz de onlar farkına varmadan, tuzaklarını alt üst ediverdik. Tuzaklarının akıbeti nasıl oldu bir bak. Biz onları da kavimlerini de toptan helâk ettik. İşte zulümleri yüzünden, harap olmuş, bomboş evleri, şüphesiz ki bunda, bilen bir kavim için, büyük bir ibret vardır. İman edip, Allah’dan korkanları kurtardık” (en-Neml, 27/49-83).

KUR’AN’DA SEMUD KAVMİ

Semud (Kavmi’ne) kardeşleri Salih’i (gönderdik). 

(Salih) dedi ki:
“Ey kavmim, Allah’a köle olun, sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Size, Rabbinizden apaçık bir delil(belge) gelmiştir: Allah’ın bu ‘dişi devesi’, sizin için bir ayet(mucize)dir. Onu bırakın da, Allah’ın Arz’ında yesin. Ona kötülükle dokunmayın; (şayet dokunursanız), sizi elim bir azap yakalar.
(Allah’ın), Ad (Kavmi’nden) sonra, sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın! Ki, onun düzlüklerinde, köşkler kuruyor ve dağlardan evler yontuyordunuz. (Şu halde), Allah’ın nimetlerini, hatırlayın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”

(Salih) Kavmi’nin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar(müstekbirler), içlerinden iman eden ve zayıf bırakılanlara dediler ki:
“Salih’in, gerçekten Rabb’inden gönderildiğini, biliyor musunuz?”

Onlar:
“Biz gerçekten, (Salih’le) gönderilene iman edenleriz” dediler.

Büyüklük taslayanlar ise, dedi ki:
“Biz de, gerçekten sizin o iman ettiğiniz şeyi, örtenler (tanımayanlarız).”

Böylelikle ‘dişi deveyi’ öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp, dediler ki:
“Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir elçi) isen, vadettiğin şeyi getir.”

(Arkasından) onları, bir sarsıntı yakaladı. Yurtlarında diz çökmüş olarak sabahladılar. (Salih), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki:
“Ey kavmim, andolsun size Rabb’imin Risaleti’ni tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ancak siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz.

[ARAF (7)/ 73-79]

Semud (Kavmi’ne), kardeşleri Salih’i (gönderdik).

Dedi ki:
“Ey kavmim, Allah’a köle olun, sizin için O’ndan başka ilah yoktur. O(Allah), sizi, Arz’dan(topraktan), inşa etti ve sizi, orada yaşattı. O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz benim Rabb’im, yakın olandır, icabet edendir.”

Dediler ki:
“Ey Salih, bundan önce, sen aramızda (iyilikleri) umulan biriydin. Atalarımızın köle olduğu kimselere, köle olmamızı mı yasaklıyorsun? Muhakkak biz, senin çağırdığın o şeyden şüphe içindeyiz ve ondan tereddüt (etmekteyiz).”

(Salih) dedi ki:
“Ey kavmim, Şayet ben Rabb’imden, apaçık bir delil(belge) üzerindeysem, bana Kendisi’nden bir rahmet vermişse, ve eğer ben O’na isyan edecek olursam, Allah’a karşı bana kim yardım edecektir? (Bunu) görmüyor musunuz? (Bu tutumunuzla) benim hüsranımdan başkasını artırmıyorsunuz. Ey kavmim, şu sizin için bir ayet (mucize) olan; ‘Allah’ın dişi devesi’; onu bırakın, Allah’ın Arz’ında yesin. Ona kötülükle dokunmayın. Sonra sizi yakın bir azap yakalar.”

Ancak onu öldürdüler.

(Salih) Dedi ki:
“Yurdunuzdan, üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaattir.”

Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle, o gün Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri, aşağılayıcı azaptan kurtardık. Şüphesiz senin Rabb’in, Kavi (güçlü) ve Aziz (şerefli) olandır. O zalimleri, dayanılmaz bir ‘sayha (ses)’ yakaladı ve onlar yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada, hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Dikkat et! Muhakkak Semud (Kavmi), Rab’lerini örttüler. Dikkat et! Semud Kavmi, (Allah’ın Rahmeti’nden) uzak oldu!

[HUD (11)/ 61-68]

Muhakkak Hicr Halkı (Semud), elçilerini yalanladı. Onlara, ayetlerimizi(mucizelerimizi) verdik de, onlar ondan yüz çevirdiler. Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı. (Derken) sabahladıklarında, ‘sayha (ses)’, onları yakaladı. Kazandıkları şeyler,onlara yarar sağlamadı.

[HİCR (15)/ 80-84]

Bizim ayetler(mucizeler) göndermemize mani(engel) olmadı, ancak öncekilerin onu yalanlaması engel oldu. Biz Semud’a, bir basiret(mucize) olarak ‘dişi deveyi’ verdik ve ona(deveye) zulmettiler. (Halbuki) Biz, ayetlerimizi(mucizelerimizi), ancak korkutmak için göndeririz.

[İSRA (17)/ 59]

Semud (Kavmi), elçileri yalanladı.

Onlara, kardeşleri Salih dediği zaman:
“Sakınmıyor musunuz? Muhakkak ben, sizin için emin bir elçiyim. Allah’tan korkup (sakının) ve bana itaat edin! Bu (uyarıya) karşılık, ben sizden bir ücret istemiyorum. Muhakkak benim ücretim, alemlerin Rabb’ine aittir. Siz burada (yurdunuzda), emniyet içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)? Bahçelerde ve pınarlarda, ziraatler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklarda? Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin! Ve müsriflerin(ölçüyü aşanların) emrine itaat etmeyin! Onlar ki, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve ıslah etmiyorlar.”

Dediler ki:
“Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen, bizim bir benzerimiz olan beşerden başkası değilsin. Şayet doğru sözlü isen, bir ayet(mucize) getir (görelim).”

Dedi ki (Salih):
“İşte, bir ‘dişi deve’, su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günde de sizindir. Ona, bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı, sizi yakalar.”

Arkasından (deveyi) kestiler ve pişman olarak sabahladılar. Böylece, azap onları yakaladı. Şüphesiz bunda, bir ayet(mucize) vardır, ancak onların çoğu iman etmediler. Ve şüphesiz, senin Rabb’in, Aziz(şerefli), Rahim(acıyan)dır.

[ŞUARA (26)/141-159]

Muhakkak Biz, Semud (Kavmi’ne)de, kardeşleri Salih’i:
“Sadece Allah’a köle olun” diye gönderdik.

O zaman onlar, hasım(düşman) iki fırka olmuş (tartışıyorlardı).

(Salih) dedi ki:
“Ey kavmim, neden iyilikten önce, kötülükte acele ediyorsunuz? Keşke Allah’tan bağışlanma dileseydiniz. Umulur ki, merhamet olunurdunuz.”

Dediler ki:
“Sen ve seninle birlikte olanlar yüzünden, uğursuzluğa uğradık.”

(Salih) dedi ki:
“Sizin uğursuzluğunuz(başınıza gelenler) Allah Katı’nda (yazılı)dır. Bilakiz siz, sınanan bir kavimsiniz.”

Şehirde, ‘dokuzlu bir çete’ vardı. Arz’da(yurtta), fesat(bozgun) çıkarıyorlar ve ıslah edici (düzeltici) olmuyorlardı.

Allah’a and içerek, dediler ki:
“Geceleyin mutlaka (Salih’e) ve ailesine bir baskın düzenleyelim. Sonra (Salih’in) velisine: ‘Ailesinin helakına biz şahit olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz’ diyelim.”

Onlar, bir plan(tuzak) kurdular. Biz de (onların tuzaklarına karşı), farkında olmadıkları bir plan kurduk. (Sen bir) bak! O tuzak kuranların akıbeti(sonu) nasılmış? Muhakkak Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte zalimlerin boş-ıssız evleri! Şüphesiz anlayan bir kavim için, bunda bir ayet(ibret) vardır. İman edenleri kurtardık ki; onlar sakınanlardı.

[NEML (27) / 45-53]

Ad’ı ve Semud’u (yıkıma uğrattık). Onların meskenleri, sizin için ortaya çıktı. Şeytan, onların amellerini süsledi(çekici kıldı) ve böylece onları yoldan(İslam’dan) alıkoydu. Ancak onlar, (helak olurken) kavrayanlar oldular.

[ANKEBUT (29) / 38]

O zaman, Semud (Kavmi’ne) denildi ki:
“Bir vakte kadar yararlanın.”

Ancak, Rab’lerinin emrine baş kaldırdılar ve onlar, bakıp-dururlarken onları, ‘Saika’ (yere seren kuyruklu yıldız) yakaladı. Böylece, ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

[ZARİYAT (51)/ 43-45]

Muhakkak, Şira(yıldızı)nın Rabb’i O’dur. Şüphesiz, önce gelen Ad(Kavmi’ni), O(Allah), yıkıma uğrattı. Ve Semud’u da bırakmadı.

[NECM (53)/ 49-51]

Semud (Kavmi) de uyarıları yalanladı.

Dediler ki:
“Bizden olan bir beşere mi uyacağız? Bu takdirde, gerçekten bir sapıklık ve delilik içinde kalırız. Zikir(vahiy), aramızdan ona mı verildi? Bilakis (Salih), çokça yalanlayan ve aşırı giden (birisidir).”

(Allah dedi ki):
“Onlar, yarın, kimin çokça yalanlayan ve aşırı gidenler olduğunu bilecekler. Gerçek şu ki Biz, bir fitne(deneme) olmak üzere, ‘dişi deveyi’ gönderenleriz. Onları gözetleyip-bekle ve sabret! Ve onlara, muhakkak suyun aralarında pay edildiğini haber ver. Her bir su alış (sırası kiminse, o) hazır bulunsun.”

Derken onlar, arkadaşlarını çağırdılar. O(elebaşı)da, ileri atıldı, onu (deveyi) kesti. (Bunun üzerine), Benim azabım ve uyarım nasılmış? Muhakkak Biz, onların üzerine tek bir ‘sayha (çığlık)’ gönderdik. Böylece onlar, bir araya toplanmış ‘kuru ot gibi, çer-çöp’ oldular.

[KAMER (54)/ 23-31]

Semud ve Ad (Kavimleri), helakı (yakıp-kavuran rüzgarı) yalanladılar. (Böylece) Semud (Kavmi), azgınlıkları sebebiyle helak oldu.

[HAKKA (69)/ 4-5 ]

Orduların haberi, sana geldi mi? Firavun ve Semud (ordularının)? Hayır; o kimseler ki örtüyorlar, (onlar) yalanlayanlardır.

[BURUC (85)/ 17-19]

Ve Semud (Kavmi) ki, onlar, vadilerde kayaları oyuyorlardı.

[FECR (89)/ 9]

Semud (Kavmi), azgınlıkla yalanladı. (O) en şakileri(azgınları) ayaklandığında, Allah’ın elçisi, onlara dedi ki:
“O Allah’ın ‘dişi devesi’dir, onu sulayın!”

(Ancak Salih’i), yalanladılar ve arkasından deveyi, öldürdüler. Rab’leri de, suçları sebebiyle, onlara gazaplandı ve onları yerle bir etti. (Allah, hiçbir zaman, bu işin) akıbetinden(sonucundan) çekinmez!

[ŞEMS (91)/ 11-15]

 

 

LÛT KAVMİ NEDEN HELÂK OLDU?

 

Hz. İbrahim Urfa’dan Filistin’e hicret ederken yanında yeğeni Hz. Lût da vardı. Yüce Allah Hz. Lût’a
peygamberlik görevi verdi ve onu başkenti Sedom olan bir kavme peygamber olarak gönderdi.
Yüce Allah buyuruyor:
Ve Lût’u da kavmine peygamber (olarak) gönderdik. (Lût) Kavmine dedi ki: Siz gerçekten en çirkin
fuhşiyatı (eşcinselliği) yapıyorsunuz. Sizden önce âlemlerde bir tek kişi bu işi yapmamıştı. (Ankebût – 28)
Lût kavmi, eşcinsel (homoseksüel) denilen cinsel sapıklardı. Bu nedenle Hz. Lût öncelikle onları bu konuda
uyardı ve dedi ki: “Siz gerçekten en çirkin bir fuhşiyatı (eşcinselliği) yapıyorsunuz. Sizden önce, âlemlerde
bir tek kişi bu işi yapmamıştı.” Hz. Lût gece, gündüz yalvarıyor ve onlara öğütler veriyordu ama ne yazık
ki sapıklar iyice azmış ve iş çığırından çıkmıştı. Topluma açık yerlerde bile erkekler kendi aralarında sapık
ilişkide bulunurken, kadınlar da onları izliyor ve eğlenip gülüşüyorlardı, Hayâ kalkmış ve cinsel sapıklık
toplumun bütün kesimlerine yayılmıştı. Canlıların üremesini düzenleyen fıtrat kanunlarına ters düşen bu
sapıklık hareketi kuşkusuz devam edemezdi ve Âdetullah’ın gereği azabın gelmesi artık an meselesi idi.
Ve azap melekleri geldi Yüce Allah tarafından Lût kavmini helâk etmekle görevlendirilen melekler, genç ve
yakışıklı delikanlılar şeklinde Lût kavmine geldiler ve Hz. Lût’a konuk oldular. Konuklarının melek olduğunu
bilmeyen Hz. Lût, “Ah! Şimdi kavmim gelip bunları benden ister ve zorla almaya kalkışırlarsa, ne yapabilirim
ki” diye düşünürken, Evi kuşatan sapıklar “gençleri bize ver, aksi halde kapıyı kırarız” diye bağırmaya ve
tehditler savurmaya başladılar. Hz. Lût’un yüzü sapsarı oldu, nefesi durdu ve kalbi hızla çarpmaya başladı.
Yüce Allah buyuruyor:
(Melekler) dediler ki:”Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz, sana el uzatamazlar. Sen gecenin bir bölümünde
ailenle birlikte yürü, zevcenin dışında aranızdan kimse geride kalmasın. Çünkü onların başına gelecek
olan (azap), onun da başına gelecek. (Hûd – 81) 
Hz. Lût konuklarının melek olduğunu öğrenince, “Ooh’!” diye derin bir nefes aldı ve rahatladı. Tam o
anda sapıklar da kapıyı kırıp içeri girdiler ama meleklerden biri (Hz. Cebrâil) bir kanadını çıkarıp hafifçe
silkince, sapıkların hepsini şehrin dışına fırlattı ve gözlerini kör etti. Lût kavminin helâk olması:
Yüce Allah buyuruyor:
Güneşin doğuşu anında korkunç bir uğultu onları yakalayıverdi. (Hicr – 73)
Son gecelerinde daha da azgınlaşan sapıklar, Hz. Cebrâil’in bağırmasından kaynaklanan korkunç bir
uğultu ile yataklarından fırlayıp dışarı kaçıştılar. Korku ile birbirlerine bakışırlarken, şiddetli bir fırtına koptu
ve üstlerine taşlar yağmaya başladı.
Aşırı derecedeki sıcak taşlardan korunmak için tekrar evlerine kaçtılar ama bu defa da çok şiddetli bir
deprem başladı. Ayrıca yerden sıcak sular fışkırmaya ve gökten de sıcak çamur yağmaya başladı.
Artık Hz. Lût’un hak peygamber olduğuna inanmış, Yüce Allah’ın kudretini görmüş ve yaptıklarına çok
pişman olmuşlardı ama iş işten geçmiş ve onların kıyâmeti kopmuştu. Bu durumda ne kaçacakları bir
yerleri kalmıştı ve ne de ölümden başka bir seçenekleri!..
Yüce Allah buyuruyor:
Ülkelerinin üstünü altına çevirdik ve üzerlerine siccil’den taşlar yağdırdık. (Hicr – 74)
Yüce Allah’ın emri ile Hz. Cebrâil, Lût kavminin yaşadığı köy ve kasabaların tamamını yerinden koparıp
havaya kaldırdı ve ters çevirip yere vurdu.
Yüce Allah buyuruyor:
Ve Celâlim hakkı için ki, biz ondan (Lût kavminden) akıllı toplumlar için apaçık bir alâmet (Lût Gölünü)
bıraktık.
Dağları, tepeleri, bağları, bahçeleri ve meşhur Sedom şehri ile birlikte Lût kavminin yaşadığı
ülkenin tamamı batmış ve geriye ibret olarak sadece acı ve pis kokulu Lût Gölü kalmıştı.
 
 
LUT KAVMİ VE YIKILAN ŞEHİR

Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık; Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz. Oysa andolsun zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
Kamer Suresi, 33-36

Lut peygamber, İbrahim peygamberle aynı dönemde yaşamıştır. Hz. Lut, Hz. İbrahim’e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmişti. Bu kavim, Kuran’da belirtildiğine göre, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lut, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ve onlara Allah’ın ilahi tebliğini getirdiğinde onu yalanladılar, peygamberliğini inkar ettiler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da kavim, korkunç bir felaketle helak edildi.

Hz. Lut’un yaşadığı bu şehrin, Eski Ahit’te geçen ismi Sodom’dur. Kızıldeniz’in kuzeyinde kurulmuş olan bu kavmin aynı Kuran’da yazılanlara uygun bir şekilde helak edildiği anlaşılmıştır. Yapılan arkeolojik çalışmalardan anlaşıldığına göre şehir, İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü’nün (Ölü Deniz) yakınlarında bulunmaktadır.

Bu helak olayının kalıntılarını incelemeden önce, Lut Kavmi’nin neden bu cezaya çarptırıldığına bakalım. Kuran’da, Hz. Lut’un kavmine yaptığı uyarı ve onların cevabı şöyle anlatılır:

Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lut: “Sakınmaz mısınız?” demişti. “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz.” Dediler ki: “Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” Dedi ki: “Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım.” (Şuara Suresi, 160-168)

Kendilerini doğru yola davetine karşılık kavminin Hz. Lut’a karşı cevabı onu tehdit etmek olmuştu. Lut Kavmi, kendilerine doğru yolu göstermesinden dolayı Hz. Lut’a karşı öfke duyuyor, onu ve onunla birlikte iman edenleri sürgün etmek istiyorlardı. Başka ayetlerde olay şöyle anlatılır:

Hani Lut da kavmine şöyle demişti: “Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.” Kavminin cevabı: “Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!” demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 80-82)

Hz. Lut, kavmini apaçık bir doğruya çağırıyor ve anlaşılır bir şekilde uyarıyordu. Ancak kavim hiçbir uyarıyı dinlemiyor ve Hz. Lut’u inkar etmeye ve onun haber vermekte olduğu azabı yalanlamaya devam ediyordu:

Lut da; hani kavmine demişti: “Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı ‘çirkin bir utanmazlığı’ yapıyorsunuz. Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?” Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: “Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah’ın azabını getir” demek oldu. (Ankebut Suresi, 28-29)

Kavminden bu cevabı alan Hz. Lut, Allah’tan yardım istedi:

Dedi ki: “Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et.” (Ankebut Suresi, 30)

Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar. (Şuara Suresi, 169)

Hz. Lut’un isteği üzerine Allah, erkek kılığına girmiş iki melek gönderdi. Bu melekler, Hz. Lut’a gelmeden önce Hz. İbrahim’e gitmişlerdi. Hz. İbrahim’e yaşlı karısının bir çocuk doğuracağı müjdesini veren elçiler asıl gönderiliş sebeplerini de açıkladılar: Azgın Lut Kavmi, helak edilecekti.

(İbrahim) dedi ki: “Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?” “Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik” dediler. “Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir.” (Zariyat Suresi, 31-34)

Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır. (Hicr Suresi, 59-60)

Elçilikle görevlendirilmiş melekler Hz. İbrahim’in yanından çıktıktan sonra Hz. Lut’a geldiler. Elçileri tanımayan Hz. Lut önce endişeye kapıldı, ancak onlarla konuştuktan sonra yatıştı:

Elçilerimiz Lut’a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: “Bu, zorlu bir gün” dedi. (Hud Suresi, 77)

(Lut) Dedi ki: “Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz.” “Hayır” dediler. “Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.” Ve onlara şu emri verdik: “Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir.” (Hicr Suresi, 62-66)

Bu sırada kavim, Hz. Lut’un konuklarının geldiğini haber almıştı. Bu konuklara da sapıkça bir eğilimle yaklaşmaktan çekinmediler. Evin etrafını çevirdiler. Konuklarına mahçup olmaktan endişelenen Hz. Lut, kavme şöyle seslendi:

(Lut onlara) “Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin” dedi. “Allah’tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin. (Hicr Suresi, 68-69)

Kavminin cevabı ise, Hz. Lut’a çıkışmak oldu: “Dediler ki: ‘Biz seni ‘herkes(in işin)e karışmaktan’ alıkoymamış mıydık?” (Hicr Suresi, 70)

Elindeki tüm imkanları kullanan Hz. Lut, misafirlerine ve kendisine bir kötülük yapılacağı endişesiyle şöyle dedi: “Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim.” (Hud Suresi, 80)

“Misafirleri” ise, Hz. Lut’ a Allah’ın elçileri olduklarını hatırlatarak şöyle dediler:

(Elçiler) Dediler ki: “Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va’dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?” (Hud Suresi, 81)

Şehir halkının azgınlığının son noktaya varmasıyla beraber Allah, meleklerin yardımıyla Hz. Lut’u kurtardı. Sabah vakti de, kavmin üzerine Hz. Lut’un uyardığı azap gönderildi:

Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. “İşte azabımı ve uyarmamı tadın.” Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi. (Kamer Suresi, 37-38)

Ayetlerde, kavmin helakı şöyle tarif ediliyor:

Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda ‘derin bir kavrayışa sahip olanlar’ için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. (Hicr Suresi, 73-76)

Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında ‘belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış’ olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir. (Hud Suresi, 82-83)

Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir. (Şuara Suresi, 172-173)

Kavim helak olurken içlerinden Hz. Lut ve sayıları ancak “bir ev halkı” kadar olan iman edenler kurtarıldı. Hz. Lut’un karısı iman etmemişti ve o da helak edildi:

Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (Araf Suresi, 83-84)

Böylece Hz. Lut karısı dışındaki ailesiyle ve kendisine inananlarla beraber kurtarıldı. Sapık kavim ise, yerle bir oldu.

LUT KAVMİ VE YIKILAN ŞEHİR

Lut Gölü’ndeki “Apaçık Ayetler”
Hud Suresi’nin 82. ayeti “böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık” ifadesiyle, Lut Kavmi’nin başına gelen felaketin şeklini açıkça bildirir.

Ayetin başında geçen “üstünü altına çevirmek” fiilinin şiddetli bir deprem ile bölgenin yerle bir olduğunu anlatıyor olması mümkündür. Nitekim, helak olayının yaşanmış olduğu bölge olan Lut Gölü, böyle bir depremin oluştuğuna dair “apaçık deliller” taşımaktadır.

Alman arkeolog Werner Keller konu hakkında şöyle diyor:

Bu bölgede bir gün kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut Kavmi’nin şehirleri yerin derinliklerine gömülmüşlerdi.1

Zaten Lut Gölü, ya da diğer adıyla Ölü Deniz, aktif bir sismik bölgenin, yani bir deprem kuşağının tam üstünde yer almaktadır:

Ölü Deniz’in tabanı Rift Vadisi denilen tektonik kökenli bir çöküntü içinde yer alır. Bu vadi kuzeyde Taberiye Gölü’nden, güneyde Arabah Vadisi’nin ortasına kadar 300 km.’lik bir uzantıda yer alır.2

Ayetin devamında “üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık” cümlesiyle ifade edilen olayın ise, Lut Gölü kıyısında meydana gelen volkanik bir patlama ve bunun sonucunda püsküren “pişirilmiş kıvamdaki” kaya ve taşlar olması mümkündür. (Şuara Suresi’nin 173. ayetinde aynı olay “…ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kadar da kötü” şeklinde bildirilmiştir.)

Werner Keller bu konuda da şöyle diyor:

Bu deprem sırasında, yerkabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanlara serbest yol vermiştir. Şeria’nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup buralarda kireç katmanları üzerinde geniş lav kütleleri ve bazalt katmanları yer almıştır.3

İşte bu lav ve bazalt katmanları, zamanında burada volkanik bir patlamanın ve depremin olduğunu gösteren en büyük kanıtlardır. Kuran’da, “üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık” ifadesiyle tarif edilen olay da büyük olasılıkla bu volkanik patlamadır. Aynı ayette “…emrimiz geldiği zaman üstünü altına çevirdik” şeklinde ifade edilen olay da Rift Vadisi’nde tektonik kökenli olan ve volkanların yeryüzüne büyük bir şiddetle çıkmasına sebep veren deprem ile onun getirdiği yarılma ve çöküntüler olmalıdır.


Lut Kavminin yaşadığı bölgenin uydu fotoğrafı.
(Yanda)Lut Gölü’nün uydudan çekilmiş fotoğrafları.

Lut Gölü ya da diğer bir adıyla Ölü Deniz.

(Yanda) Kavmin yok olmasına sebep olan volkan patlamasını ve ardından meydana gelen çöküşü gösteren çizim.
Lut Gölü çevresindeki dağların üstten görünüşü

Lut Gölü’nün taşıdığı “apaçık ayetler” gerçekten de son derece dikkat çekicidir. Kuran’da anlatılan kıssalar ve bildirilen olaylar, genelde, Ortadoğu, Arap Yarımadası ve Mısır etrafında yoğunlaşır. İşte bu toprakların hemen ortasında Lut Gölü vardır. Lut Gölü, etrafında geçen olaylar kadar jeolojik olarak da dikkat çekicidir. Göl, Akdeniz’in yüzeyinden yaklaşık 400 metre daha alçaktadır. Gölün en derin yeri de 400 metre olduğundan, göl tabanı Akdeniz’in yüzeyinden 800 metre alçaktadır. Bu, dünyanın en alçak noktasıdır: Dünyanın deniz yüzeyinden aşağı olan başka bölgelerinde alçaklık en fazla 100 metre kadardır. Lut Gölü’nün başka bir özelliği de suyundaki tuz yoğunluğunun çok yüksek olması, tuz miktarının %30′u bulmasıdır. Bundan dolayı gölde balık ya da yosun gibi herhangi bir canlı yaşayamaz. Batı dillerinde Lut Gölü’ne “Dead Sea” (Ölü Deniz) denilmesinin sebebi de budur.


Göle kayan şehrin kalıntılarından bir kısmı göl kıyısında bulundu. Bu kalıntılar Lut Kami’nin yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyordu.

Kuran’da anlatılan Lut Kavmi ile ilgili olay, tahminlere göre yaklaşık MÖ 1800 yıllarında olmuştur. Alman araştırmacı, Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik incelemelere dayanarak yaptığı açıklamalarda Lut Kavmi’nin yaşadığı Sodom ve Gomorra şehirlerinin yerlerinin Siddim Vadisi denilen ve Lut Gölü’nün en alt ucunda bulunan bölgede olduğunu ve zamanında buralarda büyük ve geniş yerleşim alanlarının bulunduğunu belirtiyor.

Lut Gölü’nün en dikkat çekici yapısal özelliği ise, Kuran’da anlatılan helak olayının nasıl yaşandığını gösteren bir kanıttır:

Lut Gölü’nün doğusunda bir yarımada oluşturan ve dile benzeyen bir kısım, gölün içine uzanır. Bu kısma Araplar “El Lisan” yani “dil” adını vermişlerdir. Burada suyun tabanında, adeta gölü ikiye ayıran fakat görülmeyen keskin bir dirsek uzanmaktadır. Bu yarımadanın sağında taban 400 metre derin olduğu halde, sol tarafı şaşılacak kadar sığdır. Son yıllarda yapılan ölçümlerden burasının derinliğinin ancak 15-20 metre kadar olduğu anlaşılmıştır. Daha sonradan oluştuğu tesbit edilen bu sığ bölge, önceki yazıda belirttiğimiz deprem ve bu deprem sonucu oluşan kütlevi bir çöküntünün eseridir. Eskiden Sodom ve Gomorra’nın bulunduğu, yani Lut Kavmi’nin yaşadığı yer işte burasıdır:

Zamanında buradan karşı kıyıya yürüyerek geçmek mümkündü. Eskiden Siddim Vadisi’nde bulunan Sodom ve Gomorra şehirlerini, şimdi Ölü Deniz’in alt bölümünün düzgün yüzeyi örtüyor. MÖ 2. bin yılın başlarında korkunç bir doğal felaket sonucu tabanın çökmesi, kuzeyden gelen tuzlu suyun bu yeni oluşan boşluğa akmasına ve buranın dolmasına sebep oldu.4

Lut Kavmi’nin izleri, gözle de görülebilir… Kayıkla Lut Gölü’nün bu alt ucunda gezildiğinde, güneş ışınları da suya uygun bir açıyla yansıyorsa, insan şaşılacak bir görünümle karşılaşır. Kıyıdan biraz ötede suyun içinde ağaçların belirdiği görülür. Bunlar da gölün son derece yoğun olan tuzlarının konserve ettiği ağaçlardır. Derinlerde yeşil renkte görülen ağaç gövdeleriyle ağaç artıkları çok eskidir. Bir zamanlar bu ağaçların yapraklarının yeşillendiği ve çiçek açtığı yer yani Siddim Vadisi, bölgenin en güzel yerlerinden biriydi.

Lut Kavminin uğradığı felaketin teknik yönü, jeologların araştırmalarından anlaşılıyor. Buna göre, Lut Kavmini yok eden deprem, oldukça uzun bir yerkabuğu çatlağı (fay hattı)nın sonucunda oluşmuştur: Şeria Nehri’nin yatağını oluşturan 190 kilometrelik mesafe boyunca Şeria Nehri toplam 180 metrelik bir düşüş yapar. Bu durum ve Lut Gölü’nün deniz seviyesinden 400 metre alçak olması, burada bir zamanlar büyük bir jeolojik olayın meydana geldiğini gösteren önemli delillerdendir.

Şeria Nehri ile Lut Gölü’nün bu ilginç yapısı da, yerkürenin bu bölgesinden geçen bir yarık ya da çatlağın ancak bir parçasından ibarettir. Bu çatlağın durumu ve uzunluğu son zamanlarda saptanmış bulunmaktadır.

Bu çatlak, Toroslar’ın eteklerinden başlayıp güneye doğru Lut Gölü’nün güney kıyılarından ve Arap çölü üzerinden Akabe Körfezi’ne uzayıp oradan da Kızıl Denizi geçerek Afrika’da son bulmaktadır. Bu uzun çöküntünün uzayıp gittiği yerlerde kuvvetli yanardağ hareketlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki, İsrail’deki Galilee Dağları’nda, Ürdün’ün yüksek yayla kısımlarında, Akabe Körfezi ve diğer yakın yerlerde siyah bazalt ve lavlar bulunmaktadır.

Tüm bu kalıntılar ve coğrafi özellikler, Lut Gölü’nde büyük bir jeolojik olayın yaşandığını göstermektedir. Werner Keller bu jeolojik olayı şöyle anlatıyor.

Bu bölgede bir gün kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut Kavmi’nin şehirleri de yerin derinliklerine gömülmüşlerdir. Bu deprem sırasında, yer kabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanları harekete geçirmiştir. Şeria’nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup buralarda kireç katmanları üzerinde geniş lav kitleleri ve bazalt katmanları yer almıştır.5

National Geographic ise Aralık 1957 sayısında konu hakkında şöyle diyordu:

Sodom tepesi, ölü denize doğru yükselir. Hiç kimse şimdiye dek yok olan şehirler Sodom ve Gomorra’yı bulamadı, fakat bilim adamlarına göre bu şehirler kayalıkların karşısındaki Siddim Vadisi’nde duruyorlar. Büyük ihtimalle Ölü Deniz’in taşkın suları ve depremin altında kaldılar.6

LUT KAVMİ VE YIKILAN ŞEHİR

Pompei de Aynı Sona Uğramıştı
Kuran’da, Allah’ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı şöyle haber verilir:

…Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)


Yukarıdaki resimde felaketten önce Pompei halkının çok büyük bir lüks ve ihtişam içinde yaşadığı açıkça görülüyor.

Evet, “Allah’ın sünnetinde (kurallarında) hiçbir değişiklik” yoktur. Allah’ın kurallarına aykırı giden, O’na başkaldıran herkes, aynı ilahi kanunla karşılık görür. Roma İmparatorluğu’nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de, aynı Lut kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut Kavmi’yle benzer oldu.Pompei’nin helakı, Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla gerçekleşmişti.

Vezüv Yanardağı, İtalya’nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yaklaşık, 2000 yıldan beri suskun olan Vezüv “İbret Dağı” şeklinde adlandırılır. Vezüv’ün bu şekilde tanımlanması boşuna değildir. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei faciası birbirine çok benzemektedir.

Vezüv’ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, herşey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu.

Pompei’nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette ders çıkarılabilecek bir yön vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösteriyor. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun çok yaygın olmasıydı.


Felaket öncesinde Pompei kentindeki refah ve zenginliği gösteren bir fresk.

Ancak Vezüv’ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçmamış ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olmalarıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Cinsel birleşme halinde, sayısız taşlaşmış çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı.

İşte facianın en akıl almaz yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir?

Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinden birkaç örnek.

Olayın bu yönü, Pompei’nin yokoluşunun Kuran’da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran’da, helak olayları anlatılırken “birden yok olma” üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi’nde anlatılan “şehir halkı”, tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29. ayetinde bu durum şöyle anlatılır:

(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (Yasin Suresi, 29)

Kamer Suresi’nin 31. ayetinde Semud kavminin helakı anlatılırken de yine “anında yok olma” olayına dikkat çekilir:

Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi, 31)

Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı şekilde, “anında yok olma” tarzında gerçekleşmiştir.

Tüm bunlara rağmen, Pompei’nin eski yerinde bugün olaylar pek fazla değişmiş değil. Napoli’nin sefahat mahalleleri, Pompei’den hiç aşağı kalmıyor. Kapri Adası, eşcinsellerin ve çıplakların kamp yaptıkları bir üs durumunda. Kapri Adası turizm reklamlarında “Eşcinseller Cenneti” olarak tanımlanıyor. Sonuçta, yine bölge halkının aynı tür bir yaşamı seçtikleri görülüyor. Yalnızca Kapri’de ve İtalya’da değil, dünyanın hemen hemen her tarafında bu tür bir ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve insanlar geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden ders almamakta ısrar etmektedirler.

Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (SAV) bir gün:

“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:
“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu:
“1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse,
2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman,
3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
4- Kişinin karısının kötü emirlerine itaat ettiği zaman,
5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman,
6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman.
7- Arkadaşın kötü emirlerine itaat arttığı zaman,
8- mescitlerde (rızay-ı İlâhî gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.)
9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman;
10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman;
11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman,
12- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman;
13- Şarkıcı kadınlar arttığı zaman;
14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman,
15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.”
(Kütüb-ü Sitte, 14/340; Tirmizî, Fiten 31, (2307)
ne kadar doğru bilmiyorum bazı maddelerin orada olma sebebini tam olarak anlamasam da çoğunu yaşamaya başladık….

Kuran’da haberleri aktarılan kavimlerle ilgili tarihsel ve arkeolojik yeni bulgular, Kuran’da verilen haberlerin doğruluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. İnsana düşen ise bu kavimlerin başına gelenlerden öğüt almak ve kendisini Allah’a yakınlaştıracak vesileler aramaktır. Ancak bu yolla ahirette kurtuluşa ulaşanlardan olmayı umut edebilir. Bu filmde estetik yönüyle çarpıcı, bereketli bağ ve bahçeleri olan bir coğrafyada yaşayan Sebe Halkı’nın ve Allah’a iman etmeyen ancak ölüm kendisine gelip çattığında Allah’a iman ettiğini söyleyen Mısır hükümdarı Firavun’un ve yakın çevresinin başlarına gelen helak incelenmektedir.

Beşeriyet, helak olan kavimlerden niçin ders almıyor?
Kur’an-ı Azimüşşan, geçmiş kavimlerden bahsetmekle, Allah’ın dinine sed çekenlerin âkıbetlerini nakletmekle, kıyamete kadar gelecek bütün insanları îkaz etmekte, mânâ-yı işârisiyle, “Kim Allah’ın dinine savaş açarsa, onlar da yok olup gidecektir!” demektedir. Şimdi bu konu ile ilgili yüzlerce âyet-i kerimeden bir tekine bakalım. Tevbe Sûresi’nin 70. âyet-i kerimesinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:
“Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavminin, İbrâhim kavminin, Medyen halkının ve (Lut kavmi gibi) alt üst olan (şehir)lerin haber (ler)i gelmedi mi? Peygamberleri onlara mu’cizeler getirmişti. Böylece Allah onlara zulmediyor değildi; fakat (onlar bu inkarlarıyla) kendilerine zulmediyorlardı.”

Allahu Azimüşşan’ın göndermiş olduğu peygamberlerle muâraza eden, Allah’ın hükümlerine sed çekmeye çalışan kavimlerin başlarına neler geldiğini kısaca hatırlayalım:
Nuh Kavmi: Hz. Nuh Aleyhisselam’ın 950 yıl boyunca yaptığı tebliğe kulaklarını tıkadı. İlâhî hükümlerle alay etmeye kalkıştı. Sonunda bir tûfanla kökleri kesildi, bir teki bile hayatta kalmadı.
Âd Kavmi: Bu kavmin insanları dev gibi iri cüsseli idiler. Güçlerine, servetlerine güveniyor, Hz. Hûd Aleyhisselam’ın Tevhid-i hakikiye davet edişine kulaklarını tıkıyorlardı. Sonunda gazab-ı İlâhiye müstahak oldular. Önce siyah bir bulut, ardından müthiş bir rüzgâr (sarsar) geldi. O koca koca insanlar saman çöpü gibi sağa sola savrularak helak oldu.
Semûd Kavmi: Hz. Salih Aleyhisselam’ın şefkatli sözlerine, nasihatlarına alayla karşılık verdiler. Kayanın içerisinden bir devenin çıktığını gözleriyle görmelerine, bu büyük mucizeye rağmen iman etmediler. Üstelik Peygamberin ikazına aldırış etmeden deveyi kestiler. Bu inkarları ve azgınlıkları ile gazâb-ı İlâhiyi celbettiler. 1. gün yüzleri sarardı, 2. gün kızardı, 3. gün simsiyah oldu. Dördüncü günü gazab-ı İlâhî geldi. Tek bir sesle diz üstü çöküp ölüverdiler. Gökyüzünden korkunç bir ses geldi, ardından şehirlerinin altı üstüne getirildi.
Nemrut Kavmi: Hz. İbrahim’in, Allah’ın hükümlerini yeryüzünde hâkim kılma dâvâsına set çekmeye çalıştı. Sonunda sivrisinek taifesi ile helak olup gittiler.
Lût Kavmi: Hz. Lût Aleyhisselam’ın tebliğ ettiği İslâma kulaklarını tıkadılar. Üstelik iğrenç bir fiili işlemekte ısrar ettiler. Bunun üzerine ibret-i âlem için üzerlerine ateşte pişirilmiş taşlar yağdırıldı. Beldelerinin altı üstüne çevrildi. Hepsi helak olup gitti.
Hz. Şuâyb Aleyhisselam’ın tebliğine aldırış etmeyen azgın Medyen ahalisi, şiddetli zelzele ile, Eyke ahalisi kavurucu bir sıcaklığın ardından toplandıkları koyu gölgeli bir buluttan üzerlerine yağan ateşle helak oldu.
Firavun Kavmi, Hz. Musa’nın Hakka dâvetine aldırış etmedi. Gücüne, kuvvetine güvendi, sonunda suda boğularak helak olup gitti.
Bunun gibi nice zâlim ve azgın kavimler; Bel’am, Câlut, Ebrehe, Ebu Cehil gibi nice kâfir simalar kahr ile perişan olup geberip gitti.
Cenab-ı Hak, dinine savaş açanları helak ettiği gibi, dinini müdafaa edenleri de lutfuyla kurtardı, sonunda dinini galip eyledi.
Dünya sahnesinde şimdi işte herkesin bildiği zalimler tâifesi var. Görüldüğü kadarıyla onlar Kur’an-ı Azimüşşan’ın îkazına aldırış etmiyor. Öyleyse mukadder âkıbetlerine hazır olsunlar…


Helak Olan Kavimlerden İbretlik Tablolar

“Biz Nice Kavimleri Helak Ettik. Azabımız Onlara Geceleyin Uyurken Veya Gündüzün İstirahat Halindelerken Gelmişti. Onlara Azabımız Geldiği Zaman; “Biz Gerçekten Zalimlerdenmişiz” Demekten Başka İtirafları Olmadı!..”
( A’raf; 4-5 )
 
 
Arama
Arşiv